Tiyatro ozanlarına türkü söyleten adam
Ayşegül Yüksel
Son Köşe Yazıları

Tiyatro ozanlarına türkü söyleten adam

06.08.2019 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Datça tam 20 yıldır öksüz. Ozan, çevirmen, yazar Can Yücel’i 12 Ağustos 1999’da yitirmiştik. “Dünyanın en güzel gözlü maarif nazırının oğlu” artık Datça’da uyuyor. Türkiye’sini boğan acılara, bu acılara neden olanlara, türkü tadıyla bezediği şiirleriyle güzelce kafa tutan adam...
Birçok yabancı tiyatro yazarı, Can Yücel’in Türkçe deyiş kültürünü şair ustalığıyla buluşturduğu çeviriler aracılığıyla, bize Türkçe türkü söyleyen, dizeleri dilden dile dolaşan bizden ozanlar oldu. İşte bu yüzden Shakespeare’in “Bahar Noktası” (“Bir Yaz Dönümü Gecesi Rüyası’) ülkemizde en sevilen, en çok sahnelenen oyunlardan biridir. İşte bu yüzden Shakespeare’in “Fırtına”sı Can Yücel’in Türkçesiyle özgün metindeki kıvraklığını kazanmıştır. ‘Hamlet’in ünlü “to be or not to be” dizesini, “bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin” biçiminde Türkçeleştirmeye başka kim cesaret edebilirdi?

Shakespeare ve Brecht’le haşır neşir
Genco Erkal, Can Yücel’in Brecht’ten çevirdiği “Kafkas Tebeşir Dairesi” oyununun Dostlar Tiyatrosu tarafından ilk kez sahnelendiği dönemde, kendisine Azdak rolünü nasıl oynaması, sözlerin ağzından nasıl dökülmesi gerektiğini, koca bir bölümü tek başına oynayarak nasıl anlattığını unutamıyor. Can Yücel’in yine Brecht’ten çevirdiği AST yapımı “Tak-tik”in, Timur Selçuk elinden çıkmış en yaman tiyatro şarkılarından olan “Eldeki bir kuş daha kuştur daldaki iki baykuştan” bilenlerin dilinde bugün de dolaşmıyor mu? Ya Brecht’in “Şvayk Hitler”e Karşı’ oyununun Can Yücel’ce söylenmiş “Viltava’nın Türküsü”?
Brecht’le, Shakespeare’le haşır neşir olmuşluğu kabul de, beni en çok şaşırtan, ünlü ‘Mara/Sade’ın yazarı -mizah ve ironi kullanımı bizim duyarlığımıza pek de denk düşmeyen- Peter Weiss’ın Portekizli diktatör Salazar’dan yola çıkarak yazdığı oyunu, “Salozun Mavalı” başlığı altında tadına doyum olmaz bir seyirlik olaya dönüştüren Can Usta’nın becerisi... Cana can katmak bu demek olsa gerek. Çeviri ustası Sabahattin Eyüboğlu’nun Can Yücel için “cömertçe canını koymuş başkalarının söylediklerine” demesi boşuna değil...

