Makyajlı Yollar, Süslenmiş Uçaklar
Güven Baykan
Son Köşe Yazıları

Makyajlı Yollar, Süslenmiş Uçaklar

24.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bir ülkenin hafızası bazen pistlerde saklıdır. Uçakların indiği, insanların kavuştuğu, vedaların yapıldığı o uzun beton çizgilerde… İstanbul’da bu hafızanın adı yıllarca Atatürk Havalimanı’ydı. Sonra bir gün tarifeli uçuşlar bitti, ekranlar sustu, kapılar kapandı. Gerekçe basitti: İstanbul’a bu kadar havalimanı fazlaydı.

Aradan zaman geçti. Bu kez Ankara’da başka bir havalimanı hikâyesi başladı. Esenboğa zaten var. Üstelik milyonlarca avroluk yatırımla büyütülmüş, pistleri yenilenmiş, kapasitesi artırılmış. Bunun yanına Etimesgut Havalimanı da yenilenerek Ankara Havalimanı’na dönüştürülüyor. Gerekçe yine hazır: Diplomasi, zirveler, devlet konukları, NATO…

İşin maddi tarafı da azımsanacak gibi değil. Etimesgut Havalimanı’nın Ankara Havalimanı’na dönüştürülmesi için konuşulan rakam 9,5 milyar lirayı, yani bugünkü kurla 200 milyon doların üzerini buluyor. NATO hazırlıklarıyla birlikte bu hesabın 11,5 milyar lirayı aştığı da aktarılıyor. Yollar, pistler, konukevleri, boyanan cepheler derken insan sormadan edemiyor: Bu bir ulaşım yatırımı mı, yoksa birkaç gün sürecek diplomatik bir gösterinin pahalı dekoru mu?

İstanbul’a üç havalimanı fazla denirken Ankara’ya iki havalimanının normal karşılanması başlı başına düşündürücü. Nüfusa göre kaba bir hesap yapsak, Ankara’ya iki havalimanı düşüyorsa İstanbul’a beşten fazlası gerekir. Elbette kent planlaması böyle yapılmaz. Havalimanı nüfus sayımına göre değil; ihtiyaç, ulaşım ağı, ekonomi, çevre ve akıl üzerinden planlanır. Ama mesele de tam burada başlıyor: Bizde çoğu zaman akıl değil, gösteri konuşuyor.

Bir de işin makyaj tarafı var.

NATO gelecek diye yollar yenileniyor, çevredeki evler boyanıyor, kötü görünen yerlerin önü kapatılıyor. Vatandaşın her gün geçtiği yol bozuksa sorun değil; ama yabancı heyet geçecekse asfalt bulunuyor. İnsanların yıllardır baktığı dökülmüş cepheler önemsenmiyor; delegasyon görecekse boya da bulunuyor, ekip de bulunuyor.

Demek ki imkân varmış. Eksik olan şey, vatandaşın gözünü değerli görmekmiş.

Bir ülke misafirini elbette iyi ağırlamalı. Buna kimsenin itirazı olmaz. Ama kendi insanına layık görmediğin düzeni, misafire göstermek için birkaç günde kuruyorsan orada samimiyet değil vitrin vardır. Şehir vitrin değildir. Yol dekor değildir. Evlerin dış cephesi de yoksulluğu gizlemek için çekilen perde değildir.

Aynı gösteri merakını sporda da görüyoruz.

Milli takım bir turnuvaya gidiyor; uçaklar, otobüsler, özel çekimler, büyük sözler, sosyal medya şovları… Daha sahaya çıkmadan zafer alayı başlıyor. Herkes konuşuyor, herkes poz veriyor. Sonra sonuç geliyor. Bildiğimiz sonuç. Ardından tanıdık cümle: Nasip değilmiş.

