S-400, bir askeri alımdan fazlası
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

S-400, bir askeri alımdan fazlası

25.03.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Türkiye S-400 sistemleri ile F-35 jetlerini birlikte kullanırsa bu uçakların gerçekten S-400 radarlarına görünmez olup olmadığı da ortaya çıkar ve bunu öğrenen ilk ülke de Türkiye olacaktır. Pentagon’un korkusu da tam burada başlıyor.

Modern askeri literatürde iki önemli doktrin vardır ve bunlar ülkelerin bağımsızlık ve egemenliklerini korumak için olmazsa olmaz parametreleridir. Zira modern savaş stratejilerinde, bir ülke veya bölgeye müdahale etmeden önce o bölgenin hava sahasını kontrol altında almak şarttır. Yakın tarihte Körfez Savaşları bunun en bariz örneklerindendir.
Bu doktrinlerden biri hava üstünlüğü (airsuperiority) ve diğeri de hava egemenliğidir (airdominance). Hava üstünlüğü, kendi hava sahasını bir yabancı uçak tarafından ihlal edildiğinde, kendi savaş uçaklarını yollayarak gerek uyarı gerekse it dalaşına girerek istenmeyen uçağı bölgeden uzaklaştırmayı başarmak veya imha ederek kendi hava sahasında taktik üstünlüğü elde etmek demektir. Hava egemenliği ise bir ülkenin daha stratejik bir düzeyde, kendi hava sahası içerisinde herhangi bir istenmeyen uçan cismi etkisiz hale getirme yeteneğine denir. Bu bir uçak olabileceği gibi, düşman İHA, SİHA veya düşman tarafından fırlatılan havadan-karaya ya da karadankaraya füze de olabilmektedir.
Türkiye bölgede hava üstünlüğü konusunda şimdilik güçlü olsa da dışarıdan fırlatılan bir füze saldırısına karşı bölgede en zayıf durumdadır. Devlet, bu acil ihtiyaç doğrultusunda, 2017’de Rusya’dan piyasa da bulunan en etkin uzun menzilli hava ve füze savunma sistemlerini almak için el sıkışmıştır. Savunma Sanayii yetkilileri, S-400’lerin 2019 da geleceğini ve Kasım ayında operasyona başlayacak ilk iki sistemde Türkiye’nin dost/düşman tanıma yazılımlarının entegre edileceğini ve sistemlerin Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılayacağını belirtmektedir. Bu sistemler, Türkiye’ye bölgede ciddi derecede stratejik üstünlük kazandıracaktır. Ancak, Türkiye’nin bu hamlesine şiddetle karşı çıkan devlet, ABD’dir.

NATO için tehlikeli mi?
ABD itiraz gerekçelerini şöyle izah ediyor: 1- NATO’ya üye bir ülke Rus yapımı bir silah kullanmamalı, 2- NATO hava savunma sistemine S-400’ler entegre edilemez. Buna ek olarak Pentagon, S-400 sistemi aldığı takdirde Türkiye’ye F-35 savaş uçağının verilmeyeceğini hatta bir silah ambargosu uygulayacağını belirtmektedir.
Komşu ülkelerden Yunanistan’ın S-300 sistemlerini kullanmasının yanında Slovakya ve Bulgaristan’ın benzer silah sistemleri kullandığı açık bir gerçektir.
Bu sistemleri zor olsa dahi NATO’nun hava gözetim sistemine dahil edebilmişlerdir. ABD bunun farkındadır. O zaman Türkiye’ye karşı neden bu kadar sert tavır sergilemektedir? S-400 sistemleri Türkiye’ye gelirse neler olur, neler değişir onun üzerinde duralım.
S-400 hava savunma sistemleri çok karmaşık radar sistemleri kullanıyor ve farklı füzeler kullanarak hedefi imha etme kabiliyetine sahipler. Hedefin özelliklerine göre otomatik olarak fırlatılacak füzeyi seçebiliyor. Bu üstün radarlar ve füze sistemlerinden dolayı Hatay’da konuşlu bir sistem 600 km uzaklıktan bir hedefi takibe alabilmekte yani hemen hemen bütün Suriye, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ın hava sahasını aynı anda tarayabilmektedir.
Bunun gibi İzmir’de konuşlandıran bir sistem Batı Akdeniz, Ege dahi bütün Yunanistan’ın hava sahasını tarama becerisine sahiptir. Bu sistemler herhangi bir uçan cismi 400 km mesafeden kilitleyip onu 250 km mesafede imha edebilmektedir. Yani bu sistemler Türkiye’ye İran, Irak, Suriye, İsrail başta olmak üzere Ortadoğu’nun önemli bir kısmından gelebilecek tehditleri bertaraf edebilme yetisini vermekle kalmayıp, aynı zamanda Ege ve Doğu Akdeniz’de ve özellikle Kıbrıs etrafındaki tüm doğalgaz yataklarını kapsayacak şekilde Türkiye’nin rızası dışında askeri bir harekâta izin vermeyecek biçimde mutlak bir stratejik üstünlük sağlamaktadır. ABD’nin rahatsız olduğu nokta belki de tam da budur. Çünkü Suudi Arabistan’a bile Patriot Hava Savunma Sistemleri veren ABD, Türkiye’ye satış konusunda yıllardır oyalama taktiği uyguluyor. Ya Pentagon ya da ABD Kongresi Türkiye’ye satışı önlemişlerdir.

