Kemal Kılıçdaroğlu’nu birçok kişi gibi ben de Melih Gökçek’i ve AKP kurucularından ve başkan yardımcılarından rahmetli Dengir Mir Mehmet Fırat’ı açık farkla yenilgiye uğrattığı TV programında tanıdım.
Sükûneti, bilgi birikimi, özgüveni, belgelerle konuşması ve ince mizahı ile göz doldurucuydu...
İlk hayal kırıklığımız, kuşkusuz değerli bir bilim insanımız olan, fakat siyaseten tanımayıp sonradan MHP’li olduğunu öğrendiğimiz profesör Ekmeleddin İhsanoğlu’nu beklenmedik şekilde CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak göstermesi oldu.
Bu seçimi benim için ayrıca hayal kırıklığıydı. Çünkü aralarında olduğum biz yazar ve sanatçıları aday belirlenmesi öncesinde görüşlerimizi almak için toplamış fakat seçimini zaten önceden yapmış olduğu anlaşılmıştı.
Yani göstermelik bir toplantıydı bu. Bizimle alay ediyordu. Sonradan başka bir nedenle kullandığı yakışıksız ifade ile “tıpış tıpış” geleceğimizi biliyordu.
Nitekim, içimize sinmese de sırf rakip aday seçilmesin diye, tıpış tıpış giderek Kılıçdaroğlu’nun adayı için oy kullandık ve belki de öngörülmüş olduğu gibi yenilgiye uğradık.
Adalet yürüyüşünde kısa bir mesafeyi en ön sırada onunla birlikte yürüdüm ve kameralara Yunus Gibi adlı şiirimi okudum.
Kılıçdaroğlu her zamanki suskunluğunu koruyarak herkesin coşkuyla alkışladığı şiirle ilgili tek söz etmedi. Beğendiğine ya da beğenmediğine dair yüzünde çizgi kıpırdamadı.
Olabilir. Herkesten şiir konusunda duyarlı olması beklenemez. Yürüyüşün son gününde Cumhuriyet özel bir yayın yapmış, ilk sayfada benim yürüyüş konulu şiirlerim yer almıştı.
Dinlenmekte olduğu minibüste bunları kendisine okuduğumda yine tek sözcük etmeyip yüzünde tek çizgi kıpırdamamış olmasına şaşırdığımı anımsıyorum.
Bu ilginç hesap adamının geçen yıl hastalığım sırasında beni hastanede ziyaretini, dostça sohbetimizi ve bir kez daha teşekkürlerimi de buraya eklemeliyim.
***
Son seçimde cumhurbaşkanı adayı olmaması gerektiğini bu sütunda birkaç kez yazdım.
Buna karşın yine tıpış tıpış gidip elbette lehinde oy kullandık ve yazık ki yine kaybettik.
Anketlerde açık ara önde görünen adaylardan biri seçime girse, bugün belki bambaşka bir Türkiye’de olurduk. Yazık ki olmadı.
Şimdi bulunduğumuz içler acısı durum Kılıçdaroğlu’nu üzmüyor mu?
Görünen o ki üzmüyor.
Dün adalet için yüzlerce kilometre yürüyen siyasetçi, bugün o günkünden daha açık olarak AKP yandaşı olduğu görülen bir yargıyı alkışlıyor.
Butlan kararını siyasi bulmadığını söylüyor. İBB davası denen zulüm süreci hakkında bir eleştirisi yok.
Hatta açıkça dile getirmese de bu adaletsizlikleri, yıllarca genel başkanlığını yaptığı partisine bu yıkıcı saldırıları, pek sevdiği “arınma”nın gereği olarak gördüğü anlaşılıyor...
Sözcü televizyonundaki tavrına ve söylediklerine yapılan eleştirileri tekrar etmeyeceğim.
Ben, yazının girişinde sözünü ettiğim TV programındakiyle taban tabana zıt bir Kılıçdaroğlu gördüm.
Sükûnetini yine korumaya çalışsa da zaman zaman patlamamak için kendini zor tuttuğu görülüyor, fırsat yakaladığını düşündüğü yerlerde sözü gereksizce uzatıyor, kendisine yöneltilen soruyu soruyla yanıtlamak gibi sıradan polemik yöntemlerini sıklıkla kullanıyor, genel merkeze polis saldırısının onun isteğiyle yapıldığını gösteren belgeli kanıtları görmezden gelmeye çalışıyor, zaman zaman (benzetme hoş görülsün) kükreyen fare örneğini anımsatırcasına sesini yükselterek sözüm ona Erdoğan’a yükleniyordu.
Selahattin Demirtaş’ın yıllarca hapiste kalmasına yol açan dokunulmazlığın kaldırılması kararından ötürü pişmanlık duymadığını söylemesi, onu hapishanede defalarca ziyaret ettiğini söyleyerek kendini aklamaya çalışması, ölümüne neden olduğu birinin mezarını ziyaret etmekle sorumluluktan kurtulmuş olunacağını sanmak kadar tuhaf ve duygusuzcaydı.
***
Sayın Kılıçdaroğlu! Önemli olan bugün, şu anda ne yapmakta olduğunuzdur.
Yükselen CHP ve halk muhalefeti karşısında paniğe kapılan iktidar ve destek aldığı dış güçler, bu yükselişi durdurmak için her türlü kötülüğü yapıyor.
Ülkenin kalbur üstü aydınlarından sokaktaki sıradan yurttaşa kadar milyonlarca insanımızın apaçık gördüğü bu gerçeği siz ve yandaşlarınız görmüyor musunuz?
Nasıl görmezsiniz?
Son TV programında, “Ülkeyi bu duruma kim getirdi, Erdoğan değil mi?” diye kükrüyordunuz.
Ülkeyi getirildiği bu durumdan, arındırma masalıyla CHP oylarını yüzde üçlere, beşlere düşürerek Erdoğan’a bir seçim daha kazandırarak mı kurtaracaksınız?
Yol henüz tükenmemişken CHP’nin seçilmiş genel başkanıyla el ele vererek partinizi ve muhalefeti daha da yükseltin ya da ısrarınızdan vazgeçerek ülkemizin demokrasi ve bağımsızlık tarihine adınızın kara harflerle yazılmasına engel olun.
Bilinçli bütün yurttaşlar, bütün vatanseverler sizden bunu bekliyor.