DEM Parti yöneticileri sözde barış süreci ile ilgili, terör örgütü üyelerinin bağışlanmaları amacıyla bir yasa çıkmasını bekliyorlar. Terörist başının konumunun yeniden belirlenmesi ile onu aldatıcı bir barış elçisi yapmak yolunda yasal düzenlemeler istiyorlar. Binlerce insanımızın yaşamını yitirmesine neden olan, sayısız asker ve polisimizi şehit eden, köyleri basan, kadın, çocuk, yaşlı genç binlerce cana kıyan teröristler dağdan inecek, cezaevindekiler çıkacak ve onlarla birleşerek daha güçlü olarak, yollarına devam edeceklermiş. DEM’li yöneticiler böyle söylüyorlar. Önce yasa çıkarılacak, sonra terör örgütü silah bırakacakmış. Yasayı önce terör elebaşı görüp onaylayacakmış! Hangi demokratik ülke böyle suçlar işlemiş olan teröristleri bağışlar ve aynı suçları işlemeleri için onlara yol verir?
Emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı’nı kazanan, Cumhuriyeti kuran, devrim yapan kuşağa karşı herkes borçludur. Bu ulusun geçmişte yaşadıklarını ve verdiği savaşı unutamaz ve görmezden gelinemez. Geçmişte ülkemizi, parçalamaya çalışan emperyalizm ne Kurtuluş Savaşı’mızı ve ne de Lozan’ı bir türlü içine sindiremedi. Zaman zaman iç destekçiler de bularak istemlerini dile getirdi. ABD’nin büyükelçisi Tom Barrack’ın ülkemize demokrasi değil, mutlakiyet önerdiğini, üniter devlet düşüncesinin bizim için geçerli olmadığını, Osmanlı’da olduğu gibi ümmetçiliğin bizim için en uygun yol olduğunu önerdiğini unutmadık. Bu amaçla NATO’nun Adana’da çok uluslu bir kolordu, İstanbul’da bir deniz kuvvet komutanlığı kurmaya çalıştığını unutmadık.
Ülkemizi yönetenlerin düşünceleri de bu istemlerle örtüşüyor. Yakın geçmişte Erdoğan, amaçlarının “ümmet” olduğunu açıklamıştı. Böyle olunca da doğal olarak tam bağımsızlık diye bir şey onlara göre yoktu. Cumhuriyetten armağan kalan ne varsa satan ve elde ettiği gelirleri yandaşlara dağıtan iktidar şimdi köprüleri, otoyolları, ormanlarımızı satıyor. Bu girişimler apaçık ulusun geleceğini satmaktır.
Ne pahasına olursa olsun yönetimde kalmak isteyen iktidar, seçimler yolu ile yönetimi devretme olasılığını düşünmemektedir. Bugün bunca hukuksuzluk bu yüzden yapılıyor. Seçim kazanmış belediye başkanlarının ve bürokratların uydurma suçlamalarla tek tek görevden alınmalarının ve cezaevlerine gönderilmelerinin nedeni budur.
Mutlak butlan adı tarihimizde hiç görülmemiş bir uygulamanın anayasaya, seçim yasasına, siyasi partiler yasasına karşın CHP’ye karşı devreye sokulmasının amacı budur. AKP kan kaybettikçe , CHP’nin güçlendiği görüldükçe bu kez kullanışlı yandaşlar devreye sokulmuş ve CHP’nin bölünmesi ve zayıflatılması amaçlanmıştır.
Üç kişilik bir “yargıçlar kurulu” ülkenin hukuk düzenini bozmuştur. Kurultaylarla seçilmiş olanlar görevden alınmış, bir saray mahkemesi kararı ile CHP yönetimine hukuksuz bir atama yapılmıştır. Bu bir projedir. Bu proje yalnızca CHP’nin bölünmesini ve yok edilmesini değil, Türkiye’nin bölünmesini ve yok edilmesini de amaçlıyor. Mutlak butlan kararından yararlanan “Saray kayyımı”, “Osmanlı coğrafyası” sözünü etmekte, Türkiye’yi parçalayacak düşünceler taşımaktadır.
‘MUTLAK BUTLAN’ PROJESİ
Mutlak butlan kararı tüm hukuk düzenimize karşı bir projedir çünkü siyasi partiler ve seçimler konusunda ilçe ve il seçim kurulları, Yüksek Seçim Kurulu kararlar verebilirler. Hukuk mahkemelerinin böyle bir karar verme yetkisi yoktur. Bu karar demokrasiye darbedir. Yargının siyaseti yönetmesi kabul edilemez.
Ülkemizin kaybı AKP yönetimi için önemli değildir. Onlar için önemli olan yönetimde kalabilmektir. Onlar için hukuk devleti ve hukuk yoktur, çıkarlar vardır. Bu yüzden uluslararası yolsuzluk endeksinde son sıralardayız. Dünya basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 163. sıradayız. İnsan özgürlüğü endeksinde 164 ülke arasında 144. Sıradayız. Hukukun üstünlüğü endeksinde 143 ülke arasında 134. sıradayız. Bu tablo kesinlikle ülkemize yakışmamaktadır. Bu ulus çok daha güç koşullarda emperyalizme karşı savaş vermiş, kazanmış ve çağdaş bir devlet kurmuştur. Umutsuzluğa yer yoktur: Bu günler geçecek ve yine İzmir’in dağlarında çiçekler açacaktır.
AV. EROL ERTUĞRUL