İktidar, ülkenin bütün kaynaklarını bitirdiği için gücünü yitirdikçe toplumu, aklın, mantığın ve siyasetin kabul edemeyeceği biçimde birbirine zıt olan iki ters yöne doğru zorlamaya başladı:
1) Bir yandan, “Açılım ve Barış Süreci” etiketiyle, yirmi yıldır hain ve katil olduğunu ilan ettiği, Lozan’ı ve üniter devleti açıkça reddeden terör örgütü PKK ile müzakerelere girişiyor, topluma sözde “Terörsüz Türkiye, Demokratik Rejim, Barış” baskısı yapıyor...
2) Öte yandan “Demokratik Rejimin” en önemli koşulu olan Ana Muhalefet Partisi niteliğindeki “CHP”yi abluka altına alıyor, hem Cumhurbaşkanı adayı olan Ekrem İmamoğlu’nu hapse atıyor, hem partiyi kapatma davası açıyor, hem de CHP’li belediyeleri “Suç Örgütü” olmakla suçlayarak Belediye Başkanlarını ve görevlerini yapmaktan başka suçları olmayan birçok bürokrat ve teknokratı hapse atıyor.
Özetle, “Demokrasi ve Barış getiriyorum” diyerek Demokrasi’yi ve Barış’ı yok ediyor.
Ve üstelik bunları, insanları geçim sıkıntısına sokarak ve hapse atarak, zorla yapıyor!
***
İktidar medyayı kontrol ederek ve insanları hapse atarak toplumu susturduğu için belki tam fark edilemeyen bu çelişkiyi bireylere indirgeyerek şöyle özetleyebilirim:
Bir kişiyi (yani toplumu) aralarına almış olan bir grup (yani iktidar) bir yandan “Biz Barışçıyız, Demokratız, Barış iyidir, Demokrasi iyidir” diye bağırıyor, öte yandan onu sürekli olarak dövüyor, ağzını burnunu kırıyor ve üstelik aç bırakıyor ve hapse atıyor!
***
Bu yazıda, toplumu zıt yönlere çeken ve zor kullanılarak yapılan bu çelişkili politikaları vurgulamak için örnekler vermeyeceğim.
Çünkü “Süreç” konusunda ABD, PKK, DEM, AKP, MHP sözcüleri ve temsilcileri tarafından yapılan söylem ve eylemlerin hepsi medyanın ve devlet kurumlarının kayıtlarında ve arşivlerinde.
CHP konusunda yapılan haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizlikleri saymaya da hiç gerek yok; onlar da sadece medyanın değil, başta yargı olmak üzere bütün devlet kurumlarının arşivlerine ve kayıtlarına girdi.
***
Bu yazıda sadece, İktidarın zor kullanarak uygulamaya çalıştığı ve birbirine zıt olan bu politikaların her ikisinin de toplumun esneme ve müsamaha sınırlarını çok aştığını ve başarıya ulaşmalarının hemen hemen olanaksız olduğunu vurgulamak istiyorum.
Ne Türkiye Cumhuriyeti’nin Üniter Devlet yapısı değişir ne de Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucu Partisi olan ve Ana Muhalefet Partisi niteliği taşıyan CHP siyasetten silinebilir.
İktidarın, üstelik geçim sıkıntısına soktuğu toplumu, gerçekleştirilmeleri olanaksız görünen bu noktalara doğru zorlaması, kimse için mutlu ve hayırlı sonuçlar doğurmaz!