Köşe Yazısı

A+ A-

On altı yılın bilançosu çok ağır

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Perşembe günü, 16. kuruluş yıldönümünü büyük yanılsama parkı “Harikalar Diyarı”nda kutlayan AKP’nin, seçmenine iki büyük vaadi, adalet ve kalkınma alanlarında yaya kaldığını yazmıştım.
Bugün de on altıncı yaşını idrak ederken iktidarının da on beşinci yılını yaşayan AKP’nin dış ve iç güvenlik alanlarındaki bilançosuna bakalım.
AKP’nin iktidara gelişi ile Ortadoğu’ya Amerikan silahlı müdahalesi eşzamanlıdır.
AKP’yi dizayn edenler de, partinin yerli kurucu ve yöneticileri de, zaten bu müdahale vesilesiyle oluşturulmuş kuruluşun ABD yanında, onun yönlendirmesi altında önemli roller oynayacağı, Washington’ın göstereceği hedefler ve çizeceği sınırlar ile uyumlu olarak, bölgede ağırlık sahibi olacağını düşünmüşlerdi.
Bu tasavvurlar, daha ilk adımda TBMM’de yapılan tezkere görüşmelerinde darmadağın oldu.
Ankara, daha ilk adımda büyük operasyonda kendine düşeni yerine getirememiş ve ABD güçlerinin Türk toprakları üzerinden Irak’a girişini sağlayacak kararı TBMM’den çıkaramamıştı.
Gerçi bu durum Tayyip Erdoğan’ın, BOP eşbaşkanlığına adaylığını teyit etmesine engel olmamıştı ama Washington Ankara’yı artık eşbaşkan olarak görmekten vazgeçmişti.
Irak ve ardından patlak veren Suriye krizleri sırasındaki yanlış politikaları sonunda Türkiye bölgede kırmızı çizgileri sürekli çiğnenen, ağırlığı gittikçe azalan, inisiyatifi değişik Kürt güçlerine kaptırmış bir ülke konumuna geriliyordu.
Bir zamanlar bölgenin desteği aranan gücü Ankara iken, şimdi PYD olmuştur. Bu durum herkes tarafından Ankara’nın yüzüne karşı açıkça söylenmektedir.

***

Tayyip Bey’in iktidarının başlangıcında, AB’nin karar vericilerinin de, kamuoyunun da kendi içlerinde görmek istemedikleri hususunda hiçbir kuşku bulunmayan Türkiye, yine de kuruluş ile ilişkilerini düzgün bir çizgide yürütmekteydi. AKP iktidarının on beşinci yılında ise, Türkiye-AB ilişkileri fırtınalı sularda seyrederken, Ankara en fazla antipati toplayan, en çok eleştirilen ve ilişkilerin askıya alınması tartışılan başkent konumuna gerilemiştir.
Siyasiler katında işler zaman içinde düzelecek olsa bile iki tarafın halkları arasında oluşan karşılıklı güvensizlik ilişkilerde uzun süre giderilemeyecek köklü tahribata neden olmuştur. Türkiye’nin şu anda Avrupa’daki itibarı konusunda en iyi fikir verebilecek olan olay ise AİHM’ye aday gösterdiği isimlerin gerekli vasıflara sahip olmadıklarından, ciddi olarak incelemeye dahi alınmamasıdır.
Dış ilişkilerde Rusya ile yaşanan kriz yine Ankara’nın geri adım atmasıyla normalleşme yoluna girmiş, ancak Moskova’dan Ortadoğu’da Türkiye’nin umduğu ölçüde bir destek sağlanamamıştır.
ABD ile ilişkilerdeki gerilmenin sorumluluğunu Obama’ya yükleyen AKP, büyük umut bağladığı Trump’ın tutumundan da kısa sürede düş kırıklığına uğramış ve bölge ile ilgili beklentilerinin gerçekleşemeyeceğini görmüştür.

***

Nevraljik Ortadoğu’nun kritik döneminde dış politikadaki bu zayıf konum, Türkiye’yi bölgedeki gelişmelerden toprak bütünlüğü açısından bile en fazla etkilenebilecek riskli ülkeler kategorisine sokarken, içeride de 2016 Temmuzu’ndaki TSK ve kamuoyunun büyük ezici çoğunluğunun karşı çıktığı girişim başarı ile önlenirken, FETÖ ile mücadele konusunda gerektiği kadar mesafe alınamamıştır. FETÖ hâlâ ülke için ciddi tehdit olma konumunu sürdürmekte, ülke sürekli OHAL altında olmasına rağmen kesin sonuç elde edilememektedir.
İçeride ve dışarıda, “FETÖ ile mücadele”nin daha ziyade OHAL uygulamalarına bahane olarak kullanıldığı yolunda güçlü bir izlenim mevcuttur.
Kısacası, toplumsal uzlaşma, ekonomi, eğitim gibi konulara bile değinmeden yapılan kısa bir analiz, kuruluşunun on altı, iktidarının on beşinci yılında AKP nin bilançosunun negatif olduğunu göstermektedir.
Bu durumda “Harikalar Diyarı”nda neyin kutlandığını anlamak gerçekten güçtür.