Elbette sporda yenilgi vardır. Futbol da budur zaten. Bazen iyi oynarsın, kaybedersin; bazen şans yanında olmaz. Ama her başarısızlığı “nasip” kelimesinin arkasına saklamak kolaycılıktır. Çünkü nasip; planlamanın, disiplinin, doğru kadronun, doğru yönetimin yerine geçmez. Önce bütün vitrini kurup sonra sonuç kötü gelince “kader” derseniz, kimse kusura bakmasın, o kader değil hesapsızlıktır.

Bir de voleybolun sultanlarına bakıyoruz. Daha az gürültüyle, daha çok emekle ilerliyorlar. Daha az politik gösteri, daha çok saha disiplini… Orada gördüğümüz şey şaşa değil sistem; slogan değil oyun.

Sporun siyasetten, protokol tribünlerinden ve gösteri ihtiyacından uzak tutulması gerekiyor. Çünkü sporcu sahaya alkış almak için değil, mücadele etmek için çıkar. Milli forma da bir reklam panosu değildir. O forma, onu taşıyan kişinin emeğiyle anlam kazanır; uçağın üstüne çizilen resimle, otobüsün üstüne yazılan sloganla değil.

Aynı şey kent için de geçerli. Kent makyajla güzelleşmez. Kent, insanı için güzel olursa güzeldir. Zirve gelecek diye yapılan yol değil, vatandaşın her sabah çukuruna düşmeden geçtiği yol değerlidir. Havalimanı da beton büyüklüğüyle değil, akılla, ihtiyaçla ve doğru planlamayla anlam kazanır.

Bize artık biraz daha az gösteri, biraz daha çok akıl gerekiyor.

Çünkü bu ülkenin sorunu uçak eksikliği değil; bazen yere sağlam basan aklın eksikliği. Bu ülkenin sorunu boya bulamamak değil; boyanın neyi örttüğünü sormamak. Bu ülkenin sorunu sporcu yetiştirememek değil; başarıyı sahada değil, kameranın karşısında aramak.

Galiba en büyük sorunumuz da şu: Kalıcı olanı inşa etmek yerine, geçici olanı süslemeyi seviyoruz.

Oysa yol da, spor da, kent de, ülke de makyajla değil; emekle, akılla ve dürüstlükle güzelleşir.

Yazarın Son Yazıları

Makyajlı Yollar, Süslenmiş Uçaklar

Bir ülkenin hafızası bazen pistlerde saklıdır.

Devamını Oku
24.06.2026
Babalar Günü: Bir hatıranın gölgesinde

Bazı günler takvimde yazdığı gibi yaşanmaz.

Devamını Oku
22.06.2026
Balina Görünce Ne Yapmalı?

Memleket dert üstü dert yaşıyor.

Devamını Oku
15.06.2026
Kültür Yolu mu, Festival Vitrini mi?

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Kültür Yolu” projesi artık yalnızca bir etkinlik takvimi değil; şehir şehir dolaşan, meydanlara sahneler kuran, konserlerle, sergilerle, söyleşilerle kendini gösteren büyük bir organizasyon ağı.

Devamını Oku
08.06.2026
İki Bayramlaşma, Bir CHP

Bayram dediğimiz şey biraz da kucaklaşma değil midir? Kırgınlıkları geride bırakmak, aynı sofraya oturmak, aynı gölgede serinlemek, aynı hafızanın içine yeniden sığabilmek…

Devamını Oku
01.06.2026
Söz Dönüp Dolaşıp Siyasete Gelince

Çoğu zaman güncel siyasetten uzak durmaya çalışıyorum.

Devamını Oku
25.05.2026
O Meşale Hâlâ Yanıyor mu?

19 Mayıs sabahı Samsun’da yalnızca bir vapur kıyıya yanaşmadı.

Devamını Oku
19.05.2026
Bir Kitap Fuarından Bir Kentin Hafızasına

Zonguldak Belediyesi Kitap Fuarı vesilesiyle geldiğim kentte, kitapların arasında dolaşırken yolum ister istemez kömürün, emeğin ve hafızanın izlerine çıktı.

