O gece neler oldu öyle?
Barış Terkoğlu
Son Köşe Yazıları

O gece neler oldu öyle?

02.08.2021 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Gece uykun kaçıyor. Tavandaki gölgeler saymakla bitmiyor. Sola dönüyorsun. Bir bakmışsın duvarda “Rektör oldun” yazıyor. “Tövbe estağfurullah” diyor, akşam yemeğine söyleniyorsun. Sağa dönüyorsun. Duvarda “İşler değişti, görevden alındın” yazısı... Türkiye’nin yeni düzeni bu. Sağdan sola, soldan sağa her yerde herkes değişiyor.

Bir zamanlar “darbecilerin kurumu” diyerek lanetlenmişti. Varlığı 12 Eylül’e bağlanıyordu. Öyle ya, askerlerin yargılandığı 28 Şubat davasında hakkında hüküm kurulan tek sivil bile eski YÖK Başkanı’ydı. Sonra eleştirenler iktidar oldu. “Üniversiteleri yumruk gibi yönetiyor” dedikleri YÖK’ün eldivenini ellerine taktı. Eski düzeni başka adlar altında sürdürdüler.

Geçen cuma günü Türkiye yine tuhaf bir atamayla güne uyandı. Sorsanız Başkanlık sistemi Türkiye’yi hızlandıracaktı. Devlette her şey kolaylaşacaktı. Ama bir YÖK Başkanı’nın ataması dahi krizli hale geldi.

Önce Marmara Üniversitesi, kendi sosyal medya hesabından, “Rektörümüz YÖK Başkanı oldu” paylaşımı yaptı. Herkes “Nasıl olur” diye sordu. Zira Rektör Erol Özvar, YÖK üyesi değildi. Başkan olmak için önce üye olmak gerekiyordu. Ayrıca Cumhurbaşkanı’nın imzasıyla tamamlanacak bu kararı duyuracak kurum, Resmi Gazete’ydi. Sonunda üniversite yaptığı paylaşımı sildi. Resmi Gazete, aynı gece, Özvar’ı önce YÖK üyesi yaptı. Ardından da YÖK Başkanı. Devlet, yönetim karmaşasını böyle aşmıştı.

YÖK ‘PÖK’ ‘SÖK’ OLUYORDU

Ankara kulislerinde YÖK Başkanı’nın atanması krizini soruşturdum. Duyduğum en açıklayıcı ifade “direkten döndü”ydü. Zira son günlere kadar YÖK Başkanı olarak adı geçen isim Burhanettin Duran’dı. Duran’ın adı, Pelikan bildirisiyle anılan SETA ile özdeşleşmişti. Haliyle Duran’ın bu göreve gelişi, bir süredir Anadolu Ajansı’ndan TRT’ye kadar yaşanan dönüşümü tamamlayacak bir gelişme olacaktı. Birileri “Hayır” dedi. Bu atama gerçekleşmedi.

Aslında perde arkasında da bir zikzak yaşandı…

Eski YÖK Başkanı Yekta Saraç, veda ederken “İki dönem başkanlığını yürüttüğüm Yükseköğretim Kurulu’ndaki üyeliğim, 20 Temmuz 2021 tarihinde sona ermiştir” dedi. Ancak öğrendiğime göre “sona ermişti” demesine rağmen Saraç’ın yeniden atanma beklentisi vardı. 2005 yılında YÖK üyeliğine seçilen Saraç, 16 senedir kesintisiz olarak bu kurumdaydı. Bir dönem daha süresinin uzatılmasını bekliyordu.

Hatta bunun da olacağını tahmin ediyordu diyeyim. Örnek mi? Daha bu ay başında, YÖK’ün “I. Yükseköğretim Şûrası” projesini açıklamıştı. Saraç, ilk defa yükseköğretim sorunlarının tartışılacağı ve uzlaşı sağlanan tekliflerin YÖK’e iletileceği şûranın, kasım ayında gerçekleşeceğini söylemişti. Bunun gibi geleceğe yönelik birçok projesini açıklamıştı. Ankara’da konuşulanlara göre, bunları kendisi görevdeyken yapmayı bekliyordu.

