Çiğdem Toker

Bir sıkıntı olarak bireysel başvuru

29 Şubat 2016 Pazartesi

Bireysel başvuru, hukuk sistemine 2010 referandumuyla girdi. Özel yasasının çıkarılma ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hazırlık süreci dikkate alındığında, fiili geçmişi yaklaşık dört yıla dayanıyor.
Bir söylem olarak “bireysel başvuru”; altı yıl önce, liberallerin rızasını devşirip genişletmede, sonrasında da Tayyip Erdoğan’ı başbakanlıktan cumhurbaşkanlığına da taşıyan bugünkü rejimi inşa eden süreçte, enikonu işlevsel oldu.
Bugünse, Erdoğan’ın Can Dündar ile Erdem Gül’ün tahliyesini sağlayan hak ihlali kararına dair sözlerinden sonra, neredeyse yeniden başa dönüp “bireysel başvuru nedir” sorusunu sormak gerekiyor.
Hemen belirtelim ki, AYM’nin aynı gün içinde, Dündar-Gül başvurusunda “hak ihlali” verirken, Roboski başvurusunda “ret” kararı vermesi karşısında; bireysel başvuru dosyalarının nasıl bir ittifak arayışı ve hangi konjonktürde sonuçlandırıldığı, daha verimli bir siyasi tartışma alanı gibi duruyor. Bununla birlikte, maddi ve hukuksal gerçekliğin öncelikli olduğu düşüncesiyle bazı hatırlatmalar yapacağım.
Öncelikle şu söylenmeli: Erdoğan’ın Dündar ile Gül’ün yargılandığı ağır ceza mahkemesini kastederek “direnmeleri gerekirdi” sözü, gerçekleşmesi imkânsız bir duruma işaret ediyor.
Çünkü ne AYM bir temyiz makamı, ne de bireysel başvuru bir temyiz yolu. Bireysel başvuru, vatandaşa karşı hak ihlali yapan herhangi bir kamu kurumuna AYM’nin “durdur şu ihlali” demesini sağlayan etkili bir hukuksal araç. AYM, “hak ihlali var” dediğinde, bu karar kesin. Herkesi bağlıyor, itiraz edilemiyor.
Ben demiyorum bunu. Referandumda çıkan “evet” oyları sayesinde, hazırlanan ve 3 Nisan 2011’de yürürlüğe giren “Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun” diyor.

***

Peki, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bunu bilmemesine imkân var mı? Bilmiyorum. Ama Erdoğan’a bu sözleri söyleten de bir bilginin eksikliği ya da fazlalığı değil zaten; hükmedememe sıkıntısı.
Dahası, bu sıkıntı yeni de değil. Balyoz Davası’nda uzun tutukluluğun hak ihlali olduğu yönünde kararın ardından, bakın ne demiş Cumhurbaşkanı (Haziran 2014):
“AİHM’ye gitseydiler, oradan böyle bir netice alabilirler miydi? Hayır. AİHM lehlerine bile karar verse biz Türkiye olarak belli bir bedel öderiz, yine orada kalmaya devam ederler. Olayın aslı bu. Yani içeriden çıkamazlardı. Şimdi hepsi içeriden çıktı mı? Çıktı. Biz şu anda onlardan teşekkür bile beklemiyoruz...”
Neredeyse, hak ihlali kararının, tazminatla, parayla takas edilemeyecek oluşuna hayıflanan bir hava, bugünün işaretlerini ta o günden vermiş aslında...
Erdoğan’ın bireysel başvuru sonuçlarından duyduğu rahatsızlık burada bitmiyor. AYM’nin, Twitter-YouTube yasaklarını kaldıran kararına “saygı duymadığını” açıklıyor ve hatta kararı milli bulmadığını da ekliyor.
Saygı duymama ve hoşnutsuzluk ekseninde bakıldığında Erdoğan’ın; Balyoz, Twitter-YouTube ve Dündar-Gül kararlarına tepkisinin büyük ölçüde benzeştiğini görüyoruz. Buradaki temel sıkıntı, Erdoğan’ın “rahatsız olduğu konularda”, AYM kompozisyonuna, gönlünce hükmedemeyecek oluşundan kaynaklanmaktadır. Tam bu noktada, AKP’nin, başkanlık sistemini öneren 7 Haziran seçim beyannamesini anımsamakta yarar var. O beyannamede, -AYM’nin iş yükü bahane edilerek- “bireysel başvuru” yolunun kaldırılma niyetinin işaretleri yer alıyordu.
Sonuç olarak Erdoğan, bireysel başvuru yolunun kullanılmasından, Balyoz başvurusuyla gelen tahliyelerden bu yana rahatsızdır. Bu yol halihazırda işliyorsa, tek sebebi anayasal başkanlığın haziran ve kasım seçimleriyle sağlanamamış olmasındadır. AYM’nin Doğu ve Güneydoğu’daki sokağa çıkma yasaklarına yönelik tedbir başvuruları ile Roboski başvurusunda verdiği ret kararlarının, Erdoğan’ın hoşnutsuzluğunu azaltmamış olması ise bu tablonun kayda değer bir notudur.  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Hoşça kalın 9 Eylül 2018

Günün Köşe Yazıları