Selçuk Erez

Tarihi tahterevalli

29 Haziran 2017 Perşembe

Son zamanlarda durumundan şikâyet edenler çoğaldı: Tanıdıklar, “Bu daha ne kadar sürer” diye soruyorlar. Eskiden rastladıklarında sorarlardı, şimdi özellikle bunu sormak için telefon ediyorlar.
Dikkat ettim aslında herkes birbirine soruyor bunu.
Bu konuda kesin olarak bildiğim tek şey er geç sona ereceğidir.
Ancak, bunun kadar önemli bir sorunumuz daha va a tüm haşmetiyle dikilecek olan bu yeni sorunu kolay kolay çözemeyeceğiz: Aradan zaman geçtikten sonra bu yılları çocuklara nasıl anlatacağımızı da düşünmek zorumdayız!
Onların, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Auschwitz’den bahsedildiğinde Alman, Mauthausen’den söz açıldığında Avusturyalı gençlerin çektikleri azabı çekmelerini istemeyiz.
¦ Olduğu gibi anlatamayız; çocuklar küçük dillerini yutarlar, bu nedenle yedikleri her şey burunlarından gelir ve her gece ramazan davulcusunu bastıran gümbürtülerle horlamaya başlarlar.
¦ Belki gerçeği hafif saptırmak daha doğru olur. “Kral ve ben” filminde Siyam Kralı’nın (Yul Brynner oynamıştı) çocuklarını yetiştirmek üzere tuttuğu İngiliz eğitici (kırmızı saçlı güzel Deborah Kerr) asilzadelere büyüklük duygusu aşılamak için hazırlanmış haritalarda Siyam’ın yeryüzünün en büyük ülkesi olarak gösterildiğini fark etmişti. Böyle bir yolu mu denesek?
¦ Acaba hiç mi anlatmasak? Babam, Osmanlı’nın son zamanlarında ilkokullarda tarihi, Kanuni’ye kadar ayrıntısıyla anlattıklarını, Kanuni’den sonra sadece “O padişah gitti, şu padişah geldi” diye özetlediklerini, böylece öğrencilerin duraklama, gerileme ve sonra daha kötü devreleri öğrenip depresyona girmemelerinin sağlandığını söylemişti.
¦ Çocuklara cinselliği, kuşları, arıları misal gösterip anlatırlar. En iyisi böyle davranılmalı: Orhan Veli’nin Charles Cros’dan şiir çevirirken benimsediği üslup burada yararlı olur:

Tarihi Tahterevalli
Ortaya bir kereste koydular / uzun mu uzun / Bir tarafa biz iliştik / mahcup ve mütevazı / Bir tarafına onlar oturdu / şişman mı şişman / Ne bulsalar mideye / hapur da hupur / Her şeyden vergi / ne acıma, ne insaf / Beraber ağırlaştılar onlar bu yolda / Kantarlar kırıldı / çatur da çutur / Bizse giderek hafifledik, uçtuk balon misali / Yüksekten bakınca gördük mü gördük / Anlayınca işi yollara çıktık / yürü Allah yürü / Yolda çoğaldık / bin olduk, milyon olduk / Öyle çoğaldık ki sonunda / seçimde arayı kapatamadı / ne hile ne de hurda!  



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Böcek yeriz o zaman! 30 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları