
Yandaş Memur-Sen’in başındaki Ali Yalçın, “Anadolu, 100 yıllık narkozdan çıkıyor” demiş. Varlık nedenleri olan Cumhuriyeti karalamayı iş edinmiş Memur-Sen’in kurucularını tanırsak onların burunlarına dayanan narkozun etkisinin nereden kaynaklandığını anlarız.
Memur-Sen’in kurucu genel başkanı Mehmet Akif İnan, 1960’ta, kindar nesil yetiştiricisi Necip Fazıl Kısakürek ile tanışmıştı. Asıl narkozcu o.
Dahası var: Mehmet Akif İnan, 1962’de Nuri Pakdil ile Edebiyat dergisini kurmuştu.
Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bize devrimci başkaldırıyı öğretti” dediği Nuri Pakdil de Türkiye’yi 100 yıllık narkozdan çıkardığını savunan Saraycı takım için önemli bir isim:
Casusluk cemaati Fethullahçıların 15 Temmuz kalkışmasından önceydi. Baki Kaya adlı bir albay, sık sık Nuri Pakdil’i ziyaret ediyordu. Genelkurmay istihbaratına göre, Baki Kaya, Nuri Pakdil’e kimi askeri bilgileri sızdırıyordu. Albayı izlemek üzere iki subay görevlendirildi. Ancak, bu iki subay, cemaatçi polisler tarafından Nuri Pakdil’i ziyaret eden dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a “suikast düzenleyecekleri” uydurmasıyla gözaltına alındı. (Baki Kaya aynı süreçte, Tümgeneral Mehmet Dişli ile de görüşüyordu. Mehmet Dişli’yi kamuoyu, casusluk cemaatinin 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirdiği kalkışma sırasında Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın yanı başındaki Genelkurmay Stratejik Dönüşüm Dairesi başkanıydı.)
Sonrası biliniyor: Casusluk cemaati Türkiye’nin gizli askeri sırlarının yer aldığı “kozmik odaya” cemaatçi bir savcıyı soktu. Ülkenin en gizli bilgileri, yabancı istihbarat örgütlerinin eline geçti, casusluk cemaati AKP ile ortaklaşa, ordunun Cumhuriyete sadık kesimine yönelen tasfiyeye girişti.
Kozmik odayı arayan savcı Mustafa Bilgili ve o soruşturmada kararlar veren yargıç Halil İbrahim Kütük, FETÖ davasında hüküm giydi. Tümgeneral Mehmet Dişli de FETÖ davasından ömür boyu hapse mahkûm edildi.
Hulusi Akar’a gelince... Genelkurmay başkanı iken dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile birlikte Nuri Pakdil’i evinde ziyaret etti. AKP’den milletvekili, bakan oldu. Son katıldığı etkinliklerinden biri, bir pilavcıyı ziyaretinde hazır ola geçmiş garsonların içtimasına katılıp tekmil alması oldu.
Narkoz yemiş Memur-Sen’in başındakinin “yeni bir diriliş ve uyanış hamlesiyle iradesi örselenmiş yüklerden kurtulduğunu” ileri sürdüğü Türkiye’nin durumu ortadadır:
İşsizlik dorukta. Memur, emekli, işçi, halk perişan. Demokrasi askıda, narkozcular başta.
SARAY KARARNAMESİ GEREK
Böyle olmayacak...
Saray ivedilikle kararname çıkarmalı:
- Muhalif belediye başkanı seçilmek yasaktır. Seçilmiş olanlar, gerekçe aranmadan toptan tutuklanır, cezaevine atılırlar.
- Gazeteciler, Saray’a bağlı jurnalciler cemiyetinin doğal üyesi olarak yalnızca resmi açıklamaları yazmakla yükümlüdürler.
- Yasama, yürütme ve yargı sadık bendelerden oluşur.
- Muhalefet lider ve yöneticileri Saray tarafından atanır.
- Saray yönetimi, babadan oğula geçer.
ANKARA BATIRILINCA
Önderden saydılar ya... İmralı’daki “Bizim Cumhuriyet ile bir sorunumuz yoktur. Asıl mesele Cumhuriyetin demokratik olmamasıdır” buyurmuş.
Bilirsiniz, kendisi baştan aşağı demokrattır. Ardında 50 bine yakın ölü bırakmış örgütü de öyledir. Bu yüzden şimdilerde çok demokrat iktidar ile Cumhuriyeti demokratikleştirmek için üstün önderlik yapmaktadır.
Haliyle istekleri üzerine Ankara batırılmış olacağından, yeni kurulacak demokratik Cumhuriyeti de demokrat adalet bakanının İmralı’da “önder” için hazırlattığı “idari” binadan idare edecekler.