NATO demokrasi vaat ediyor mu?

NATO demokrasi vaat ediyor mu?

06.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Başlıktaki sorunun dolaylı yanıtlarını aramadan önce, 1949’da kurulan NATO’nun kurucu antlaşması (Washington Antlaşması)nın giriş bölümüne dikkat çekmek gerekmektedir. Antlaşmanın girişinde, “Bu Antlaşma'nın Tarafları, Birleşmiş Milletler Şartı'nın amaç ve ilkelerine olan inançlarını ve tüm halklar ve hükümetlerle barış içinde yaşama arzularını yeniden teyit ederler. Demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan halklarının özgürlüğünü, ortak mirasını ve medeniyetini korumaya kararlıdırlar. Kuzey Atlantik bölgesinde istikrar ve refahı geliştirmeyi amaçlarlar. Kolektif savunma ile barış ve güvenliğin korunması amacıyla çabalarını birleştirmekte kararlıdırlar.”  [1]

Bu vurguyla başlamamızın nedeni, Foreign Policy’de, NATO’nun 7-8 Temmuz Ankara Zirvesi öncesi Batı kamuoylarındaki soru işaretlerini yansıtan bakış açısıdır. Steven Cook ve Eni Enrico Mattei tarafından kaleme alınan yazıda, Türkiye hakkındaki Batı tutumu iki yüzlülükle eleştirilmekte, NATO’nun demokrasi değerleri zemininde adeta bir muafiyet alanı yaratıldığı iddia edilmektedir. [2] Osman Kavala ve Ekrem İmamoğlu’nun yaşadığı yargısal süreçler eleştirilmekte, İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığına adaylığının, söz konusu yargısal zeminle bağlantılı olduğu dile getirilmektedir. Yazının başında vurguladığımız Washington Antlaşması’nda üye ülkeler için demokrasi, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü kavramlarının bağlayıcı olduğu vurgulanmaktadır. Zirve öncesinde Human Rights Watch’un Türkiye direktörü Emma Sinclair-Webb ise siyasal iktidarın muhalefete baskısını ele almakta, haklar, demokrasi, hukuk devletinin tehlikede olduğunun altını çizmektedir. [3]  Siyasal iktidara yakın medyanın klasik tepkisi, “dış güçler”, “kumpas ve komplo teorileri” olacaktır. 7-8 Temmuz’da NATO zirvesinin olduğu bir coğrafyada, Batı’nın siyasal iktidar hakkındaki ayak oyunları söylemi, gülünç olmaktan ötedir. Mevcut durumun yanı sıra iç gündemdeki manipülasyonlar, buna benzer tepkilerin Türk kamuoyuna yeterince yansımasını da engellemektedir.

İktidara ve butlana yakın kalemlerin ve ekran yorumcularının eş zamanlı olarak CHP’nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel’in Financial Times’ta yayınlanan makalesini,  “Türkiye’yi dışarıya şikayet etme” olarak dile getirmeleri boşuna değildir. [4] Özgür Özel aslında, batının kendine has, çifte standartlı bakışını ele alırken, Rusya ve Çin konusunu gündeme getirerek, NATO’nun klasik müttefiklik ilişkileri içinde, keyfi bir tutumla, Türkiye’nin aks değiştirmesi olasılığına dikkat çekmektedir. Bu bir bakıma Batı’nın tavrının jeostratejik komplikasyonlarını ileri sürmektir.  

