Köşe Yazısı

A+ A-
Çiğdem Toker

İnsanlıktan çıktıkça

Paylaş
instela'da paylaş
10 Şubat 2016 Çarşamba

Dün Meclis’teydim. Önce Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bütçesinin görüşüldüğü Plan-Bütçe Komisyonu’na uğradım. Aynı zamanda Erdoğan’ın damadı da olan Bakan Berat Albayrak, ilk bütçesinin sunuş konuşmasını yapıyor; ansiklopediden hallice boyutlardaki kitapçığı okurken biraz sıkılmış görünüyordu.
Albayrak 121 sayfalık “konuşma”yı atlaya atlaya okuduysa da muhalefet milletvekillerinin tepkisinden kaçamadı.
Bir saat dolup konuşma bittiğinde CHP’li Musa Çam söz aldı. Bir önceki Ulaştırma Bakanlığı bütçesinde de sunuş konuşması iki saat sürmüştü:
“Sanki Binali Yıldırım bu kabinenin gizli başbakanıymış gibi özel tolerans sağladınız. Şimdi de Sayın Bakan. Evet bir milletvekili ve bir bakan ama Saray’ın damadı. Ona da ayrıcalık tanındı. Bu da bize haksızlık” deyince ortalık karıştı, itirazlar yükseldi. Hem Başkan Sadi Bilgiç hem de AKP’li vekiller “kabinenin gizli başbakanı” ile “damat” ifadelerinin pek de nazik olmadığı görüşündeydiler. Albayrak tartışmayı tebessüm ederek izledi.
Sonra CHP’li Bülent Kuşoğlu söz isteyerek meselenin özünü tane tane aktardı:
“Sayın Bakan 2014’te 1.8 milyar TL bütçe kullandınız. Şimdi de 2 milyar TL istiyorsunuz. 1.8 milyar TL’nin nerelere harcandığını ve şimdi istediğiniz bütçenin de gerekçelerini anlatacaksınız.”
Konuşmalar sürerken çıkıp HDP Grubu’na geçtim.

*** 

HDP Grup Başkanvekili Çağlar Demirel kürsüden açıkladı:
“16 Ağustos’tan bu yana 56 kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 461 sivil öldü. Ve bugün 18. gün. Cizre’deki vahşet bodrumundan hâlâ haber alınamıyor.”
Demirtaş’ın Cizre’deki resmi söylemle “operasyon”, gerçek yüzüyle “katliam”a dair Meclis kürsüsünden yaptığı açıklamalar dehşet vericiydi.
“Operasyon” tamamlanmış olmasına karşın, 60’a yakın cenazenin; sokaklara dağıtıldığı, böylece zamana yayılmış ve çatışma sonucu gerçekleşmiş gibi “parti parti” yapılacak açıklamalarla toplumsal infiale yol açmamanın amaçlandığı, cenazeleri almaya gelen belediye cenaze hizmet yetkililerine güvenlik güçlerinin “Cenazeler daha hazır değil ki” yanıtının verdiği, Şırnak Valisi’nin orada görev yapan bazı meslektaşlarımıza “Ben de biliyorum siviller olduğunu ama kurunun yanında yaş da yanar” dediği...
Peki seçimlerde en çok oyu almış üçüncü partinin Eş Genel Başkanı’nın bu açıklamaları nasıl olup da karşılığını bulamıyor? Çünkü gerçeği aktaracak kanallar tıkalı. Tıpkı o sokaklar, o ilçeler gibi, “gerçek” de abluka altında. Gerçeğin peşindeki gazeteciler, ölüm tehdidi altında.
Var olan kanallarda en çok bağıranın sesi duyuluyor.
O nedenle, tek bir kişinin istifa etmemesi, tek bir kişiye yaptırım uygulanmamış olması bir yana; bundan dört buçuk yıl önceki Roboski katliamı, ilk günden itibaren kamuoyuna mal olmuşken Cizre’de yaşanan vahşetin 19. günündeki bitmek bilmeyen dezenformasyon, daha yola çıkarken karartılan gerçeklik, her şeyden çok, bu zaman zarfında iktidarın, kendi medyasını inşada katettiği mesafeyle doğrudan ilgilidir. Kendi medyasının inşa sürecini nasıl gerçekleştirdiği; satın almaları, el koymaları, ittifakları, ihale takasları, devşirmeleriyle ayrı bir yazının konusu. Kesin olan ise bugün “gerçeği”, yukarıdan gelen telefonlarla masa başında eğip büken, tersyüz eden, saatiyle zamanıyla oynayan, devlet diliyle yeniden kurgulayan ve yayan; bütün bu insanlıktan çıkmış işler için maaş alan bu yanıyla baskıcı rejimin başka türlü bir “silahlı gücüne” dönüşmüş bir medyanın varlığıdır artık.
Fakat, “kamu düzeni” adı altında çocuk kadın demeden katliam yapanlar, yaptıranlar, gerçeği karartıp yayanların gözden kaçırdıklarını biz görüyoruz:
Gerçeklerin ortaya çıkmasından korktukları oranda, insanlıktan da çıkıyorlar.
İnsanlıktan çıktıkça ne kadar “güçlü” görünürlerse görünsünler, huzur bulamayacaklarını ise kendileri çok iyi biliyor.

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Binali Yıldırım, Bülent Kuşoğlu, Musa Çam, Çağlar Demirel, Berat Albayrak