Olmadı…

İKTİDARIN BİR KANADI İSTEMEDİ

Ankara’da üç gelişme alt alta konuluyor. Birisi insani. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Yekta Saraç’la özel muhabbetinin nedeni kuşkusuz Saraç’ın babası. Erdoğan’ın “Hocam” dediği Muhammed Emin Saraç, geçen şubat ayında vefat etti. Erdoğan, bir taziye mesajı yayımlamakla, tabutunu omuzlamakla kalmadı, beş ayrı gazeteye ilan dahi verdi. Baba Saraç’ın bu dünyaya vedası, Erdoğan’la Yekta Saraç arasındaki en derin köprünün mazide kalmasına neden oldu.

İkincisi hem insani hem siyasi. Ayasofya’da, geçen mayıs ayında gerçekleştirilen icazet alma programında, Atatürk’e lanet okuyan, Atatürk’ten “zalim ve kâfir” diye bahseden İmam Mustafa Demirkan hadisesi. Demirkan’ın Yekta Saraç’ın kayınpederi olduğu ortaya çıkmıştı. Türkiye’yi ayağa kaldıran olaya verilen tepki, muhalefetle sınırlı kalsa krizin üstü örtülebilirdi. MHP lideri Devlet Bahçeli de Demirkan’a, “suyu bulandıran”, “provokatör”, “gizli FETÖ’cü”, “soy kütüğünde karanlık bir nokta var”, “mazisi karanlık” gibi ifadelerle yüklenmişti. Haliyle iktidarın bir kanadı için önce Demirkan, ardından damadı Saraç “istenmez” olmuştu.

Üçüncü sebep ise idari. Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan süreç siyasi iktidar tarafından tamamına erdirilemedi. Üniversiteye polis girdi, İçişleri Bakanı olaylara müdahil oldu, devletin bütün kurumları üniversitenin üzerine gitti. Ama istenen olmadı.

AKP’nin rektör olarak atadığı, başarısızlığın birinci sorumlusu olarak görülen Melih Bulu, kellesi ilk alınan oldu. Aslında YÖK Başkanı Yekta Saraç, başından yıldızının barışmadığı Bulu’dan, birkaç kez istifa etmesini istedi. Bulu reddetti. Hakkında intihal dahil iddialar ayyuka çıkan Bulu, YÖK Genel Kurulu’nun olduğu gün, Ankara’ya çağrıldı. Saraç, Bulu’ya “Siz istifa edin, yaptığınız hizmetler için teşekkür edip konuyu kapatalım, biz sizi görevden almak zorunda kalmayalım” dedi.  Bulu, bu teklifi de reddetti. Anlatılana göre Bulu’ya “akıl verenler” Cumhurbaşkanı’nın arkasında olduğunu söylüyordu. Ancak son teklifin yapıldığı akşam Saraç, Cumhurbaşkanı’na hem yaşananları hem de Bulu’nun görevden alınmasını istediklerini ancak onun kabul etmediğini aktardı. Erdoğan da Bulu’nun bile haberi olmadan bir gece yarısı onu görevden aldı. Bulu’nun o gece düştüğü komik durumun nedeni buydu.

RÜZGÂR GİBİ GEÇENLER

Nihayetinde bu süreç Saraç için de iyi olmadı. Saraç “süreci yönetememekle”, “Boğaziçi’nde sessiz kalmakla” suçlandı. Tüm hadiseler yan yana gelince Saraç’ın göreve devam etmemesine karar verildi. Marmara Üniversitesi’nde Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen, üniversitenin yeni kampusuna bile “Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi” adını veren Rektör Erol Özvar, şartlar zorlanarak bu koltuğa oturtuldu. 16 yıllık YÖK mensubu bir anda gitti. Birkaç saatte, “daha Erdoğancı” bir rektör, rüzgâr gibi YÖK Başkanı oldu. Aslında Özvar’ın atanma karmaşasının ardında anlattığım sancı vardı.