Terör koridoru planını bozacak
Daha önce de Türkiye, Çin’den S-300 hava savunma sistemlerin bir eşiti olan HQ-9 almak istediğinde ABD baskısı sonucu vazgeçti. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan S-400 anlaşmasının imzalandığını, ön ödeme yapıldığını açıklayınca, ABD’den yükselen seslerin dozu artmıştır. Rus tarafı da ilk sevkıyatı 2019 yılın ortasında yapacağını ve Kasım ayında göreve başlayacağını söylemektedir. ABD Türkiye’ye Patriot’ları vermemek için yıllardır oyalarken, Türkiye’nin S-400 sistemlerini kullanmasının Washington’u kızdıracağı açıktır. Ki ABD’li uzmanlar da S-400’ün Patriotlardan daha üstün bir hava savunma sistemi olduğunu kabul etmektedirler.
Ayrıca S-400 sisteminin Türkiye’ye gelmesi ve Türk ordusu tarafından etkin olarak kullanılması, ABD’nin Fırat’ın doğusuna sevk ettiği 23 bin tır silahla kurmak istediği terör koridor planını da oldukça zorlaştırır. Mesela diyelim ki Türkiye, Suriye’nin kuzeyini uçuşa yasak bölge olarak ilan etti. Bu adımı atması halinde Türkiye’nin elinde bunu gerçekleştirmek için şu anda pek silah yok. S-400 sistemlerin gelmesi ile Türkiye sadece kendi kara ve deniz sınırlarını değil, aynı zamanda Suriye’de terörden temizlediği bölgenin güvenliğini de sağlayabilecektir.

