Aziz milletimizin pek bilinen bir özelliğidir:
Başka ulusları hemen tepki koymaya yönelten birçok söz veya olay, bizim toplumumuzda sanki hiç yokmuş (ya da olmamış) gibi hiç tepki görmeden geçer gider.
O olay aylar ya da bir veya birkaç yıl sonra anımsatılınca “Ha yahu sahiden öyle bir şey olmuştu değil mi” der, geçeriz.
Ama bu yavaş ısınma ve geç ateş alma, bir anda topluma sıçrayan kıvılcım gibi toplumun bir kısmını ayağa kaldırınca artık bu toplumun önünde durmak imkânsız olur.
Bunları herhangi bir yerden bir bilgi aldığım için değil, uzun süredir CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in kamuoyuna benimsetmeye çalıştığı “erken seçim” çağrıları nihayet “tomurcuk verme” aşamasına yaklaşıyormuş gibi bir algı içinde olduğum için yazıyorum:
Nitekim Özgür Özel, “Madem erken seçime yanaşmıyorsunuz, hiç değilse bir ‘ara seçim’ yolu açalım da miyonlarca seçmen gerçekten ‘sandığı önünde’ istiyor muymuş, istemiyor muymuş görelim” anlamına gelen son çıkışı yaptıktan sonra siyasi kulislerde başlayan hareketliliği önemsediğim için yazıyorum.
Yeri gelmişken ifade edeyim: Türkiye’nin bir “ara seçim”e gitmesi ihtimalini şahsen çok düşük görüyorum. Çünkü iktidarın bir “ara seçim” yapmaktan kendi hesabına kârlı çıkabileceği hiçbir hususun bulunduğunu söyleyemiyorum. Siyasette atılacak her adımın kendisine bir yarar sağlamasını tüm siyasi hayatın temel taşı gören bir zihniyetin Türkiye’de iktidarda bulunduğu bir dönemde...
Bahsettiğim “tomucuklanma”ya gelince:
Özgür Özel bir yılı aşkın süredir üstlendiği ve hâlâ canlı ve heyecanlı bir tempoyla sürdürdüğü mitinglerde yüzlerce defa tekrarladığı “erken seçim” taleplerine öteki partilerden olumlu ya da olumsuz hiçbir tepki alamıyordu. Ama son bir hafta içinde önce İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’ndan, hemen sonra da Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’dan olumlu tepkiler geldi. Dahası, seçim öncesinde CHP’nin girişimiyle oluşacak bir işbirliğine açık olduklarını da saklamadılar.
CHP tek başına iktidara gelmeyi aklına koymuş gibi davrandığı için Kılıçdaroğlu’nun kurduğu “altılı masa” türü bir ittifaka hazır mıdır, yaklaşır mı, bunlara şimdiden “olabilir” diye bakmak çok erkenci bir tavır olur. O nedenle olayların gelişmesini beklemek en doğrusudur.
Kaldı ki sadece “altılı masa” değil, ta 1950-60 arasında merhum Osman Bölükbaşı’nın lideri olduğu Cumhuriyetçi Millet Partisi ile Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu’nun lideri olduğu Hürriyet Partisi ve CHP arasında oluşturulmak istenen “Güç Birliği” isimli ittifak, Bölükbaşı’nın “Biz ittifakta diğer partilerle eşit durumda olmalıyız” ısrarı yüzünden dağılmıştı. 1957 seçiminden sonra CHP ile Hürriyet Partisi arasında tekrar denenen ittifak da işlevsiz kalmış, sonuç vermemişti.
Özetle diyorum ki “ittifak” kurmaktan çok daha zor olan, ittifakı “yaşatmak”tır