Bu arada…

Yekta Saraç’ın adı zaman zaman Milli Eğitim Bakanı olarak geçiyordu. Bakan Ziya Selçuk’un “gitti gidiyor” süreci de bu söylentileri artırıyordu. AKP’nin “yıldızlı kadro sıkıntısı” da bu koltuğa oturabilecek isimlerin sayısını bir elin parmakları kadar haline getiriyordu. Kulislere göre, yardımcılarıyla birlikte istifa ettiği artık duyulan, yakın çevresine de istifa ettiğini söyleyen Ziya Selçuk’un yerine Yekta Saraç adı yeniden akla geldi. Ama Erdoğan’ın, Saraç’ı adı güzel ama sembolik Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı görevine ataması bu işi zorlaştırmış görünüyor. Tabii ki herkesin her şey olabildiği sistemde, olmaz olmaz.

Sebebi ne olursa olsun yangın söndürmek bir devlet organizasyonu işi. Günlerdir bu konuda yaşanan beceriksizlik, devletin kurumlarının nasıl çürüdüğünü de gözümüzün içine sokuyor. Ateşlerde yanarken, geride kalan bir atama öyküsü de durumumuzu gösteriyor. Hangi görüşten olursa olsun milyonlarca yurttaşı ilgilendiren “her işin başı” eğitim; ayak oyunlarına, iktidar içi hizip savaşlarına, yönetim beceriksizliklerine kurban veriliyor. Muhafazakâr camianın içinden çıkan “Saraç Hoca” bile kelebek gibi bir günde kaybolabiliyor. Olan ise yine kaybedilen kuşaklara oluyor.

Rahat bir uyku için önce yastığa başınızı rahat koymanız gerekiyor. Sonra her uyku uyanıklığı, her uyanıklık uykuyu beslemez mi zaten?

Yazarın Son Yazıları

‘Bu nasıl iş’ dedirten dilekçe

Aklı kendinde olanın dünyanın adaleti umurunda olmaz.

Devamını Oku
09.03.2026
Şam’ın Talibanlaşması görünüyor

Yanlış hesap geri dönmek için genelde Bağdat’ı beklemez.

Devamını Oku
05.03.2026
Öcalan’ın statüsü mü Adem’in statüsü mü

Gelgelelim PKK’yi kuran “statülü” Öcalan’ın AKP-MHP destekli mektubu CHP’li belediyede okunurken 25 yıl öncesinden, 19 yaşından terör aranıp bulunarak bugün işten atılan gariban Ademler’in “statüsü”nü hatırlayan olmadı.

Devamını Oku
02.03.2026
Din dersi soruşturmasının sonu ne oldu

Bardağı taşıran son damla değil onu bu noktaya getiren süreçtir.

Devamını Oku
26.02.2026
Okulda 'din' ve 'Erdoğan' sorgusu!

Hürriyet başka türlü düşünmenin ve yaşamanın imkânlı olduğu yerde başlar.

Devamını Oku
23.02.2026
Alo adalet var mı bakan bey?

Yaşamın özünü görmeyen kabuğuyla oyalanır.

Devamını Oku
19.02.2026
Camiye gitmeyen imam olur mu?

Yalnız başkasına karşı hatırlanan kutsal, çıkara yenilmiş demektir.

Devamını Oku
16.02.2026
Bu dünyadan bir ‘biz’ geçti

İnsan “ben” doğar, yaşarken “biz” yaratır.

Devamını Oku
12.02.2026
Bizi işte bunlar yıkıyor

Doğayı kendi haline bıraksalar daldaki elma bile layığını bulacaktı.

Devamını Oku
09.02.2026
Depremzedeye bunu yapan size ne yapmaz

Seçilen yer yanlış.

Devamını Oku
05.02.2026
‘İmamoğlu’nu kutlama davası’ böyle bitti

Hayat geç de olsa mahkeme kararlarından daha gerçek bir hüküm verir.

Devamını Oku
02.02.2026
Görüş gününe yetişen yazı

Hepimiz aynı zamanın içinde yaşarız ama zaman hepimize yüzünü aynı biçimde göstermez.

Devamını Oku
29.01.2026
Toz dumandan görünmeyen değişim

Bir şey değişmese de her şey değişiyor.

Devamını Oku
26.01.2026
Bayrağın üstünü örten ‘süreç’

Niyetler hassasiyetlerin üstünü bahaneyle örter.

Devamını Oku
22.01.2026
Kafamı karıştıran fotoğraf

Kapının kapalı olmasını bekliyoruz da nasıl açıldığını hiç konuşmuyoruz.