Ne var ki, siyasal iktidarın ABD ve NATO ile ilişkileri, Türkiye’nin ittifak ilişkileri çerçevesinde, kanat ülke olmaktan, cephe ülke olmaya uzanabilecek potansiyeli ortaya koymaktadır. Geçen yazıda vurguladığımız, verili zeminde var olan, 2003’te NATO’ya tahsis edilen İstanbul Ayazağa’daki 3. Kolordu’nun NATO Acil Tepki Gücü olarak kullanılabilecek yüzeyde olması, 2012’de İzmir’de daha önce Müttefik Kara Kuvvetleri Güneydoğu Avrupa Komutanlığı (LANDSOUTHEAST) olarak verilen hizmetin,  LANDCOM olarak Vecihi Akın Kışlası’nda yeniden yapılandırılması, bölgedeki NATO Kara güçlerinin koordinasyonunun bu güce verilmesi, 2022’deki yeni stratejik konseptten sonra 2023’ten itibaren Adana’daki 6. Kolordu’nun “çok uluslu NATO kolordusu”na dönüşümünün hızlandırılması ve 2026 ilkbaharında İstanbul Anadolu Kavağı’nda Deniz Unsur Komutanlığı’nın Ukrayna Gönüllüleri başlığında, NATO güçlerince de “mayın temizleme” ve Karadeniz istikrarı çerçevesinde gündeme gelmesi, yazıda vurguladığımız demokrasi değerlerinden ziyade, NATO’nun küresel hedefleriyle daha iyi anlaşılmalıdır.

Şöyle ki, NATO’nun en güçlü devleti ABD’nin Türkiye büyükelçisi, Suriye ve Irak özelinde bölge valisi, Trump’ın gözdesi Barrack, Ortadoğu’da ABD düzeni açısından, demokrasilere değil, monarşilere ihtiyaç duyduklarını açık bir dille ifade etmiştir. [5] On yıllara dayanan gözlemleriyle “merhametli monarşi” talep ettiğini savunan Barrack, bölgede Körfez ülkeleri ve İsrail zeminindeki ABD ekseni açısından, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve bireysel özgürlükleri adeta bir yük olarak gördüğünü, dolaylı olarak kabul etmiştir. Bir başka yazının konusu olan AB üyelik süreci ise, askeri vesayeti kaldırma başlığında, kurumları zafiyete uğratmış, demokrasi açısından ne kadar yol alındığını ironik bir zeminde  ortaya koymuştur.  AB’den bağımsız olarak, Türkiye, 1950’den itibaren Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesidir, Avrupa Konseyi Statüsü’nde, “her gerçek demokrasinin dayandığı bireyin özgürlüğü, siyasal özgürlük ve hukukun üstünlüğü prensiplerinin kaynağı bulunan fikri ve ahlâki değerlere sarsılmaz surette bağlı olunması” vurgulanmıştır. [6] Bununla birlikte, Türkiye hakkındaki tartışma ve gelişmeler, farklı bir algıyı beslemektedir.

NATO temelinde bakıldığında, bölgedeki yapılanmalarda, Türkiye’nin rolünü, İzmir’den Adana’ya oradan İstanbul Boğazı’na, buradan Karadeniz, Doğu Akdeniz, Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya’ya uzandığını belirtmiştik. Özellikle Adana, Ortadoğu’daki gelecek hareketlilikler açısından, İncirlik’le ve Malatya’daki Kürecik radar üssüyle birlikte stratejik bir konum arz etmektedir. Demokrasi talebi kağıt üzerinde kalan NATO’dan ya da Batı ülkelerinden böylesine bir yaklaşım beklemek, elbette gerçekçi değildir. Avrupa ülkelerinin ABD ile bu kadar görüşleri açısından makas açılmışken, Türkiye özelinde inisiyatif alacaklarını düşünmenin, yaşamda karşılığını görmek mümkün değildir. Türkiye özelinde değerlendirdiğimizde, askeri darbelerin NATO doktrinleri kapsamında, kimi zaman 12 Mart’ta olduğu gibi DEV-KUR planlarıyla, kimi zaman 12 Eylül’deki gibi emir komuta zincirinde gerçekleştirildiğini unutmamak gerekir. NATO için, üye bir ülkede askeri müdahalenin olması, bir yaptırımla değil, Türkiye ve Yunanistan örneğinde olduğu gibi teşvikle karşılanmaktadır.

