HDP, Kürt milliyetçiliğinin partisi mi, sol parti mi?

28 Ekim 2015 Çarşamba

HDP Meclis’te mutlaka yerini almalıdır, şüphesiz. Bu haziran seçimlerinde de görüşümdü. Ama bu görüş eskidi, çünkü HDP Meclis’teki 4. partidir artık ve kimse de onu oradan söküp atamaz. Baksana S. Demirtaş 120 milletvekilinden bahsediyor. Alırsa helal olsun.
Beğenilmeyen 7 Haziran seçimini yenileme kararının ardında, RTE’nin HDP’yi barajın altına itme politikasının yattığını bilmeyen yok. PKK de, savaş başladığında yazdığım gibi, RTE’nin bu politikasına hizmet etmeye başlamıştır. Bunun nedenlerini ayrı bir yazı konusu yapacağım. PKK’nin artık Türkiye’yi demokratik haklar istediği bir vatan olarak görmekten çıkardığını, cihat ülkesi olarak gördüğünü yazacağım.
Belki de PKK-HDP arasında bu konuda bir ayrışma olabilir. Zaten PKK sık sık HDP’yi, mücadeleyi Meclis çatısı altında hapsetmekle suçlamadı mı? Seçimler, parlamentoya girme ve ülkeyi yönetmeye odaklanır. HDP bu noktada kaldığı sürece bu ülkenin yapıtaşıdır. PKK ile görüş ayrılığı şüphesiz HDP içinde tartışma konusu. Ama HDP aynı zamanda PKK’lilerin de partisi! Henüz öyle.
HDP ile PKK hedefleri aynı mı, hedeflerde ayrışma olur mu, ne kadar olur, bu yakın geleceği önemli sorunlarından biri olarak karşımızda duruyor.

HDP ve İslami açılım
Bugün üzerinde duracağım konu, HDP’nin, bir Kürt milliyetçisi partisi olduğudur. HDP’nin bir “sol parti” olduğu efsanesi vardır. Bunun izlerini ne seçim beyannamesinde ne de parti programında görmek mümkün.
Tam tersine, HDP, tıpkı AKP gibi, dini, imamları, özellikle de Kürt bölgelerinde çok yoğun olarak kullanmaktadır. Abdullah Öcalan’ın da İmralı’dan bu konuda kesin talimatları vardı. Kürt bölgeleri, dini inanışın bağnazlık derecesinde güçlü olduğu yerlerdir. Bu alanda rekabet üst düzeydedir. Hüda-Par, güçlü Kürt İslam partisi niteliğindedir. Hatta şeriatçılığı çok güçlüdür. AKP’nin dinsel vurguları bu bölgede çok güçlüdür. HDP de rakiplerinin ellerinden bu kozu almak için, 2011 seçimlerinden sonra bölgede güçlü bir “İslami açılım” gerçekleştirmiştir.
Örneğin bir sosyal demokrat parti olarak CHP’nin oy toplamak için dini kullanma politikası yoktur. Ama “sol parti” efsanesi üzerine inşa edilen HDP’nin güçlü bir şekilde vardır. Bu konuda şüphesiz ki AKP ile yarışta geride kalıyor, ama HDP’nin kadınlar konusunda tutumu takdire şayandır. Parti yöneticilerine baktığımızda “laik - demokratik” görünümü veriyorlar.
İslamcı vurgusunu ancak, “Kürt milliyetçiliği” ile açıklayabiliriz. Kürtçülük ekseninde yoğunlaşan bir politika, dolayısıyla, “Kürt milletinin tüm renklerini, unsurlarını aynı potada birleştirmeye” yoğunlaşır. Tüm unsurların “Kürt olma” temelinde birlikteliği, geniş cephesi. HDP ve PKK bu temelde politikalarını yoğunlaştırdı.

Kimlikler federasyonu ucubesi
HDP’nin radikal demokrasi vurgusu da kulağa hoş geliyor. Demokrasi talebi, üstelik de radikal! Aslında radikal demokrasinin içini açtığınızda tamamen bir kimlikler politikası ortaya çıkıyor. Kimliklere özgürlük! Bunu demokrasi anlayışınızın temeline oturttuğunuzda, demokrasi = kimliklere özgürlük (etnik, dini, mezhepsel) demek oluyor. Ama yurttaşlık, ulus-millet yok, buradan salt bir “kimlikler federasyonu” gibi ucube bir “teori” ortaya çıkıyor.
Vitrin süslü, ama içini karıştırdığınızda, ayrıştırıcılık ön planda... Şimdi de ülkemizde bazı siyasi Çeçenlerin de HDP yolunu izlemeye yöneldiğini görüyoruz.
HDP’nin gündeminde şüphesiz ki özerk yapı var. Veya henüz tam netleşmemiş, tanımlanmamış, ama Öcalan’ın açıklamalarından bildiğimiz federasyon tipleri... HDP’nin radikal demokrasisi, bu programlarına uygun. Özerk yapı - federalizm gibi istekler, radikal demokrasi ile yaftalanıyor. Bunu üstelik bütün Türkiye’ye bu şekilde dayatınca, lime lime bir ülke karşımıza çıkıyor.
Şüphesiz, HDP’nin Meclis’e girmesi ülkemizde demokrasi ve halk temsiliyeti için birinci derecede önemli.
Bunun için oyuma ihtiyaçları olsaydı gözümü hiç kırpmazdım. Ama onlar artık Meclis’in asli unsurları, bunu başarıyorlar. Emanet oylara ihtiyaçları bulunmuyor.