Gerçeğin en yalın ifadesi olan atasözleri, insanoğlunun binlerce yıl yaşadıklarından çıkardığı derslerin, veciz biçimde ifadesidir. Akılda tutulması ve ciddiye alınması gerekir.
TRUMP’IN HESABI, İRAN’A UYMADI
Trump’ın, Venezuela’da Maduro’nun kolayca alt edilmesinin de sarhoşluğu ile Netanyahu’nun oyununa gelip İran’a saldırırken yaptığı hesap, İran’a uymadı. Savaş hukukunun bile tüm kurallarını ihlal ederek başlattığı ve sürdürdüğü saldırılar, beklenenden de kısa sürede, hedeflenenin tam tersi sonuçlar verdi. İran, yönetim kademesinden kız okullarına kadar, ABD-İsrail saldırılarında ödediği ağır bedellere rağmen teslim olmadığı gibi Hürmüz Boğazı’na, ABD’nin müttefiki Körfez ülkelerine yönelik, iyi düşünülmüş, planlanmış ve “sivrisinek filosu” saldırıları dahil, etkili biçimde uygulanan bir strateji ile Trump’ı İran’la uzlaşı aramak zorunda bıraktı. ABD’nin imajı, her açıdan ciddi yara aldı.
NETANYAHU’NUN FELAKETİ
Yüzyıllarca bekledikten sonra, Balfour Deklarasyonu ile başlayan ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşama geçirilebilen İsrail Devleti’nin kurulmuş olmasıyla yetinmeyerek kurulduğu tarihten bugüne, “Büyük İsrail-Vaat edilmiş topraklar” masalı peşinde, Ortadoğu’ya sürekli irin akıtan bir çıbanbaşı haline gelen İsrail, 1991 Madrid ve Oslo Barış Süreci fırsatını da 1996’da Netanyahu’nun ilk başbakanlık döneminde, bilerek ve isteyerek heba etti. Son olarak kurgulanmış HamasGazze saldırısı bahanesiyle, bir kez daha büyük rüyasının peşine düşüp, İsrail’in Ortadoğu hâkimiyetini önleyebilecek iki ülkeden biri olarak gördüğü İran’ı etkisizleştirmek üzere, Trump’a güvenip harekete geçti. Ancak İran gerek doğrudan gerek Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Husiler gibi vekâlet savaşçıları ile İsrail’e hiç beklenmeyen biçimde etkili yanıt vererek o cepheyi de kontrolüne aldı. ABD kamuoyuna zafer kazandığı imajını verebilmek için, her an tutum değiştirebileceği dikkate alınsa da Trump’ın İran ile uzlaşı arayışı içine girmesi Netanyahu için sonun başlangıcı oldu. Süreci baltalamak için hâlâ çaba göstermesi ise Trump’ın Netanyahu’yu sigaya çekip, “Ben olmasaydım, İsrail olmazdı” diyecek kadar İsrail’i aşağılayan tepkisine yol açtı. Netanyahu ve İsrail için de evdeki hatta ABD Yahudi lobisindeki hesap, İran’a uymadı. İsrail de ABD gibi, dünyadaki ağırlığını, inandırıcılığını çok büyük ölçüde yitirdi. Dahası, Gazze, Suriye ve Lübnan’da giriştiği “savaş suçu” ve “soykırım” niteliğindeki saldırıları, hemen bütün dünyada İsrail’e karşı öfke yarattı. Netanyahu’nun bu tepkileri “Anti Semitizm” olarak sunma çabalarına rağmen dünya, İsrail ve Yahudi karşıtlığının çok da haksız bir tutum olmadığını giderek daha çok düşünmeye ve buna uygun davranmaya başladı. İsrail gibi, emperyalizm eliyle yaratılmış, emperyalizmin hizmetinde olmayı severek kabul etmiş, etrafı, topraklarına el koyduğu, halklarını katlettiği devletlerle çevrili bir küçük ülke için bu en tehlikeli konumdur. Burada, “Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner!” atasözü hatırlanmalıdır. Bugünden yarına olmasa da İsrail Yahudileri, MS 90’da olduğu gibi, bir gün yine kendilerine yurt aramak için yollara düşmek zorunda kalabilirler.
ORTADOĞU’NUN YENİ GÜCÜ, İRAN
Trump ile Netanyahu’nun hesap hatası İran’ın Ortadoğu’daki ağırlığını, etkisini belki İran yöneticilerinin bile beklemediği biçimde artırdı. İran artık Ortadoğu’da, süper güçlerin bile ciddiye alması, çatışmaktan uzak durması ve işbirliği olanakları araması gereken bir devlettir. Bu gelişmeyi önce İsrail anlamalı, kendisinden başka kimsenin görmediği rüyadan uyanıp ayağını denk almalıdır. İsrail, Ortadoğu’da varlığını borçlu olduğu devletlerin bile artık onu gözü kapalı destekleyebilecek konumda olmadıklarını görüp, komşuları başta olmak üzere, bölge ve bölge dışı devletlerle uygar, devletler hukukuna uygun, dostça ilişkiler kurmayı, diğer devletlerin haklarına saygı duymayı öğrenmelidir.
TÜRKİYE’NİN KONUMU
ABD-İsrail saldırısının başından beri Trump’ın İran’ı dize getirmesini beklediği izlenimini veren ve attığı bazı adımlarla, İran’dan yana tavır koymayacağını gösteren AKP iktidarı için İran’ın bu yeni konumu ciddi bir uyarıdır. Türkiye İran ile iyi ilişkiler sürdürmeli, daha da önemlisi, İran’ın etkisizleştirilmesi girişimlerinin içinde bulunmamalı, bunları desteklememeli hatta bu tür girişimlere karşı çıkmalı, engellemeye çalışmalıdır. ABD-İsrail saldırıları başarılı olursa sıranın, İsrail’in Ortadoğu hâkimiyetinin önündeki ikinci engel olan Türkiye’ye geleceği unutulmamalıdır.