Pentagon’un asıl korkusu
Şimdi gelelim ABD’nin silah ambargosu ve F-35 uçaklarını verip vermemesi konusuna ve bunu uygulamak için kullandığı gerekçelere... Evet, ABD eğer Türkiye’ye F-35 jetleri vermezse 2024’ten 2030 yılları arasında hava üstünlüğü konusunda Türkiye sıkıntı yaşayabilir. Çünkü ABD’nin 2023-2024 yıllarından itibaren Yunanistan’a F-16v uçakları vermeye başlaması muhtemel. Bu uçaklar TSK’nin elinde olan uçaklardan daha üstün özelliklere sahip. Ama Savunma Sanayii Örgütü’nün planına göre 2030 yılından itibaren özgün beşinci nesil milli muharebe uçakları (TFX) TSK’nin envanterine girmeye başlayınca bu sorunu da gidermiş olacaktır. ABD zaten epeydir Türkiye’ye gayrı resmi silah ambargosu uyguluyor. Özel Kuvvetler tarafından kullanılan tabancalar verilmiyor. TSK’nin elinde olmayan silahlar ise teröristlere veriliyor. Ama tarih şunu gösteriyor: Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan bu yana uygulanan her ambargolardan kârlı çıkan taraf Türkiye olmuştur. Çünkü yerli imkânlarla yerli üretimler ivme kazandı. F-35 uçakları da Türkiye için önemli ama alternatifsiz bir ürün değildir. F-35 üretiminde “kurucu” proje ortağı olarak Türkiye’nin de ciddi katkıları var. Projeden Türkiye’yi çıkarması ABD için hem maliyetli hem de zaman kaybı olur. Türkiye ABD’nin endişelerini de anlıyor ve bunlara gerekli önemi vereceğini taahhüt ediyor.
Türkiye S-400 sistemleri ile F-35 jetlerini birlikte kullanırsa bu uçakların gerçekten S-400 radarlarına görünmez olup olmadığı da ortaya çıkar ve bunu öğrenen ilk ülke de Türkiye olacaktır. Pentagon’un korkusu da tam burada başlıyor. F-35 jetlerinin radar ve elektronik izleri Türkiye’deki S-400 sistemler üzerinden Rusya’ya gidebilir ve belki daha da önemlisi bu bilginin ortaya çıkmasının proje üzerindeki muhtemel etkilerini düşünüyordur... 1992 yılında başlayan F-35 programının 2070 yılına kadar kullanımda kalması öngörülüyor, bu süreçte üretime yönelik tedariklerle toplam bütçenin 1,6 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor. Halihazırda zaman ve bütçe açısından birçok kez Amerikan kongresinde ek süre ve bütçe alan proje, birçok kez iptal noktasına gelmiş; bugün bile artık iptal edilmesi büyük zararlara yol açacağından 2070’ten çok önce durdurulması öngörülmektedir. Bu durumda zaten ağır aksak giden, çok uzayan ve çok maliyetli olan projeyi Türkiye’nin elde edeceği S-400’ler tarafından “görülebilir/ vurulabilir” olması, sadece AB ülkelerine satılması öngörülen 5 bin adet F-35’ten gelecek 650 milyar dolarlık satışı da büyük sekteye uğratır. Konunun temeli buradadır.
S-400’leri olan Türkiye’ye ABD’nin F-35 satmaması konusu ise başlı başına bir inceleme konusu olacak bir durum. Şu söylenebilir; ABD’nin bu tedbiri alması çok zor görünüyor. Türkiye’ye F-35’leri teslim etmemek, yani programdan çıkarmak F-35’lerin üretim ve teslimatlarını hem maliyetli hale getirir hem de süreleri tahmin edilemeyecek boyutta uzatır.

Ankara’nın hamlesi çok kritik
Türkiye zaten bu endişelere çözüm üretebileceğini söylüyor. Envanterinde S-300 olan diğer NATO üyeleri bunu başarmış durumda.
Yakın zamanda her şey belli olur, netleşir. Soğuk savaştan onlarca yıl sonra hâlâ o psikoloji ile hareket edenlerin pek bir kazanç elde edemeyeceğini düşünüyorum. Bugün Avrupa Birliği bile NATO dışında kendi ordusunu kurma planları içerisinde. Demek oluyor ki Almanya ve Fransa’daki siyasi irade de bunun farkındadır. Gerekirse, seneler önce İsmet Paşa’nın dediği gibi “Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de yerini alır”. Yaklaşık bir asır geçti, şimdi yeni bir dünya kuruluyor. Türkiye de yeni yapıda daha güçlü ve önemli pozisyonda yerini alabilir, daha da etkin bir rol oynar.
S-400 alımı, 96 yıllık Cumhuriyet tarihinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hem “İstikbal göklerdedir” hem de “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” doktrinlerine yönelik atılmış en büyük ve en cesur adımdır. Bu hamleye, dar bir bakış açısıyla yaklaşılmaması ve büyük fotoğrafın iyi okunması gerekli.

R. Onur Erim & WalId Mohammed / Dragoman Strateji

 

Yazarın Son Yazıları

Cumhuriyetin sağlık vizyonundan piyasalaşmaya - Gamze Burcu Gül

Her yıl “Tıp Bayramı” olarak kutladığımız 14 Mart, bir meslek gününden ibaret değildir; aynı zamanda güçlü bir tarihsel semboldür.