Devamını Oku
19.01.2026
Masonik FETÖ’cü Marksist cephe!

Buzu sobanın üstüne bırakıyor, erimesini izliyorsun.

Devamını Oku
15.01.2026
Hedef uyuşturucu mu eğlence mi?

Endişe içimize gökten düşmez, açıklanabilir bir nedeni vardır.

Devamını Oku
12.01.2026
Hakimi öldüresiye dövenler 'hatırlı' kişiler çıktı!

Dünyanın nasıl göründüğü baktığınız yere göre değişir.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella meselesi anlattıkları gibi değil

Gerçek, ona ulaşmak istemeyen için inanılmaz görünür.

Devamını Oku
05.01.2026
Adliyenin ön kapısı

Yeni yıl, henüz yazılmamış bir tarihtir.

Devamını Oku
01.01.2026
Çıksalar ne olur çıkmasalar ne olur

Konuşmak neden aramaz, sessizliğinse anlaşılır bir nedeni vardır.

Devamını Oku
29.12.2025
Yarının kavgasına bugünden bakalım

Hareket bilinirse doğa öngörülebilir hale gelir.

Devamını Oku
25.12.2025
175 milyonluk cevap

Cevap verilemeyen her soru yeni sorulara gebedir.

Devamını Oku
22.12.2025
İddianame aşamasında bir anda dosyadan çıkan fezleke!

İnsan ne anlatırsa anlatsın ancak eylemiyle anlaşılır.

Devamını Oku
18.12.2025
Askerlerin 175 milyonu nereye gitti

“Senin” dediklerinin akıbetini sorunca senin sandığının senden ne kadar uzakta olduğunu görürsün.

Devamını Oku
15.12.2025
Ne olduğunu görmüyor musunuz?

Her “Bak” dediğimizde gözler kapanıyorsa işaret ettiğimizi gösterebilir miyiz?

Devamını Oku
11.12.2025
Ya su kirliyse?

Değişmez görünen gerçekten kaçmak yerine dokunmaya karar verdiğimizde, ona şekil verebildiğimizi de görürüz.

Devamını Oku
04.12.2025
200 günlük burun sürtme davası

Burnumuzla sadece nefes alsaydık en çok kötü kokuların sahipleri mutlu olurdu.

Devamını Oku
01.12.2025
Bir garip ölüm hikâyesi

Yaşamda birikmiş servet, bazen ölümün üzerinde perde olur.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Kurucu önderlik’ ve kurucu irade

Küçük niyetler büyük sözlerin arkasına gizlenir.

Devamını Oku
24.11.2025
Yaşamından renkleri çalınan kadın

Koca çınardan nimetini esirgeyen toprak yokluğunu önce çimende gösterir

Devamını Oku
20.11.2025
38 çocuğun duyulmayan çığlığı

Adalet davası uzaktaki bir çığlığı duymakla başlar.

Devamını Oku
17.11.2025
CHP’yi ‘gayrımeşrulaştırma’ operasyonu

Doğa insana kendi sınırlarını çizeceği imkanı sunarken cömerttir.

Devamını Oku
13.11.2025
Eğitimsiz okullar bakanlığı

İnsan ancak eğitilirse özgür olur.

Devamını Oku
10.11.2025
Aman çocuklar duymasın!

Bakmayın gazetecilik yaptığıma.

Devamını Oku
06.11.2025
‘Pardon’ diyen karar

Bir kez olursa hata, iki kez olursa yanlış, tekrar olursa kasıt denir.

Devamını Oku
03.11.2025
Bakanlıktaki ‘koruma kalkanı’

Çoğu zaman sözün çıktığı yere bakarız.

Devamını Oku
30.10.2025
Aranan casus sonunda bulundu!

O kadar çok söz söyleriz ki bazen gerçek kalabalıkta kaybolur.

Devamını Oku
27.10.2025
Boğaziçi’ni nasıl çökerttiler?

Kime söylendiği belirsizse en ağır sözler bile havada kalır. En son Yargıtay başkanı konuştu.

Devamını Oku
23.10.2025
‘PKK yasası’na neden karşıyım

Kapıyı açan anahtar değil, kilidinin bilgisidir.

Devamını Oku
20.10.2025