Bölgesel açıdan NATO üyesi Yunanistan’ın, NATO üyesi olmayan Güney Kıbrıs ve İsrail’le Doğu Akdeniz’deki askeri ve ekonomik ittifakları anlaşıldığı kadarıyla NATO’da rahatsızlıkla karşılanmamaktadır. Nasıl olsun ki, Yunanistan’daki Dedeağaç’tan  Güney Kıbrıs’a uzanan ABD üsleri, bölgesel işbirlikleri parantezinde, ABD tarafından sponsorluğu yapılan bir karmaşık ilişkiler zinciridir.

1952’de Türkiye’nin Yunanistan’la beraber NATO üyesi olmadan önce, Türk basınında NATO’yu demokrasinin güvencesi olarak gören algı, sonradan askeri darbeler tarihi anımsanınca, trajikomik bir arşivi akıllara getirmektedir.

7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanacak NATO zirvesinde, ABD ile Avrupa’nın güvenlik mimarisinde çelişen yaklaşımları, Asya’ya yönelik yapılanmada, Rusya ve Çin’e yönelik siyasalarda, Türkiye dahil, askeri yapılanmaların öne çıkması, Doğu Akdeniz’deki belirsizlik, ABD-İsrail ile İran arasında henüz kalıcı hale gelmeyen ateşkes çabaları gibi pek çok başlık ele alınabilir. Ancak unutmayalım ki, söylenenler arasında demokrasi gibi bir öncelik yok. Tam tersi ABD’nin öncülüğündeki Büyük Ortadoğu kumpasında , Suriye-Irak denkleminde devletsizlik, bölgede devlet öncesine, klan, kabile, aşiret düzenine geri dönüş, kontrol edilebilir istikrarsızlık alanları vardır.

ABD’nin 2020 Aralık’tan itibaren Türkiye’ye uyguladığı CAATSA yaptırımları, “ABD’nin hasımlarıyla yaptırımlar yoluyla mücadele etme yasasıdır.” Trump’ın itirazlarına karşın, ilk döneminin sonunda S-400 füzeleri için alınan bu karar, müttefik ABD’nin Türkiye’yi “hasım” görmesi gibi bir garabeti içinde barındırmaktadır. (Türkiye’nin baskısıyla, Rus yapımı S-300’leri Güney Kıbrıs’tan Girit’e kaydıran Yunanistan, her ne hikmetse, herhangi bir yaptırıma uğramamaktadır ) F-35 programından değindiğimiz çerçevede çıkarılan Türkiye, hem F-35’e geri dönmeyi, hem de Kaan uçaklarının jet motorlarıyla ilgili sürecin olumlu sonuçlanmasını beklemektedir. (F-35’ler yaptırıma uğramayan Yunanistan’a verildi bu arada) Trump’ın yapacağı olası jestler, akredite edilmeyen muhalif medya aracılığıyla değil, havuz ağırlıklı medyayla, Türk kamuoyuna pazarlanacak, İmamoğlu savunması da 9 Temmuz’da bitirtilerek, bir bakıma gündeme ortak olması riski de ortadan kalkmış olacaktır.  Dolaylı olarak, NATO zirvesi ve demokrasi talebi uyumlu bir tablo ortaya koymamaktadır.