Devamını Oku
11.05.2026
Yayla, Kitap ve 2 Bin 600 Kilometre Asfalt

“Bu ne acayip başlık?” diyeceksiniz belki.

Devamını Oku
04.05.2026
Bir Mahallenin Unutulan Sesleri

Pencerelerden içeri süzülen sabah güneşi, fırından eve taşınan sıcak ekmek, sokakta iki taştan kurulan kaleler, akşamüstü pencereden yükselen bir anne sesi...

Devamını Oku
27.04.2026
Sıradanlaşan Haksızlık

Adaleti en çok açık zulüm değil, kanıksanan küçük keyfilikler yaralar.

Devamını Oku
20.04.2026
Okul Koridorları Karanlığa Teslim Olmasın

Bir zamanlar Amerika’dan gelen okul saldırısı haberlerine uzaktan bakıyorduk.

Devamını Oku
16.04.2026
Kitapların Arasında Memleketin Yüzü

23. Ankara Kitap Fuarı bir kez daha gösterdi ki fuarlar yalnızca kitapların sergilendiği yerler değildir.

Devamını Oku
13.04.2026
Ordu’nun hafızası kazılamaz

Ordu’da büyüyen maden baskısı, yalnızca toprağı değil bir kentin belleğini, geçimini ve geleceğini hedef alıyor.

Devamını Oku
10.04.2026
Ankara’da bir iç yolculuk: Hüsamettin Koçan’ın 'Ben Bu'su

Yıllar önce Baksı Müzesi için “Rüzgârın elleriyle yapılan müze” diye yazmıştım.

Devamını Oku
06.04.2026
ArtAnkara ve Cumhuriyet’in Barış Yüzü

İsrail-ABD-İran hattında savaş büyürken, Yemen’den Gazze’ye, Lübnan’dan Körfez’e kadar Ortadoğu yeniden ateşin diliyle konuşuyor.

Devamını Oku
30.03.2026
Notun da bir hakkı var

Notun da bir hakkı var

Devamını Oku
23.03.2026
Savaş Önce Dilde Başlar

Bazı kelimeler vardır; yalnızca bir şeyi anlatmaz, insanlığın iç karanlığını da ele verir. “War” ve “savaş” böyle kelimeler.

Devamını Oku
16.03.2026
Bebeklerin Ulusu Yok

Başlığını Ataol Behramoğlu’nun aynı adlı şiirinden ödünç alıyorum. Çünkü bazı sözler yalnızca şiirde kalmaz; bir gün gelir, çağın vicdanına dönüşür.

Devamını Oku
09.03.2026
Bir El Daha: İki Sandalye Arasında Kalan Hayat

Konken oyunu, sahnede yalnız bir eğlence değil; bir temas biçimi. Kartlar dağıtıldıkça, aslında geçmiş dağıtılıyor. “Ben böyle yaşadım” diyen bir hafıza… “Ben böyle dayandım” diyen bir yalnızlık… Her el, bir önceki elin gölgesini taşıyor. Her kayıp, yalnız oyunda değil; hayatta da bir yerden eksilmeyi hatırlatıyor. Her kazanma, bir anlık sevinçten çok, “hâlâ buradayım” demek.

Devamını Oku
02.03.2026
Mutluluk Artmış: Peki Bu Memlekette Neden Yüzler Asık?

Geçen hafta açıklanan Yaşam Memnuniyeti verilerine baktım. Kâğıt üstünde tablo düzgün: “Mutlu olduğunu” söyleyenlerin oranı 2024’te yüzde 49,6 iken 2025’te yüzde 53,3’e çıkmış. Ortalama yaşam memnuniyeti puanı ise 10 üzerinden 5,7’de kalmış. Aynı tabloda ülkenin en önemli sorunu yine hayat pahalılığı: yüzde 31,3. Arkasından yoksulluk ve eğitim geliyor. Yani rakamların yüzü gülüyor ama memleketin derdi yerli yerinde duruyor.

Devamını Oku
23.02.2026
Ganita’yı Kurtaran Akıl Nereye Gitti?