Çeviri kadın gibidir, ama güzeli sadık olur onun da
Tomris Uyar, Can Yücel’le yaptığı bir söyleşide (Milliyet Sanat, sayı 65, 1 Şubat 1983) “şiir çevirisinde uyarlamanın sınırı”nı sormuş ozana. “Çeviri kadın gibidir, güzeli sadık olmaz, sadığı güzel, diye bir Rus atasözü vardır” diyerek başlıyor yanıtına Can Yücel. “Çoğu atalar gibi, Rus atası da yanılmış. Çeviri kadın gibidir, doğru. Doğru, ama güzeli sadık olur onun da. Sadığı güzel mi olur, bak onu bilemiyorum. Bu köpeksi kuşkum, belki de o güvenilir ya da sadık bellenmiş çevirmenlerin harfi, lafzi anlamı yakalayacağım derken şiirin tınısını kaçıragelmiş oluşlarından doğuyor. Oysa şiiri şiir eden tınıdır, o gümledi mi şiir de gümler... Şiir (...) tınılarla zaman içre yaratılmış, patlatılmış bir olaydır. Şairinin bütün öznelliğine karşın, nesnelliği de bundan ileri gelmektedir.”
Can Yücel’in deyişiyle bu “patlama” olayı şöyle gerçekleşir: “SADAKAT demiyorum, dikkat et. Çevirmen, bir taharri memuru veya bir Simenon gibi asıl olayın dizeleri arasında kol gezerek seyirtecek, ayrıntıları kurcalayacak, ipuçlarını yoklayacak, işin çetelesini tutarak olayın künhüne varacak, bütününü, tınısını kavrayacak, sonunda onu başka bir dilin (mekânı değil) zamanı içinde yeniden yaratacaktır. Benim çevirilerimin altına “Türkçe söyleyen” kaydını düşmemin nedeni de budur.’

Can’ın imzasını görmesek de tanırız tüm dile getirdiklerinde
Can Yücel, kültürümüze armağan ettiği özgün ürünler yanında, şiiri şiir gibi, oyunu oyun gibi, düzyazıyı düzyazı gibi çevirirken, “asıl olay”dan hiçbir şey eksiltmeksizin, Can Yücel imzasıyla zenginleştirdi her birini. Öyle ki, yalnız özgün şiirlerinde değil, çeviri yapıtlarında bile, imzayı görmesek de, bir Mozart senfonisini, bir Picasso resmini tanırcasına ulaşır olduk Can Yücel’in kendine özgü söylemine.
Genco Erkal’ın “Can” (1999) adlı tek kişilik gösterisinin metin olarak yayımlanmasının tam sırasıdır; oyunu görmemiş olanlar kadar, Can’ı yaşarken tanımamış olanlar, Can’ı özleyenler için de...  

Yazarın Son Yazıları

İlber Ortaylı: İçindeki çocuğu koruyan bilge

DTCF hocası olan annesi Şefika Hanım’ın koluna girerek fakülte binasının giriş merdivenlerinden çıkmasına destek olan 1970’lerin delikanlısı İlber ile 2026’da bir elinde bastonu, kızının koluna yaslanarak Bejart Balesi’ne gelen 70’lik İlber’i tanımış olanlardanım.

Devamını Oku
24.03.2026
Tiyatrocular için biçilmiş kaftan...

Alexis Michalik’in eseri ‘Edmond’ Ankara seyircisiyle buluşuyor.

Devamını Oku
10.03.2026
Ankara’da özel tiyatro uğraşı

Ankaralı olduğumda tiyatro olaylarına uzak düşeceğimi sanmıştım.

Devamını Oku
24.02.2026
Bizim de Yaşar Kemal’imiz var

Shakespeare’in yapıtlarının evrensel düzeyde benimsendiği bir dünyada yaşıyoruz.

Devamını Oku
10.02.2026
‘Neyzen’ Ankara Özel Tiyatrolar Festivali’nde

Ankara Tiyatro Yapımcıları Derneği’nin düzenlediği Ankara Özel Tiyatrolar Festivali (AnTiYapFest) bu yıl 5-15 Şubat tarihleri arasında yapılıyor.

Devamını Oku
27.01.2026
‘Anne Boleyn’e kullanma kılavuzu gerek

“Anne Boleyn” İngiliz tarihine yaslanan bir oyun. 16. yüzyılın ilk yarısında Kraliçe I. Elizabeth’in babası VIII. Henry döneminde başlıyor. 1536 yılında anlatılan olayın tarihsel öyküsü tamamlanıyor. Ancak, oyunun 2. katmanında 1603- 4 yıllarında, İngiltere tahtına I. James olarak oturan İskoç kralı James’in ve Anne Boleyn’in “hayaleti”nin yer aldığı “düşsel” sahneler izliyoruz.

Devamını Oku
13.01.2026