‘Hava kurşun gibi ağır’
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

‘Hava kurşun gibi ağır’

06.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

İBB davaları sürüyor, İmamoğlu 9 Temmuz’da ne olacak, operasyon mu var diye soruyor. Medya, NATO toplantısı bitince Özgür Özel’e bir şey mi yapacaklar tartışmasına dalıyor, NATO vesilesiyle baskılar, tutuklamalar, Turkuaz operasyonu Ankara’yı bir “Potemkin köyüne” çeviriyor, popüler bir sanatçı kutsala hakaret ettiği iddiasıyla ters kelepçe ile tutuklanıyor, geçim sıkıntısı krizi derinleşmeye devam ediyor. Hava gerçekten çok ağır. Gelin havayı biraz, “entel gevezeliği” yaparak hafifletelim.

CHRİSTOPHER NOLAN VE ODİSSEİA 

Christopher Nolan’ın Odisseia filmi, daha gösterime girmeden tartışılıyor. Çünkü Homeros’un Odisseia destanı, Batı uygarlığının kurucu metinlerinden biridir. Özellikle klasik filoloji çevreleri, “diversity” (etnik çeşitlilik kaygısı) yaklaşımını eleştiren yorumcular, adeta “bu olmamış” demeye getirdiler. Kimi klasikçiler, Odisseia’nın tanrıların, kaderin ve mitolojik düşüncenin belirleyici olduğu, tarihsel bir serüven, şiirsel bir evren olduğunu; modern gerçekçilik adına aşırı rasyonelleştirilmesinin özünü zedelediğini; Miken dönemine ait zırhlar, silahlar, kostümler ve mimari konusunda tarihsel tutarlılığın ikinci plana atıldığını ileri sürüyorlar. Öte yandan, “etnik çeşitlilik” ilkesinin oyuncu seçiminde tarihsel ve kültürel bağlamdan bağımsız biçimde uygulandığı, Heleni siyah bir oyuncunun temsil etmesinin, antik Yunanın dünyasına uymadığı savunuluyor. Yunan oyuncuların ve Yunan kültürel perspektifinin neredeyse hiç yer almadığı da vurgulandı. Nolan’a kolay gelsin.

Aslında, Odisseia, İngilizce dilinde, “klasik dönem çalışmaları” alanında son yıllarda çeviri etiği bağlamında sert tartışmalara yol açmıştı. Emily Wilson, Odisseia’yı çeviren ilk kadın, bu nedenle olsa gerek feminist, siyasi boyutları öne çıkarmakla eleştirildi; sade, güncel bir dil kullanma iddiasıyla ana metni kısalttığı iddia edildi. Erkek çevirilerde, Kral Odisseus’un karısı Penolope’nin taliplerine hizmet ettikleri için öldürülen kadınları “orospu”, “şıllık” gibi sıfatlarla nitelemesine karşın, aslında köle, yani seçeneksiz oldukları sergilendi. Kadınları, kendi bedenleri hakkında daha doğrudan konuşturdu.

Bir diğer ilginç örnek de Homeros’un Odysseus’a verdiği ilk sıfat “Polytropos” etrafında oluştu. Hep kurnaz, hileci, dolambaçlı anlamında çevrilen bu sıfat için Wilson “karmaşık” (complicated) sözcüğünü kullanarak kararı okuyucuya bırakıyordu. Nolan’ın filmi Wilson çevirisi üzerin inşa ettiği söyleniyor.

Bu film ve çeviri tartışması, kültürel, siyasi bir duruma da işaret ediyor. Homeros’un, bu destanı, MÖ 800’de ürettiği, destan ağızdan ağıza dolaşırken MÖ 5. yüzyılda Atina’da Tiran Peisistratos döneminde, o kültürün, siyasi iklimin altında yazılı hale getirildiği söylenir. O köleci ama demokrasiyi, belediye/kanton sistemini, jüri mahkemesini kurumsallaştıran toplumun duyarlılıkları da bize dili kadar yabancıdır. Karşımızda, köleci, göçebe üretim tarzları gibi antik çağların birinden, artık günlük yaşamda kullanılmayan bir dilde gelen temel/kurucu metinlerden biri var. Bu gibi geçmişin “kurucu” metinleri yaşamımızı hâlâ, birçok dolayımdan geçerek de olsa, etkilemeye devam ediyorlar. Ve biz eğer uzmanlık alanımız değilse o metinleri bizzat okuyup değerlendiremiyoruz, seçkin uzmanların yorumlarına bağımlı kalıyoruz.

Peki, ya toplumsal yapısı, kültürü, dili, duyarlılıkları bugünden çok farklı temel/kurucu bir metin, vatandaşların karşısına, bugün toplumsal yaşamı belirlemek amacıyla konursa? O zaman özgün bir bilginin üretimi, dolaşımı, tüketimi bağlamında sınıfsal bir yarılma, şekillenme oluşmaz mı? Bu kurucu metni anlayan, yorumlayan, buna dayalı bir “hakikat rejimini” toplumu düzenlemek amacıyla dayatan, siyasi kültürel seçkinler ve bunların sunduğu “bilgiyi”, tartışma, yorumlama eleştirme, sorgulama olanağına, hakkına sahip olmayan, hatta izin verilmeyen, sunulan bilgiyi kabul etmek, uymak zorunda olan vatandaşlar. Hiç şüphesiz bu sınıfsal yarılma ve şekillenmeyi destekleyecek siyasi bir yapı ve bir ekonomik temel de aynı hızla şekillenecektir. İyi ki Odisseia karşımıza böyle bir metin olarak gelmiyor. Gelseydi köleler, cariyeler, krallar, cinler-periler keyfi infazlar dünyasında yaşamaya zorlanıyor olacaktık.

Yazarın Son Yazıları

‘Hava kurşun gibi ağır’

İBB davaları sürüyor, İmamoğlu 9 Temmuz’da ne olacak, operasyon mu var diye soruyor.

Devamını Oku
06.07.2026
250 yaşında, hasta adam

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

Devamını Oku
02.07.2026
NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026