1 Haziran 1915’te albaylık rütbesini aldı Mustafa Kemal Atatürk Çanakkale direnişindeki müthiş öngörüleri ve askeri dehasıyla. Sonrasında bir ay boyunca Gelibolu savunmasını yönetmek için cephede sabahladı, birliklerin moralini yüksek tutmak adına gecenin bir yarısı sipere indi. Hatta bir, iki ay sonrası düşmana düzenlenecek olası saldırıyı kafasında planlayıp tünellerin çıkış bölgelerine tahtadan rampalar yaptırdı. İtilaf güçlerinin olası saldırı yollarını belirlemek için de Yüzbaşı Nuri (Conker) ile Ege Denizi’ni yukarıdan gören tepeleri haftalarca dolaştı. O günlerde Binbaşı Haydar Mehmet Alganer, fotoğraf makinesiyle yüksekçe bir siper ucundan düşman mevzilerini inceleyen 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal’in o ünlü fotoğrafını çekti. Alganer’in deklanşöre bastığı gören Mustafa Kemal, genç subayına baktı, baş selamını aldı ve yan taraftaki tepeye doğru yürüdü. Tam o sırada Anzak keskin nişancısının belki 1, belki 1.5 km öteden yaptığı tüfek atışının mermisi isabet etti sipere. İşte o an, ister şans deyin, ister talih, yüce Türk milletinin yazgısı yeni baştan yazıldı ve ölümden dönen Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın filizlerini ekti kutsal topraklara. Tarihçiler fazla üstünde durmaz ama o fotoğraf ve o bölgede yaşanan birkaç gün Türkiye Cumhuriyeti’nin mihenk taşıdır. Atatürk’ün haziranın son haftasında yaptığı incelemeler ve çalışmalar Ağustos 1915’teki Anafartalar ve Conkbayırı zaferlerinin taşlarını döşemiştir. Ve ne yazık ki hâlâ bu anlar genç nesle ayrıntısı ile anlatılamamaktadır!
STARMER NİYE İSTİFA ETTİ?
İngiltere’de siyasi kriz var. Son 10 yılda 6 başbakan değişti; yedinci halka Keir Starmer. Temel gerekçe de bozuk ekonomi. Bir türlü yükseltememiş alım gücünü. Enflasyon Türkiye kadar olmasa da sürekli artış eğrisinde. (Yıllık yüzde 4) Halk isyan ediyordu aylardır, “Et, süt fiyatlarını indir” diye; dinlemedi! Elbette İşçi Partisi’nin ivme kaybetmesi de Starmer’in gidişini hızlandırdı. “Sen bizi temsil edemiyorsun” sesleri yükseldi. Ki burada da eski İngiliz başbakanın, göçmen politikasında dengeyi şaşırması ve son tahlilde de Netanyahu severlik bardağı taşırdı.
DEPREM GELİYOR MU!
Maden Tetkik ve Arama (MTA) Genel Müdürü Vedat Yanık, “Türkiye Fay Haritası-2026”yı duyurdu, satır aralarında kaldı ancak 2013’teki incelemelerde sayısı 485 olan diri fay sayısının 700’e yükseldiği ortaya çıktı. Türkiye’de 700 bölge risk altında. İstanbul’dan Balıkesir Sındırgı’ya, Ankara’dan, Karadeniz’e, Çanakkale’den Bolu’ya onlarca yeni yaşam alanın altından fay hatları geçiyor. Peki hazırlık yapıyor muyuz? Hayır! Çünkü bu ülkede kimse bilim insanlarının çalışmalarını önemsemiyor, İstanbul’un eski semtlerinde yığma binalarda oturanlar bile, “Bize bir şey olmaz” diyor.
EGE’DE NE OLUYOR?
Ege’de sular bir türlü durulmuyor. Geçen hafta Atina’nın köklü gazetesi Kathemirini Yunan Silahlı Kuvvetleri’ne dayandırarak 2026’nın ilk dört ayında Yunan jetlerinin Türk karasularına doğru 431 kez havalandığını duyurdu. Çoğuna Balıkesir ve Eskişehir muharip filoları anında yanıt verdi. Ancak son 2 haftadaki hareketlilik normalin çok üstünde. Milli Savunma Bakanlığı’nın “Gereği yapılır” sakinliği düşündürücü.
TÜRKİYE NİYE YOK?
Dünyanın gözü Pakistanlı ve Katarlı arabulucuların katılımıyla İsviçre’nin Bürgenstock kentinde yürütülen ABD-İran görüşmelerdeydi. Varil petrol fiyatları bile bu 18 saatlik görüşmedeki toplantının sonuncuna endekslendi. Peki Türkiye bu masada niye yoktu? Dışişlerinden ses çıkmıyor. Sadece “Ankara gerginliğin içinde yer almak istemedi” türü açıklamalar var. Oysa temmuz ayındaki büyük NATO zirvesine ev sahipliği yapacak Türkiye, İsviçre’de olmalıydı. Belli ki bazı güçler istememiş, Ankara da ses çıkar(a)mamış!
ONURSAL ADIGÜZEL’İN İSYANI!
CHP’li belediyeler 1.5 yıldır saldırı altında. Uşak ve Manavgat dışındaki 20’ye yakın belediye başkanı varsayımsal suçlamalar üzerinden hapiste tutuluyor. Şile Belediye Başkanı Özgür Kabadayı’nın iddianamesi 11 aydır hazırlanamadı. Ve Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel; CHP’de genel başkan yardımcılığı dahil pek çok göverinde bulunan deneyimli isim de “somut olmayan” suçlamalarla 3 ayını doldurdu Silivri’de. Avukatları her hafta tutuksuz yargıyanma ve sürecin hızlandırılması talebinde bulunuyor, Adıgüzel’in üzerine atılı suçlamalarla ilgili olarak hiçbir maddi kanıt olmaksızın tutuklu olduğuna dikkat çekiliyor ancak sürekli “kuvvetli suç şüphesi” denen vicdani olmayan duvara çarpıyorlar! Adıgüzel, “Kamu yararı dışında tek bir kuruş harcadımsa en ağır cezaya razıyım, kuralların dışına asla çıkmadım” diyor kendisine ziyarete gelen hukukçu ve siyasetçilere. Adıgüzel’i duyan olur mu? Umarız duyarlar!