Köşe Yazısı

A+ A-
Çiğdem Toker

Devletleşmiş şirket

Paylaş
instela'da paylaş
22 Şubat 2016 Pazartesi

Şehir ayakta. Kendisini gören yok. Aslına bakılırsa, buna gerek de yok.
Özel güvenlik şirketlerine para dökse, bu çeşitlilikte “sonuç” alamayacağı her türden ezayı, devletin polisi uyguluyor zaten Artvin halkına.
Şehri halkına yasaklıyor, yürüyen kadınları ayakları kırılıncaya dek dövüp plastik mermi kullanıyor, TOMA’dan buzlu su püskürtüyor. Hastaneyi dahi hedeflemekten çekinmeyen bütün bu zorbalığın faturası ise bütçeden Emniyet’e aktarılan sizin benim vergilerimizden karşılanıyor.
ANAP hükümetlerinden bu yana, milyonlara “değen” milyar dolarlık projelerin verildiği Mehmet Cengiz’i, kamusal herhangi bir alanda, projelerini anlatırken göremeyişimizin sırrı biraz da burada gizlidir:
Bayraklaşmış millet”in günümüz versiyonuna dönüşen “devletleşmiş şirketin” görünmez, neredeyse ilahi bir aktörüdür o. Sesinin duyulması yeter. Vaktiyle diyeceğini gayet veciz biçimde demiş, Türk yargısı 8 bin TL bedel biçse de, gerçekte her harfi milyon dolarlık bir ihaleye karşılık gelen küfrünü, kolektif belleğimize, ülke mirasımıza armağan edip çekilmiştir çoktan.
Ülkenin başbakanı, TV ekranından bu hukuksuz madenin, cari açığı kapatmaya yarayacağını söylemişken; millete yönelik o “misyon”un, devlet aygıtına devrolmasından tabii ne olabilir.
Kaldı ki o özlü söz, içerik ve üst anlam itibarıyla devamlılık arz etmektedir. Millet ve “fiil”i icra edecek kudret var oldukça da yapılması gereken bellidir: Yazılım programları misali ara ara güncellenmelidir. Bazen bir bakanlık, bazen bir mahkeme, bazen de polis bu güncelleme misyonunu ziyadesiyle yerine getirmektedir.

***

Devletleşmiş şirket” gerçeği, Cerattepe direnişinin, AKP rejimi ile “paramiliter” gücü havuz medyasında yol açtığı huzursuzluğu; beraberinde “dış mihraklar” masalının yeniden tedavüle sokulmasını anlaşılır kılıyor.
Kitlesel hiçbir tepkinin bir günde ortaya çıkmadığını bilmeyenlerse Cengiz’in “devletleşme” sürecine göz atmayı deneyebilir.
Artvinlilerin yaşam alanlarına, doğalarına sahip çıkma kararlılığının çeyrek yüzyıla ulaşan bir tarihi var. Rastlantı bu ya (!) Cengiz’in devletleşme miladına denk düşen bir mücadele bu. Daha önce de yazdığımız bu tarihi birkaç örnekle hatırlatalım:
- Mevcut ruhsat sahibi Özaltın İnşaat’tan önce, yabancı şirketlerin ilgi gösterdiği Cerattepe’de alınan ilk maden ruhsatı, 2008’de Danıştay kararıyla iptal edilmesine ve saha mühürlenmesine karşın 2010’da yasa değişikliğiyle tekrar ruhsat alımına açılıyor. (Ruhsat iptaline yol açan iki somut olgu; heyelan tehlikesi ve içme suyunun kirlenme olasılığı ortadan kalkmamışken.)
- Özaltın İnşaat, bu ruhsata 2012’deki ihalede 97.6 milyon TL teklifle sahip oluyor. Faaliyet hakkını, bir rödovans sözleşmesiyle Cengiz’in sahibi olduğu Eti Bakır’a devrediyor. Bakır çıkaracağım diye alınan ruhsat, daha sonra bakır ve altın diye değiştiriliyor.
- Rize İdare Mahkemesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca verilen “ÇED olumlu” raporunu Kasım 2014’te iptal etmesine karşın, Özaltın İnşaat, mahkemenin gerekçeli kararını beklemeden, yeniden “ÇED olumlu raporu” alıyor. Şirket-devlet işbirliğiyle hazırlanan ikinci ÇED raporunda, mahkemenin “yer değişikliği” uyarısı dikkate alınmıyor.
Kısaca özetleyebildiğim bu tarihçede; vergi borçlarının silinmesi, Eti Alüminyum’un yanında hediye edilen ve devletin elektrik ürettiği Oymapınar’ın lisansının değiştirilerek özel otoprodüktör yapılışı gibi Cengiz’i “devletleştiren” kara jestleri de arka plan notu olarak düşelim.
Özetle, “devletleşmiş şirket”ten beslenen havuz medyasının “terör” alarmı hükümsüzdür: Cerattepe, eşine az rastlanır biçimde yasallık ile meşruiyetin iç içe geçtiği bir direniştir.