Unutmayalım, Batı ülkeleri Batılı değil, Körfez ülkeleri gibi Batıcı bir Türkiye ister. Türkiye Batı ile savaşarak Batılı bir sistemi Atatürk’ün liderliğinde, laik, demokratik bir cumhuriyet olarak kurmuştur. Oysa Batı’nın tercihi devletsizlik, bölünme, klan, kabile, aşiret düzenidir. Fransız tipi Lübnan modeli, ABD tipi Irak modeli, bölgede tasarlanan kotalı rejimler bunun ipuçlarıdır.  Ne yazık ki ülkemizde, siyaset yelpazesinin farklı alanlarında bu modelleri savunan siyasal yapılar bulunmaktadır. Yurttaşların eşitliğine, ortak hukuka, siyasal ulus kavramına dayanan Türk modeli, geçmişten bugüne ve geleceğe, Atatürk’ün eşsiz mirasıdır ve beka konusudur. Konu entelektüel gevezelikle ya da siyasal alanda oy hesabıyla gündeme getirilemez.  200 yıllık modernleşme birikimimiz, 100 yılı aşan cumhuriyetimiz, yerkürede, Duverger’nin deyimiyle, dünya toplumsal mücadeleler tarihinin iki büyük kaynağından birini, ulusal kurtuluş, kuruluş ve Cumhuriyet’le, Atatürk’ün vizyonuyla ortaya koyuyor. Yeter ki önce konuyu bizler anlayalım. 

Sapla samanı karıştırmayalım. NATO demokrasi vaat etmiyor, her türlü rejim NATO’nun kitabına olmasa da işleyişine uyar. Biz laik cumhuriyeti, demokrasiyi kendimiz için istiyoruz.

NATO’dan gelecek herhangi bir hayır, demokrasi bağlamında yoktur…

Kaynakça

[1] https://www.nato.int/en/about-us/official-texts-and-resources/official-texts/1949/04/04/the-north-atlantic-treaty

[2] https://foreignpolicy.com/2026/07/02/turkey-erdogan-trump-human-rights-kavala-imamoglu/

[3] https://www.hrw.org/news/2026/07/03/nato-convenes-in-ankara-as-erdogan-crushes-opposition

[4] https://www.ft.com/content/f89e648a-a06b-4ae1-9fb0-12d30e00cd6d

[5] https://www.bbc.com/turkce/articles/cy71l575pxlo

[6] https://inhak.adalet.gov.tr/Resimler/Dokuman/2712020093815001_tur.pdf

Yazarın Son Yazıları

NATO demokrasi vaat ediyor mu?

Başlıktaki sorunun dolaylı yanıtlarını aramadan önce, 1949’da kurulan NATO’nun kurucu antlaşması (Washington Antlaşması)nın giriş bölümüne dikkat çekmek gerekmektedir.

Devamını Oku
06.07.2026
NATO 3.0 yüklenirken iç gündem

ABD’nin askeri konularda fikri altyapısı olmayan, yıllar sonra Savaş Bakanlığı olarak adlandırılan birimin başındaki Pete Hegseth, 7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde, “NATO 3.0” diye bir başlık attı. Hatta bu başlığın, Ankara Zirvesi’nde olgunlaştırılacağını söyledi.

Devamını Oku
22.06.2026
Çok partili vesayet denemesi

Türkiye’de çok partili yaşama geçiş, 1946 yılıyla anılır. DP’nin 7 Ocak 1946’da kurulmasına denk getirilen bu tarih, aslında tartışmalıdır.

Devamını Oku
08.06.2026
CHP'yi bekleyen tehlike: Uydu parti modeli

CHP'yi bekleyen tehlike: Uydu parti modeli

Devamını Oku
25.05.2026
Güneybatı Asya’dan Ortadoğu kurgusuna uzanan sömürgecilik

Siyasal, toplumsal ve kültürel olgunlaşmamızın, Cumhuriyet aydınlanmasının, Atatürk’ün isteğiyle kurulan, Yunus Nadi’nin, Nadir Nadi’nin, İlhan Selçuk’un, Uğur Mumcu’nun, Ali Sirmen’in, Ahmet Taner Kışlalı’nın ve pek çok değerli Atatürkçü, devrimci aydının Cumhuriyet’inde yazmak, benim için son derece heyecan verici. Öncelikle Cumhuriyet Portal okuyucularına, içten bir merhaba demek istedim.

Devamını Oku
11.05.2026