Gündemi Değiştiriyorum!

07 Kasım 2013 Perşembe

Evet değiştiriyorum, Başbakan’ın kuyruğundan ayrılıyorum, erkek-kız-kadın ayrımını hayatın her alanında dayatmaya kararlı olan RTE’yi bugün de yeterli insan eleştirecektir. Bana ihtiyacınız şimdilik yok (varsa bildirin!)... Ve dün İstanbul’da başlayan Uluslararası Küresel İklim Değişimi Konferansı’na dönüyorum. Dünkü “İklim Değişimi ve Medya” başlıklı konuşmam için edindiğim ilginç bilgileri paylaşacağım.

***

Hiç duydunuz mu: Türkiye, Küresel İklim Değişimi sürecinin içine girdi. Bunlar konferansta anlatılıyor ama ben Mikdat Kadıoğlu’nun 2012 sonunda hazırladığı “Türkiye’de İklim Değişikliği Risk Yönetimi” başlığı altında hazırladığı 170 sayfalık raporu okuyunca, ülkemizin iklim değişiminin içinde olduğu net olarak ortaya çıkıyor. Kadıoğlu özetle saptamalar yapıyor:
? Sadece büyük şehirlerimizde sel hasarlarının neden olduğu maddi kayıplar, depremlerin neden olduğu maddi kayıplara yaklaştı.
?Türkiye, yüzyılın sonlarına doğru Avrupa ve Orta Asya bölgesinde aşırı hava olaylarına en çok maruz kalacak ülkeler listesinde üçüncü sırada gösteriliyor.
? Türkiye’de, üst tropiklerdeki iklime benzer sıcak ve kuru bir iklim hâkim olmaya başladı. Sahra Çölü gibi bölgelerdeki yüksek basınç kuşağı kuzeye Türkiye’ye doğru kayıyor. Değişen iklimle birlikte yaşadığımız düzensiz, yani şiddetli yağışlar ve seller heyelanları, erozyonu ve çölleşmeyi artırıyor. Rüzgâr fırtınaları, dolu, hortum, yıldırım, şehir selleri gibi afetler daha sık, şiddetli, daha uzun süreli ve her yerde etkili oluyor.
?1963’te 140 civarında sel yaşanmışken 2010 yılında 160’tan fazla sel meydana geldi. Şiddetli rüzgârlara bağlı fırtınaların sayısı yılda 50’nin altında seyrederken 2010’da 250’ye yaklaştı.
? Pek tanımadığımız meteorolojik hortumlar son iki yıldır her yerde yıkıcı olmaya başladı. Sadece fırtınalarla birlikte görülen yıldırımların Türkiye’de neden olduğu can kaybı sayısı son yıllarda 400 kişiyi aştı.
Su Fakirliği: Kişi başına düşen 3.070 metreküptü. Artan nüfus ve küresel iklim değişiminin de etkisiyle daha kurak bir iklim koşullarında, 2050’de bir yılda kişi başına düşen su miktarı 700 metreküpe kadar düşebilir. 2050 yılında ülkemiz su fakiri olur..

***

Hey, dünyamızda çok kötü şeyler oluyor! Uyumayın! Bilim insanlarının saptadıkları bu olgu, veriler, bilgiler, yorumlar, doğrudan 7 milyar insana iletilmeli...
Mesele salt hükümetlerin meselesi değil. Hatta eğer bu ciddi konu salt hükümetlere bırakılırsa, büyük hata olabilir. Çünkü hükümetler önlemler almak zorunluluğu içinde, ekonomi yeniden yapılanacak, yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik verilecek, fosil yakıtlardan kaçınılacak, insan davranışları değişecek...
Kuzey buzullarında erimeler, büyük buzullarda parçalanma ve kopmalar, şüphesiz ki kuzey ayıları ve diğer canlılar, öncelikle kuzey kutup dairesinde olan bitenler, iklim değişiminin simgesel olayları haber olarak medyamızda bol bol yer alıyor. Televizyon kanallarında gösteriliyor.
Fakat köşe yazarlarının son bir aylık konuları arasına, örneğin dünyada son yapılan hükümetler arası iklim değişimi paneli toplantısının bir değerlendirmesi görülmedi. Oysa panel sonuçları görülmemiş iklim değişikliklerini haber veriyordu!
11 köşe yazarı-gazeteci meslektaşıma sordum: İklim değişiminin büyüklükle orantılı olarak, medyamızın haber ve yorumlarla konuya gerekli ilgiyi gösterdiğini düşünüyor musunuz? Sağ olsunlar yanıt verdiler. Özet:
?Türkiye’de medya bu konuda yeterince uyarıcı yayın yapmıyor.. Hatta hiç yapmıyor bile denebilir... Bir sayfada diyelim ki, iklim değişikliği ile ilgili bir haber var, ekonomi sayfalarında bir termik ya da nükleer santral yatırımının ne şahane olduğundan bahseden başka bir haber görürsünüz.
?İklim meselesi “kutup ayısı ve buzul” imajıyla da olsa zihinlere yerleşti. Fakat gazeteciler bile bilimsel araştırmalardan, sosyal, ekonomik, politik sonuçlarından ve iklim değişikliğiyle mücadele önlemlerinden bihaber. Hal böyleyken “anti iklim değişikliği” teorileri gibi “şok” haberler daha çok yer bulabiliyor medyada.
? Eski ABD Başkan Yardımcısı Al Gore’un yaptığı bir belgesel ve Türkiye’ye gelmesinden sonra farkındalık gerçekleşti. İklim değişikliği konusu, “bir-iki deli”nin medyada ilgi gösterdiği, geri kalanın ise pek ilgilenmediği bir konu maalesef.
? Türkiye’nin “ağır siyasi ikliminin” etkisi maalesef yazar ve gazetecilerin iklim değişikliğinin etkilerini göz ardı etmelerine neden oluyor. Gündemin hızı ve yoğunluğu nedeniyle, iklime sıra gelmiyor.
Bu durumun nedenleri üzerine de ayrıntılı açıklamalarını dün konferansta paylaştım... Gazetelerde bu konular üzerinde duran çok az (çoğu kadın) yazar var. Ama ana akım medya dışında, Türkiye’de iklim değişikliği konusunda canlı bir hayat var. Örneğin Açık Radyo ve Ömer Madra, çevre ve iklim değişikliği haberlerine hemen her sabah yer veriyor. Geçen ilkbaharda bir grup aydınla birlikte, Meclis Başkanı Cemil Çiçek’e seslendiler: “İklim Değişikliği Tehdidine Karşı İstanbul Manifestosu” “Gezegen Elden Gidiyor Buna Razı Gelemeyiz” diye imza kampanyası açtılar...
Vicdanlara ve ruhlara hitap eden kısa bir açıklama var... Ama ben dünya ekonomik sistemi, kapitalizmin kısa vadeli kazanç hesapları üzerine kurulduğu sürece, vicdansız ve ruhsuz kalacağına inanıyorum..
Çünkü iktidar da bu konularda sağır ve dilsiz...


Yazarın Son Yazıları

Daha ne bekliyorsunuz? 26 Mart 2020