Yıl 2011...
Dönemin başbakanı olan Recep Tayyip Erdoğan “çılgın projesini” açıkladı. Bugün Kanal İstanbul olarak bilinen projenin amacının da boğaz trafiğini azaltacak bir su yolu projesi olduğu belirtildi.
2019 sonunda ÇED raporu hazırlandı ve olumlu rapor verildi. 2020’de ise imar planları askıya çıkarıldı. 2021’de de ilk ihale olan “Sazlıdere Köprüsü” ihalesi yapıldı.
Projenin maliyeti 75-80 milyar dolar olarak açıklandı, ancak sonrasında ulaştırma bakanı maliyetlerin ilk hesaplamaların üzerine çıktığını belirtti. Kanal, köprüler ve bağlantı projelerinin toplam maliyetinin 100 milyar doların üzerinde olacağı tahmin edildi.
Proje ne olacak diye beklerken bir anda yükselen Sazlıdere Köprüsü’nün ayaklarını gördük. Sonrasında ise Sazlıdere Barajı’nın hemen kıyısına yapılan şantiyeleri gördük.
Tam burada İSKİ devreye girdi.
BİNALAR YÜKSELİYOR
Yasal olarak da havzanın koruyucusu durumunda olan İSKİ, havzanın kırmızı bölgelerine yapılan şantiyeler ile ilgili yıkım kararı aldı. Ancak mahkemeden bu karar durduruldu. İtiraz edildi, tekrar yıkım süreci başladı ancak yine durduruldu. Mahkeme süreci devam ederken binalar da yükselmeye başladı.
İSKİ olur vermeden, Arnavutköy Belediyesi’nden alınan izinlerle binalar kaçak şekilde inşa edilmeye başlandı. İSKİ mahkemede itirazlarına devam etti. Havzanın koruma alanlarının kırmızı noktasına yapıldığını, Sazlıdere’nin İstanbul’un içme suyunu karşıladığını anlattıysa da fayda etmedi.
Çünkü mahkemeye bir karar sunuldu.
Bu karar bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiydi.
6065 sayılı, 15 Eylül 2022 tarihli Cumhurbaşkanlığı kararında altı su kaynağının maksat oranları belirlendi.
Afyonkarahisar/Akdeğirmen Barajı yüzde yüz içme suyu olarak kullanılırken maksat oranı yüzde 66 sulama, yüzde 34 içme suyu olarak değiştirildi.
Isparta Darıderesi-1 Göleti yüzde yüz sulama için kullanılırken yüzde 63 sulama, yüzde 37 içme suyu olarak yeniden düzenlendi.
İşte bu kararda, yüzde yüz içme suyu olarak kullanılan Sazlıdere Barajı’nın maksat oranı sıfır olarak belirtildi.
Yani cumhurbaşkanının bir kararı ile İstanbul’un su kaynağı olan Sazlıdere’nin maksat oranı sıfırlandı; burası artık ne içme suyu kaynağı ne de sulama alanı olarak tanımlandı.
Akıl alır gibi değil, değil mi? Ama oldu.
Bakın, İstanbul nüfusunun üçte ikisi Avrupa yakasında, üçte biri Anadolu yakasında ikamet eder. Su kaynaklarının ise üçte ikisi Anadolu yakasında, üçte biri Avrupa yakasında yer alır. Uzmanların ısrarlı açıklamalarında su kıtlığı yaşayacağımız ve her damla suya ihtiyaç duyulacağı belirtiliyor.
Biz ise var olan su kaynağımızı yok sayıyor ve kenarına TOKİ eliyle binalar dikiyoruz. Aslında Sazlıdere’yi yok ediyoruz.
Gidip sahayı gözlemledim. Nasıl yok ediyoruz anlatayım.
YEŞİL VE KIRMIZI SINIRLAR
Sazlıdere’nin her iki yakası şantiyeye dönmüş. Şantiyeler Sazlıdere’nin yüzlerce metre uzağında devam ediyor. Normalde havzalarda koruma alanları ve sınırları vardır; bu sınırların aşılması yasaktır. İSKİ de yıllardır bir plan hazırlamış. Yeşil ile belirtilen sınır var, kırmızı ile belirtilen sınır var. Yapılan şantiyeler tam da kırmızı ile belirtilen sınırlar içerisinde yer alıyor.
Halihazırda İSKİ’nin su aldığı ve 13 ilçeye su dağıttığı Sazlıdere’nin hemen yanında 10 etaplık proje devam ediyor. İlk etap tamamlanmak üzere. Karşı kısmında ikinci etap başlamış ve beton santralları kurulmuş.
İSKİ genel müdürü, İBB soruşturmaları kapsamında gözaltına alınmış ve ev hapsi kararı ile serbest bırakılmıştı. Olmaz ya, insanın aklına farklı düşünceler geliyor.
İSKİ yetkililerine sordum. Cumhurbaşkanlığı’nın yayımladığı karar İSKİ’ye dahi bildirilmemiş.
Olacak iş değil.
İstanbul zaten betona doymuşken daha ne kadar ileri gidebiliriz. İstanbul’un muhteşem doğasını paraya çevirmek için yapılmadık şey kalmadı.
Daha geçen yaz su kıtlığının yaşandığı bir metropolde biz su havzalarını hiçe sayıyoruz. Ne uğruna? Birkaç kişinin milyar dolarlar kazanması uğruna...
SU KRİZİ DERİNLEŞEBİLİR
Kısa vadeli ekonomik kazançlar uğruna uzun vadeli stratejik kaynakların göz ardı ediyoruz. İstanbul’un gelecekte karşı karşıya kalacağı su krizini derinleştirme riskini hiç dikkate almıyoruz.
Bu tablo, planlama ilkelerinin değil, siyasi ve ekonomik önceliklerin belirleyici olduğu bir yaklaşımın ne kadar sürdürülemez olduğunu açıkça ortaya koyuyor.