Kim bu 14 bin kişi?

13 Mayıs 2021 Perşembe

Her şey ne kadar da birbiriyle buluşuyor.

Uyuşturucu baronu Cemal Nayır 10 Mayıs’ta hayatını kaybetti. Nayır, hastanede koronavirüs tedavisi görüyordu. 14 yıldır aranan uluslararası mafya lideri Francesco Pelle kısa süre önce yakalandı. Pelle de koronavirüsten dolayı Portekiz’de bir hastanedeydi. Başında olduğu Avrupa’nın en büyük mafyası Ndrangheta’ya ise daha geçen hafta baskın yapıldı.

İşte o operasyonda en büyük delil EncroChat’ti. Uluslararası mafya, uyuşturucu organizasyonunu telefonlarına yüklü bu uygulama aracılığıyla yürütüyordu. Şaşırmamak gerek, EncroChat bu topraklarda da kullanılıyordu. Keza, Türkiye’de en büyük eroin operasyonu da o uygulamanın çözülmesi sayesinde yapıldı. Evet, tıpkı FETÖ’nün ByLock’u gibiydi EncroChat.

Kaç ByLock kullanıcısı var?

FETÖ’nün kumpas davalarını çökerten birçok raporda imzası olan adli bilişim mühendisi Tuncay Beşikçi ile sohbet ediyordum. “Keşke Avrupa’nın EncroChat’te yaptığı gibi titiz davransaydık. Bizdeki ByLock soruşturmalarında halen ciddi sorunlar var” diyordu. Açmasını istedim; şunları söyledi:

“Kaç kişinin ByLock kullandığı net değil. Resmi açıklamalara göre tüm detayları tespit edilebilmiş 25 bin gerçek ByLock kullanıcısı var. 50 bin kişi ise yalnızca güvenilirliği tartışmalı GSM kayıtları üzerinden yargılanıyor. Bu kayıtlar zamanında FETÖ kontrolünde olan TİB kaynaklı.

Bununla birlikte... Örgüt 2014’te ByLock sunucusundan geçmişe yönelik kayıtlarını sildi. Bir GSM operatörü de verileri hatalı tuttu. Bu nedenle 30 bin kadar kullanıcının içeriği hiç tespit edilemeyecek.”

‘Bakanlar yanlış bilgilendiriliyor’

Beşikçi, yıllardır ByLock konusunda yargı ve güvenlik bürokrasisine yardımcı olan bir isimdi. Kafasını kurcalayan önemli bir nokta vardı:

“Henüz adli işlem görmeyen yaklaşık 14 bin kişinin olduğunu düşünüyorum. Yeni tespit edilenler için derhal soruşturma başlatılıyor. Ama 14 bin kişilik gruba dört yıldır neden işlem yapılamadığına dair henüz açıklama yapılmadı. Sahi, kim onlar? Mesela, ünlü bir eski başimamın yurtdışında olan yeğeni de 14 bin kişi içinde mi?”

Çok çarpıcı bir iddiaydı Beşikçi’nin bu dediği. Telefonu kapatırken ise şöyle bitirdi konuşmasını:

“Ben İçişleri Bakanı’nın da Adalet Bakanı’nın da ByLock meselesinde yanlış bilgilendirildiğini düşünüyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ByLock ve FETÖ konusunda haklı iken haksız duruma düşmemelidir. İsterlerse, daha önce de yaptığım gibi tüm bu dediklerimi delilleriyle ortaya koyabilirim.”

Bakalım, Tuncay Beşikçi’nin bu çağrısına ve kaygısına nasıl yanıt verilecek... 

Best of Çakıcı

Bir ustayla telefondaydım. “Sen daha lisedeydin o zamanlar, hatırlamazsın” dedi. Halbuki bende de vardı, saklıyordum.

“Best of Çakıcı” kasedinden bahsediyorum.

Hani bugün Sedat Peker’in YouTube’tan yaptığı açıklamaları izliyoruz ya... Bundan 23 yıl önce de Alaattin Çakıcı’nın sesini dinliyorduk.

1998 yılıydı ve Çakıcı da yurtdışında, Fransa’da cezaevindeydi. Ancak iş ve siyaset dünyasıyla yaptığı telefon konuşmaları Türk televizyonlarında yayımlanıyordu.

Ve o günlerde Hürriyet gazetesinin barında...

Ünlü bir türkücü ilahi okuduğu kaseti promosyon olarak dağıtması için gazete yönetimini ikna etmeye çalışıyordu. Buna kulak misafiri olanlar arasında Tempo dergisi ekibi de vardı. İçlerinden biri “Promosyonun kralı Çakıcı kaseti olur” diye espri yaptı. Sonra düşündüler, neden olmasın?

Gizli bir şekilde kolları sıvadılar. O dönem Tempo’nun sorumlu yazıişleri müdürü olan Levent Evkuran’la konuştum. “Patron Aydın Doğan’a bile haber vermedik böyle bir kaseti dağıtacağımızdan” diyordu.

Radyo D’de ses kayıtları birleştirildi. Doğan Grubu’na dokunan yerler ayıklandı. Ancak kritik bir pürüz söz konusuydu. Yasa gereği Çakıcı’nın telif hakkı vardı ve yazılı izni gerekiyordu. Kültür Bakanı İstemihan Talay ile iletişime geçildi. Ve böylece Çakıcı’nın telefon konuşmaları “enstrümantal müzik eseri” diye çıktı. 

60 bin adet basıldı kasetten. Haliyle büyük tartışma yarattı.

Çakıcı’nın ses kayıtları o dönem hükümetin değişmesine dahi yol açacaktı. Dinleyenin ise Fethullahçılar olduğu yıllar sonra gündeme geldi.

Bakan Çavuşoğlu'na isyan

Anımsayın: Milli Piyango yılbaşı çekilişinde satılmayan üç bilet vardı. Böylece 75 milyon liralık ikramiye Türkiye Varlık Fonu’na aktarılmıştı. Paranın SMA hastası çocuklara kullanılması için kampanya yapılmasına ise Sağlık Bakanlığı tepki göstermişti.

Neler demişti Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, hatırlayın:

- Bunlar kirli kampanya.

- İlaç şirketlerinin oyunu bu.

- Çocuklarımızın kobay olmasına izin vermeyeceğiz.

Aradan aylar geçti. Birkaç gün önce SMA hastası Ahmet bebeğin yurtdışında tedavisi için bir kampanya yürütüldü. Ve o kampanyaya katılan, destek veren, maddi katkıda bulunan kimdi biliyor musunuz: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu.

Güzel, güzel de...

Devletin bir bakanı böylesi kampanyalara çok ağır sözlerle karşı çıkıyor, bir diğer bakanı ise açık destek veriyordu.

Haliyle bu çelişki de benzer durumdaki birçok aileyi isyan ettirdi. Onlardan biri olan, SMA hastası Ali Ürün’ün annesi bakın nasıl seslendi Mevlüt Çavuşoğlu’na: 

“Peki ya melek olan bebekler? Kampanyasına kirli dediğiniz bebekler? Çocuklarınızı kobay olarak kullanmayın, söylemleri? Bu kampanyalar kirli ise neden bir bakan buna destek verdi? Aile olarak sizden zerre maddi destek istemiyoruz. Gül sermeniz gereken yolumuza dikenlerinizi bırakmayın. İzin süreçlerimizi bu kadar uzatmayın. Bırakın, evlatlarımız nefes alsın. Yaşamak her SMA bebeğinin hakkıdır.”


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Cinayetin Kör Tanıkları 10 Haziran 2021
Gizli SBK İncelemesi 8 Haziran 2021