Devamını Oku
14.03.2026
Andımız neyin pusulasıydı? - Yener Oruç

Gün geçtikçe suça bulaşan çocuk sayısı, çocuk çeteleri artıyor.

Devamını Oku
14.03.2026
Yoksulluk sorunu ve Marie Antoinette sendromu - Prof. Dr. Mehmet Tomanbay

TÜİK aralık ayı enflasyonunu yüzde 0.89, 2026 yılı ocak enflasyonunu yüzde 4.84 ve 3 Mart 2026 günü de şubat ayı enflasyonunu yüzde 2.97 olarak açıkladı.

Devamını Oku
13.03.2026
Vatan - emek - Cumhuriyet - Kaan Eroğuz

İnsanlığın, önüne ancak çözebileceği sorunları koyabileceği Marx’ın “Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı” isimli eserinden bu yana tekrarlanan bir tespittir.

Devamını Oku
12.03.2026
Dünya düzeni öldü mü? - İlker Başbuğ

3-15 Şubat 2026 tarihleri arasında toplanan Münih Güvenlik Konferansı’na katılan liderlerin çoğu, 1945 sonrası dünya düzeninin öldüğünü ilan etti.

Devamını Oku
12.03.2026
Üretim araçları sendikanın olursa - Engin Ünsal

İşçi sendikalarının temel görevi işveren karşısında güçsüz olan işçi sınıfına güvenli bir çalışma ortamı ve üretimden hakça bir pay sağlamaktır.

Devamını Oku
11.03.2026
Yapay zekâ nereye bağlanır? - Tayfun İşbilen

Bir yapay zekâ aracına “Bana bir paragraf yaz” dediğimizde ekranda beliren cümleler sanki “bulut” denen o belirsizlikten kendiliğinden süzülüp geliyormuş gibi görünüyor.

Devamını Oku
11.03.2026
Öncelikle Mavi Vatan’da sondaj - Hikmet Sami Türk

Yeni derin deniz sondaj gemimiz Çağrı Bey, 15 Şubat’tan bu yana petrol ve doğalgaz aramak amacıyla Somali’ye gitmek için yolda.

Devamını Oku
10.03.2026
Cumhuriyet’in bekası, ekonomi ve ‘kararsızlar’ - Sıtkı Ergüney

Kamuoyu araştırmaları, her üç seçmenden birinin yaklaşan genel seçimde oy vermeyi düşündüğü partiyi henüz belirleyemediğini gösteriyor.

Devamını Oku
10.03.2026
Cinsiyetçi düzen - M. Jülide Kızıltepe

Kadına yönelik şiddet, yalnızca bireysel patolojilerin değil, esasen toplumsal, kültürel ve kurumsal yapıların ürettiği ve yeniden ürettiği çok katmanlı bir sorun.

Devamını Oku
09.03.2026
Acının nesnesi değil, hayatın öznesi - Banu Tozluyurt

Dün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ydü.

Devamını Oku
09.03.2026
Eşitlik için mor, yeşil ve kamucu dönüşüm - Aylin Nazlıaka

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yalnızca bir anma günü değildir; eşitsizliğe, sömürüye, şiddete ve görünmez kılınan kadın emeğine karşı verilen tarihi direnişin adıdır.

Devamını Oku
07.03.2026
İklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç - Prof. Dr. Bekir S. Kocazeybek

Dünyada son yıllarda insan yaşamını tehdit eden faktörlerden en önemli ikisi olarak iklim değişikliği ve antimikrobiyal direnç (AMD, bakterilerin antibiyotiklere karşı gösterdiği direnç) sayılabilir.

Devamını Oku
06.03.2026
Okulda bıçak, toplumda çöküş - Levent Nayki

İstanbul’un Çekmeköy ilçesinde bir öğrencinin bıçaklı saldırısı sonucu biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik’in yaşamını yitirmesi, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralanması, artık münferit bir “asayiş haberi” olarak geçiştirilemez. Bu olay, eğitim sistemimizin içine sürüklendiği büyük kırılmanın çarpıcı bir göstergesidir.

