Suriye’de ‘Ehvenişer’ Seçeneğine Doğru
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Suriye’de ‘Ehvenişer’ Seçeneğine Doğru

18.12.2013 01:16
Güncellenme:
Takip Et:

Suriye’de 2011’de bir ara, “birkaç aylık ömrü kaldı” açıklamalarından, bugün Esad’ın iktidarda kalmasını hazmetmeye hazırlanma noktasına gelmek hata ötesi bir şey… Bir de bu insanlara devlet yönetimi teslim edildiğini düşünün, tam bir felaket; adeta insanlık suçuna çanak tutmak...
Öyle de oldu. 120 binden fazla insan yaşamını yitirdi, milyonlar yerinden yurdundan oldu, 400 binden fazlası bizim ülkede perişan durumda... Anlamadığı işe burnunu sokan, kaldıramayacağı taşın altına girenler ise hiçbir sorumluluk duygusu taşımadan büyük bir rahatlıkla ortalıkta “işlerini” yapmaya, güzel hayatlarını yaşamaya devam ediyorlar.
ABD ve Avrupa basınında geçen haftanın Suriye yorumlarını izleyenler, “ehvenişer olarak Esad rejimi” seçeneğinin yolunun yapılmaya devam edildiğini göreceklerdir. Daha önce de “Biz bunun babasıyla yaşadık, eğer çıkarımıza uyarsa bununla da yaşarız” benzeri ifadelerin dillendirilmeye başlandığını aktarmıştım.
Batılı ülkelerin bu soğukkanlı, hatta belki de acımasız yaklaşımlarının arkasında gerçekçi bir çıkar hesabı yatıyor.
‘Akdeniz kıyısında bir Afganistan’
Birincisi, The Daily Telegraph’ın savunma haberleri editörü Con Coughlin’in altını çizdiği gibi “Ilımlıların Esad rejimini devirme şansı hiç kalmadı” (12/13). Çünkü, Batı’nın umut bağladığı, Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu, pratikte bitti; depolarındaki gıda malzemesi, elektronik haberleşme gereçleri, kurşun geçirmez yelek ve silah stokları, Nusra Cephesi’nin, Irak ve Suriye’nin İslam Devleti adlı radikal, El Kaide bağlantılı örgütlerin eline geçti.
İkincisi, Batılı istihbarat örgütleri halen Suriye’de 40 bin civarında, dünyanın çeşitli yerlerinden gelme İslamcı militan olduğunu hesaplıyorlar. Fransız TV5’te bir uzman cuma 16.00 haberlerinde bunların 10 bin kadarının Avrupa ve İngiltere’den gittiğini ileri sürüyordu. Batı, bunların Suriye’nin küçük bir bölgesinde bile olsa bir İslamcı devlet kurmalarından çok korkuyor. Financial Times’ın, “İslamcıların yükselmesi iç savaşta yeni bir aşama başlattı” saptaması, yaptığı yoruma “Akdeniz kıyısında bir Afganistan” başlığını atması anlamlı!
Üçüncüsü, kimyasal silahların kullanılmış olmasına ilişkin tartışmalar gittikçe karmaşıklaşıyor. Ben daha önce bir emekli CIA uzmanının yazısından kalkarak, CIA’nın Esad rejiminin bu silahları kullandığına inanmadığını, bir grup uzmanın istifa etme noktasına geldiğini aktarmıştım. Ünlü araştırmacı gazeteci Seymour Hersh, 8 Aralık Pazar günü London Review of Books sitesinde yayımlanan yazısında, Obama yönetiminin kimyasal silahların kullanımının sorumluluğunu Esad rejimine yüklemek için ileri sürdüğü tüm savları ayrıntılı biçimde çürütmekle kalmadı, İslamcı muhalefetin saflarındaki kimyasal silah uzmanlarının adını verdi, ellerindeki olanakları yazdı; bu silahları imal etmek için gereken kimyasal maddelerin nereden gelmiş olabileceği konusunaysa değinmedi.
Kimyasal silahların imha edilmesi süreci de Esad’a yaramaya devam ediyor. The Economist bu haftaki yorumunda, bu silahların yok edilebilmesi için malzemenin başka bir bölgeye taşınarak gemilere yüklenmesi gerektiğini, ancak bunun başarılabilmesinin Esad rejiminin bu bölgeleri ele geçirmesine bağlı olduğunu yazıyordu. Kısacası kimyasal silahların yok edilmesi Esad rejiminin yeni kazanımlarına bağlı hale gelmiş.
Nihayet Suriye’nin parçalanma korkusu... Emekli hava generali, 2009 yılına kadar CIA Başkanlığı yapan Michael Hayden’e göre, Suriye devletinin parçalanması “uygarlığın yol kavşağında bir yönetilemeyen alan yaratacak... Kaosu Lübnan, Ürdün, Irak gibi ülkelere taşıyacaktır”. Bu nedenle, Hayden “Esad rejiminin zaferi Suriye için, en kötü seçenekler arasındaki en iyi seçenek olabilir” sonucuna ulaşıyor (Ajans France Press 12/12).
Bu maceradan Türkiye’ye nelerin miras kalacağını soruyorsanız, düşünmeye şuradan başlayabilirsiniz: El Nusra taraftarları Uludağ Üniversitesi’nde para topluyormuş. Öğrenciler bu El Kaide bağlantılı örgütü teşhir ederek standını kapattırmışlar. Yaşananların ardından Üniversiteli Gazetes’ne şu mesaj gelmiş: “Kafalarınız yollarımızı süsleyecek, kanlarınızla besleyeceğiz toprağı ey kâfirler… Sizin yaşamı sevdiğiniz kadar bizler ölümü seviyoruz.” (Sendika. org, 16/12)

Yazarın Son Yazıları

‘Hava kurşun gibi ağır’

İBB davaları sürüyor, İmamoğlu 9 Temmuz’da ne olacak, operasyon mu var diye soruyor.

Devamını Oku
06.07.2026
250 yaşında, hasta adam

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

Devamını Oku
02.07.2026
NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026