Covid-19: Uygarlığın kendisiyle imtihanı
Ergin Yıldızoğlu
Son Köşe Yazıları

Covid-19: Uygarlığın kendisiyle imtihanı

05.03.2020 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Koronavirüs (Covid-19), salgını hızlanarak bir küresel pandemiye dönüşüyor. Bu olayı, ortaya çıktığı dönemin özelliklerini göz önüne aldığımızda “uygarlığın kendisiyle imtihanı” olarak düşünebiliriz.

Dönemin özellikleri

Covid-19, uygarlığın “özel” bir döneminde ortaya çıktı. Bu “özel” dönemin adını koyamadığım için, onun ayırt edici özelliklerini kısaca betimlemeye çalışacağım.

İlk sırada, 1990’ların ortasından bu yana gelişmesi hızlanan internetin, bilişim ağlarına bağlı sistemler üzerinden toplumun, sosyoekonomik dokusunun ayrılmaz parçası haline gelmesi var. Bunu tedarik zincirlerine, sosyal medya kullanımındaki patlamaya, büyük veri ve algoritmaların hızla gelişen, yaygınlaşan bir yeni sermaye “birikim tarzı” yaratmaya başlamasına, kitle izleme, denetleme, disiplin, siber savaş araçlarına dönüşmesine bakarak görebiliriz.

Hızlı teknolojik gelişmelerin üretkenlikte beklenen artışı getirmemesi (üretkenlik paradoksu), kronik düşük büyüme ve borç yüküne karşı dünya borsalarındaki hızlı yükseliş de bu dönemin bir özelliğidir. Bu teknolojik ve ekonomik zemin üzerinde jeopolitik krizlerin, bunların ürettiği göçmen ve sığınmacı dalgalarının yoğunlaştığını görüyoruz. 

Düşük büyümenin, borç yükünün özellikle, muhafazakâr ideolojilerin “kuluçka makinesi”, orta ve küçük işletmeleri, yok olma korkusunun yaygınlaştığı geleneksel sanayi dallarında çalışanları vurması, göçmen gelişinin kültürel ekonomik basıncıyla birleşiyor, “Yeni Faşizmin” tırmanışını hızlandırıyor.

Bu resme, ormanların tarıma, madenciliğe, imara giderek daha çok açılmasını, küresel ısınmanın iklim krizine dönüşmesini de (yangınlar ve su baskınları, kasırgalar ve birçok ekosistemin altüst olması) eklemek gerekir. Bu resmi, hızlı kentleşmeyle, göçlerle birleştirdiğimizde karşımıza, dönemin bir özelliği daha çıkıyor: SARS, MERS, kolera, H1N2, Ebola, Zika, domuz gribi ve covid-19 gibi ülke sınırlarını aşan, bölgesel ve hatta küresel çapta yayılabilen bulaşıcı hastalıklar.

Covid-19 sınavı

Covid-19’un ekonomik etkilerine ilişkin korkular, geçen hafta dünya borsalarında paniğe dönüştü; yüzde 15’e varan düşüşler yaşandı, toplam 6 trilyon dolar silindi. Bu hafta başında merkez bankalarının devreye gireceklerini açıklamalarıyla, borsalarda başlayan toparlanma kısa sürdü. Diğer taraftan, MB’lerin parasal genişleme, faiz indirimi gibi önlemleri, belki borsaları geçici olarak rahatlatır, ama kopan tedarik zincirlerini yeniden kuramaz; Covid-19’un turizm, eğlence sektörü ve emek piyasaları üzerindeki etkilerini bastıramaz. Parasal önlemlerin, düşük verimlilik ve kârlılık ortamında, belirsizlik sürdükçe yatırımları teşvik etmesi, orta ve küçük ölçekli işletmelerin Covid-19’dan kaynaklanan sıkıntılarını hafifletmesi de olanaklı değil.

Kültürler, cinsel tercihler arasındaki çelişkileri, düşmanlıkları körükleyen sosyal medya ortamında, Covid-19’un getirdiği belirsizlik, ırkçı, yabancı düşmanı duygulara uygun komplo teorilerini yaygınlaştırıyor. Yönetici seçkinlere, ana akım medyadaki haberlere güven geriledikçe faşizmin tırmanışı hızlanıyor. Devletlerin, salgını kontrol altına alma çabaları da, Çin örneğinde olduğu gibi ister istemez, izleme, disiplin ve cezalandırma teknolojilerini geliştirerek totaliter eğilimleri güçlendiriyor.  

Bu sırada, göçmenleri koz olarak kullanıp insan yaşamıyla kumar oynayanlar, faşist propagandanın Covid-19 ile yabancılar arasında ilişki kurmasını kolaylaştırarak adeta ateşe benzin döküyor. Fransa’da bir yerel gazete “Sarı tehlike mi? (Le péril jaune?)” başlığı atabiliyor, İtalya’da Çinlilere, Yunanistan’da sığınmacılara yönelik saldırılar yaşanıyor. Der Spiegel ve The Economist, Çin’i sorumlu tutan kapaklarla çıkabiliyorlar. Londra’da, Asyalı bir genç, “Ülkemizde virüs istemiyoruz” diye bağıran bir grup tarafından sokak ortasında darp ediliyor. Avrupa’da faşist şiddetin tırmanma hızı artıyor.

Böyle bir iklimde, zaten yüzde 2.9 ile resesyon sınırında, seyreden küresel büyüme hızı, OECD’nin öngördüğü gibi, yarı yarıya azalarak yüzde 1.5’e gerilerse dünya bir ekonomik ve finansal girdabın içine düşer, insanlık çok büyük toplumsal çalkantılarla yüz yüze kalabilir. 

Yazarın Son Yazıları

‘Hava kurşun gibi ağır’

İBB davaları sürüyor, İmamoğlu 9 Temmuz’da ne olacak, operasyon mu var diye soruyor.

Devamını Oku
06.07.2026
250 yaşında, hasta adam

Amerika’da başkanlar görevi devralırken hemen her zaman John Winthrop’un ünlü, “Yeni Kudüs”, “istisna ülke”, “aşikâr yazgı” (manifest destiny) vaazını (1630) anarlar.

Devamını Oku
02.07.2026
NATO zirvesi-genel çerçeve denemesi

NATO Ankara Zirvesi, ittifakın stratejik yöneliminde yapısal bir değişimi yansıtıyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Caligula, Trump, Musk üzerine spekülatif düşünceler

Amerikan toplumunda Roma İmparatorluğu’nun çürüme, çöküş aşamasını anımsatan bir dönüşüm yaşanıyor.

Devamını Oku
25.06.2026
Versay’dan sonra yeni jeopolitik

7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu

Devamını Oku
22.06.2026
Apartheid şimdi küresel

Sonuçta yeni Apartheid, duvarlarla değil, yaşamın dolaşımını düzenleyen görünmez mekanizmalarla kuruluyor. Bir tarafta sermaye, veri, mineraller ve su için sınırsız hareket; diğer tarafta insan için sınırlı hareket, sınırlı hak, sınırlı nefes. Küresel düzenin hakikati şu: Artık-değer çevrede üretiliyor, fakat yaşamın güvenliği merkezde korunuyor. Bu yüzden Apartheid artık küresel; sermayenin düzeni ise hem ekonomik hem biyopolitik hem de biyo-ırkçı.

Devamını Oku
18.06.2026