Devamını Oku
06.03.2026
Hürmüz Boğazı: Küresel enerjinin şah damarı - Can Erenoğlu

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin en hassas Stratejik Dar Geçidi-Chokepoint olarak bilinir.

Devamını Oku
05.03.2026
‘Çocuklara kıymayın efendiler’ - Ziya Yergök

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, “18 yaşına kadar her insan çocuk sayılır.

Devamını Oku
05.03.2026
Susmayanlar İçin Bir Soru: Gerçekten Nedir Bu "İç Cephe"? - Murat Emir

Türk siyasetinin diline pelesenk olan, her kriz anında can simidi gibi sarılınan sihirli bir kavram oldu “İç cephenin tahkimi.”

Devamını Oku
05.03.2026
Avrupa zor durumda - Nejat Eslen

13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı, Avrupalılar için yeni ve zorlu bir sürecin başlangıcı oldu.

Devamını Oku
04.03.2026
Köprü geliri satışı ve Osmanlı örneği - Selim Soydemir

Son zamanlarda boğaz köprülerinin ve bazı otoyolların özelleştirilmesi (işletme hakkının devri) bir kez daha gündeme getirilmiştir.

Devamını Oku
04.03.2026
Toplumlar neden korumasız kalır? - İbrahim Çakmanus

Türkiye’de demokratik siyasal ve toplumsal muhalefet Tayyip Erdoğan iktidarı tarafından yok ediliyor.

Devamını Oku
04.03.2026
3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

3 Mart: Güneşin Doğduğu Gün - Gülizar Biçer Karaca

Devamını Oku
03.03.2026
ABD-İsrail-İran denklemi ve Türkiye - Doğu Silahçıoğlu

ABD tarafından Ortadoğu’da İran için oluşturulan İsrail destekli geniş tecrit çemberi; son saldırı ile daha da daralmıştır. Bölgede sıcak savaş ihtimali giderek artmaktadır. Türkiye’nin yakın çevresinde oluşan bu resim, onun her üç ülke ile olan ilişkilerinde özenli, dengeli ve tutarlı bir politika izlemesini gerekli kılmaktadır. Bu da ancak; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün erken Cumhuriyet döneminde belirlediği “dış politika ilkeleri”ne bağlı kalmakla sağlanabilir.

Devamını Oku
02.03.2026
Savaş ve Türkiye’nin sessiz gücü - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Türkiye bugün iki dalganın kesişiminde duruyor: Birincisi, İran–İsrail–ABD geriliminden doğan askeri ve ekonomik sarsıntı; ikincisi, bölgesel kırılganlık arttıkça daha görünür hale gelecek olan su jeopolitiği.

Devamını Oku
02.03.2026
Kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresi - Mustafa Özyürek

Abdullah Gül başkanlığındaki AKP hükümeti tarafından, ABD’nin Irak işgalini gerçekleştirmesini garanti altına almak için 1 Mart 2003’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne getirilen tezkere reddedilmişti.

Devamını Oku
01.03.2026
Yitirdiğimiz yalnızca seçim mi? - Aykurt Nuhoğlu

İnşaat Mühendisleri Odası seçimlerini yitirdik.

Devamını Oku
01.03.2026
Ulus devletin vicdan anı - Enis Tütüncü

1 Mart 2003 Tezkeresi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yapılan sıradan bir oylama değildir.

Devamını Oku
28.02.2026
Laiklik ve dönüştürülen Türkiye - Cengiz Karahan

Milli eğitim bakanı, bütün illere gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle; anayasada yer alan laiklik ilkesine aykırı davranmıştır.

Devamını Oku
28.02.2026
1 Mart tezkeresi üzerine - Prof. Dr. Mustafa Özyurt

1 Mart 2026 pazar günü 22. dönem CHP milletvekilleri, 1 Mart 2003 gününün 23. yılını kutlamak için, Ankara’da bir araya gelecekler.