Geçmiş öyküleri karıştırırken Ganita Direnişi’ne rastladım. Bir şehir bir zamanlar buldozerin önüne dikilmiş; bugünse denize varmak için iki yolu aşmayı kader sanıyor.

Devamını Oku
16.02.2026
Taç Gitti, Kravat Kaldı: Gücün Yazdığı Kurallar

Bazen bir akşamüstü, günün kalabalığı çekilirken kitaplığın önünde duruyorum.

Devamını Oku
09.02.2026
İstanbul “İptal” Dedi, Sorbonne “Hayır”

Randevuyu iptal ediyoruz. Aboneliği iptal ediyoruz. İlişkiyi iptal ediyoruz. Birbirimizi iptal ediyoruz. Bir süredir de diplomayı iptal ediyoruz.

Devamını Oku
02.02.2026
Kanada Tutmadı, Grönland’a Bakıyorlar

Bu hikâyeyi “jeopolitik” diye okumak kolay: Haritalar, üsler, rotalar, güvenlik…

Devamını Oku
26.01.2026
Onurlu bir miras: Uğur Mumcu

Onurlu bir miras: Uğur Mumcu

Devamını Oku
24.01.2026
15 Ocak 1902: Nâzım’ın Doğum Gününde Aşkın Israrı

15 Ocak, takvimde sıradan bir kış günü gibi durabilir.

Devamını Oku
19.01.2026
Karakol gölgesinde renk: Fikret Muallâ

Bu haftaki yazımda, bir ressamın paletine sinmiş bir duygunun izini sürmek istiyorum: Korkunun.

Devamını Oku
12.01.2026
Bir oda dolusu Cumhuriyet

Heykeltıraş arkadaşım Ahmet Çolak'ın köydeki evini ziyarete giderken, köyün içine girer girmez itfaiyeyi gördüm.

Devamını Oku
05.01.2026
İdare Etmek… Memleketin En Yorucu Fiili

İdare etmek… Bir fiil gibi durur; oysa çoğu zaman bir hayat biçimidir.

Devamını Oku
29.12.2025
Eskişehir’de Edebiyatın Işığı

Eskişehir’e her gelişimde, kentin kendine özgü bir “kültür dili” olduğunu yeniden fark ediyorum.

Devamını Oku
22.12.2025
İnadına Utanalım

İnadına Utanalım

Devamını Oku
15.12.2025
Kötülük Örgütlü, Edebiyat ve Sanat da Öyle Olmalı

Televizyonda, sosyal medyada, gazetede her gün aynı cümleyi duyuyoruz:

Devamını Oku
09.12.2025
Dünya’nın her yerinde, dağlara ve taşlara zeytin ağaçları dikilirken, biz bu ağaçlardan ne istiyoruz?

“Şimdi zeytin dikme zamanı mı?” diye sorabilirsiniz, ülkemizde seçilmiş belediye başkanları ve emekçiler aylardır tutuklu bulunurken… Toplu yemeklerde insanlar aynı gıdadan zehirlenirken… Kadınlar yalnızca kadın oldukları için yaşamlarını yitirirken... Çocukların isimleri resmi kayıtlara geçmezken… Barınaklarda ve sokak aralarında hayvanlar toplu yok edilirken…

Devamını Oku
01.12.2025
Köy Enstitülü öğretmenin öyküsü

Cumhuriyet’te ilk köşe yazıma nereden başlayacağımı uzun uzun düşündüm. İnsan ilk cümlesini bir kapı eşiği gibi kuruyor; içeriye neyi alacağını, ardında neyi bırakacağını tartarak. Ben o eşiği, babamla yaptığımız Köy Enstitüsü sohbetlerinden birinde duyduğum bu yaşanmışlıkla geçmek istedim. Çünkü hem benim öğretmenliğe, eğitime, Cumhuriyet fikrine bakışımın kökleri orada, hem de Öğretmenler Günü’ne yakışır bir hatırlama taşıyor içinde.

Devamını Oku
24.11.2025