Denize varmaktır amacı nehrin
Ayşe Emel Mesci
Son Köşe Yazıları

Denize varmaktır amacı nehrin

06.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Yine bir 2 Temmuz geldi ve geçti. Türkiye yakın tarihinin en canavarca katliamlarından biri olan ve 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta memleketimizin yetiştirdiği çok değerli şairlerin, sanatçıların, aydınların, gençlerin gerici bir güruh tarafından yakılarak katledilmesi ve bunun, dönemin iktidarı başta olmak üzere herkes tarafından seyredilmesi tarihe “Sivas katliamı” veya “Madımak katliamı” diye geçti.

‘TANRI KENDİ KULLARINI TANIYACAKTIR’

13. yüzyılda Güney Fransa’da epey yayılan ve Katolik kilisesi tarafından sapkın ilan edilen Katar mezhebine karşı Kuzeyli baronlar kilise ile işbirliği içinde haçlı seferi başlatmışlardı. Herhalde kendi sınırları içinde çıkılan ilk haçlı seferiydi bu. Haçlı kuvvetleri 1209’da Béziers kentini almış, Katar mezhebi mensupları ve kent ahalisinden pek çok kişi kentin kilisesine sığınmışlardı. Herhalde haç taşıyarak sefere çıkanların bir kiliseye zarar vermeyeceklerini düşünmüşlerdi. Yanılmışlardı. Sorumlular aralarında bulunan papalık temsilcisi Arnaud Amalric’e, “Hepsi bir arada. Sapkınları gerçek Hıristiyanlardan nasıl ayırt edeceğiz?” diye sordular. Amalric’in yanıtı, “Siz hepsini öldürün. Tanrı kendi kullarını tanıyacaktır” oldu. Haçlı Ordusu alevler içindeki Béziers’de binlerce insanı öldürdü. Dini taassubun her zamanki gibi toprak ele geçirme açgözlülüğüyle iç içe geçtiği katliamlar dizisi sürdü gitti.

Pir Sultan Abdal Şenlikleri için gittikleri Sivas’ta, kaldıkları Madımak Oteli’nde herkesin gözleri önünde yakılarak katledilen şairlerimizden, sanatçılarımızdan, aydınlarımızdan, gençlerimizden söz ederken ortaçağ Fransa’sına niye uzandığımı sorabilirsiniz.

DÜNYAYA ATILAN ÇIĞLIK

Birincisi, aradaki 780 yıllık mesafenin iki ucunda aynı karanlık söz konusu olduğu için... İkincisi, Temmuz 1993’te Halk Oyuncuları tiyatrosu olarak, Mine Kırıkkanat’ın “Gülün Öteki Adı” adlı eserinden yola çıkarak Ali Berktay’ın yazıp sahneye uyarladığı, benim de sahneye koyduğum, Nâzım Hikmet’in Şeyh Bedreddin Destanı ile Fransa’nın güneyindeki Katar mezhebine karşı yapılan katliamın hikâyesini iç içe geçiren “Dünyaya Atılan Çığlık” oyununu sergilemek üzere Avignon’daydık. Topluluk Türk, Fransız ve Oksitan oyunculardan oluşuyordu. (Oksitanya, Güney Fransa topraklarının önemli bir bölümünü kapsayan, kendine has bir kültürü ve dili -Oksitanca- olan ve ortaçağda Katar mezhebine kucak açan bölgedir.) 3 Temmuz’da festivalde prömiyer yapacaktık. Sonra katliam haberi kor gibi düştü içimize. Oyunda anlatılan engizisyon karanlığı kendi ülkemizde dikilivermişti karşımıza.

Kuşkusuz en acısı da böyle göz göre göre yapılan ve hem yerel hem ulusal düzeydeki iktidar sahipleri, yetkililer tarafından seyredilen bir katliamın neredeyse cezasız kalmasıydı. Bazen soruyorum kendime, vicdanlarımız ne zaman nasırlaştı, ne zaman alıştık her şeyi kanıksamaya, ne zaman sindik bu kadar kabuklarımızın içine diye.

NEHİRLER AKA AKA 

12 Mart döneminde mahkemede cezam kesinleştikten sonra sevk edildiğim Adapazarı Cezaevi’nde ne zaman kendimi biraz bezgin, biraz yorgun hissetsem, Hasan Hüseyin Korkmazgil’in bir şiiri yetişirdi imdadıma. Yazıyı “Nehirler Aka Aka” adlı o şiirden dizelerle noktalamak istedim: “Görüyorum ki, bir an önce varmak istiyorsun oraya./ Gerginsin/ kıpır kıpırsın, soluk soluğasın, yay gibisin ey yolcu/ coşkunluğun ne güzel, öfken ne güzel/ Sana selam, sana saygı ey yolcu/ Fakat düşündün mü yolunun uzunluğunu?/ Neler var yolunun üstünde, düşündün mü?/ Koşar-adım aşabilecek misin şu dağı, geçebilecek misin/ bu hızla şu beli, tırmanabilecek misin bu solukla şu sırtı?/ (...) Derim ki sana:/ Nehirler boyu git/Nerelerde ve niçin durgundur nehirler,/ nerelerde ve niçin hırçındır nehirler,/ nerelerde ve niçin mendereslidir,/ nerelerde ve niçin çağlayanlı ve de çavlanlıdır nehirler,/ gözlerinle gör, duy kulaklarınla/ Gör ve duy ki, nasıl varır nehirler denizlere/ Derim ki sana:/ Denize varmaktır amacı nehrin, denize varmak, ey yolcu...”