Devamını Oku
27.02.2026
Hasan Âli Yücel’in ‘arkadaşı’... - Mustafa Gazalcı

Yedi yıl, 7 ay, 7 gün Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel’in eğitim ve kültür yaşamımızdaki hizmetleri saymakla bitmez.

Devamını Oku
26.02.2026
Tercih değil strateji: Eğitimde süreklilik - Burcu Aybat

Anne babaların çocukları için “en iyi” okulu seçmeye çalıştığı karar süreci her zaman heyecan vericidir ancak bugün durum karmaşık.

Devamını Oku
26.02.2026
Muzaffer İlhan Erdost: Baskıya boyun eğmeden ayakta kalan aydın - Mahmut Aslan

Muzaffer İlhan Erdost'u yitirişimiz üzerinden altı yıl geçti.

Devamını Oku
25.02.2026
Anlamın gölgesinde - Ferruh Tunç

Anlamsız dediğimiz şey çoğu zaman dünyaya değil, dünyayla kurduğumuz kopukluğa aittir.

Devamını Oku
24.02.2026
Alona’dan Silivri’ye; 53 yılın muhasebesi - Yavuz Saltık

Yeşil sahalarda her İstanbul takımı; adı, sanı, oynadığı seviye, lig vs. ne olursa olsun ben aynı kefede tutarım.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimdeki çöküşe ramazan perdesi! - Nazım Mutlu

Dileyenlerin 25 Temmuz 2018’de MEB Müsteşarlığı’ndan ayrılan ve 17 Ağustos 2018’den sonra yasadışı akademik unvan sıçramalarıyla nasıl profesör ve rektör olduğuna ilişkin bilgilere kolayca ulaşabileceği Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bakanlıktaki müsteşarlık yıllarından başladığı eğitimi kendi siyasal çizgilerine göre biçimlendirme çalışmalarına yeni halkalar ekliyor.

Devamını Oku
24.02.2026
Eğitimde karşıdevrim - Cihangir Dumanlı

Büyük devrimci Atatürk Cumhuriyeti eğitim, bilim ve kültür temeli üzerine kurmuştur.

Devamını Oku
23.02.2026
Kanserden korunma ve tek sağlık - Azmi Yüksel

Kanser, yalnızca bireysel bir sağlık sorunu değil; çevresel, toplumsal ve yönetsel boyutları olan küresel bir halk sağlığı problemidir.

Devamını Oku
21.02.2026
Ne yapmalı? - Av. Dr. Başar Yaltı

Bu sütunlarda 21.01.2026 tarihinde yayımlanan “Stratejik Akıl ve Politik Alan” adlı yazıyla; siyasal iktidarın “Yeni Türkiye Yüzyılı” adı altında bir strateji izleyerek Cumhuriyet değerlerini ve anayasal ilkeleri, en hafif deyimle aşındırarak, siyasal İslama dayalı otoriter bir düzen kurma konusunda hayli yol aldığını, buna karşın muhalefetin temel bir stratejiden yoksun, dağınık ve etkisi olmayan eylemler yaptığını belirterek, stratejik akıl ve stratejik planlama ile hareket edilmesi gerektiği önerisinde bulunmuştuk. Bu anlamda muhalefete yol gösterici, bir “stratejik akıl kurulu”na ihtiyaç olduğunu da belirtmiştik.

Devamını Oku
20.02.2026
Sağlık sistemimiz hasta! - Prof. Dr. Gazi Zorer

Sağlık alanında yaşanan sorunların giderek artmasına paralel olarak halkın tepkisi de sürekli artıyor.

Devamını Oku
20.02.2026
Sosyoekonomik yapı ve şiddet - Ayşe Atalay

Şiddet bir insanın bir başkasına ya da gruba istemediği, arzu etmediği bir davranışta bulunması için uyguladığı fiziksel olduğu kadar psikolojik, kültürel ve ekonomik boyutları da içeren bir zorlamadır.

Devamını Oku
19.02.2026
Solun büyük yol ayrımı - Kaan Eroğuz

Türkiye’de sosyalist hareketin Kemalist devrime bakışı her dönem temel ayrışmaların ve tekrarlanan tartışmaların kaynağı olagelmiştir.

Devamını Oku
19.02.2026