Guguk kuşu, ibibik kuşu ve komedyenler…

Guguk kuşu, ibibik kuşu ve komedyenler…

06.07.2026 10:52
Güncellenme:
Takip Et:

Ve Müren balıkları…
Dünya Kupası’ndaki adaletsizlikler, FIFA’nın ABD’nin kırmızı kartını iptal etmesi rezilliği, adaletsizlikler, hakemler ve Türk hakemleri... Hak edilmeyen primler…
Başarısız ama istifa etmeyenler…
Bahisçi futbolcular, yöneticiler…
Ve garibim Italiano’nun başına gelecekler…
Bunların hepsi arka vagonda.
Bakın, Gazeteciler kıskançtır…
Bu, mesleğin doğasında vardır.
Gerçek gazeteciler birbirini kıskanır.
Öyle, giyim kuşamlarını ya da hayat tarzlarını kıskanmazlar...
Ne de kazandıkları parayı…
Bu kıskançlık, her sabah başlayan ‘haber yarışı’ kıskançlığıdır.
“Keşke o habere ben ulaşsaydım.”
“Keşke o haberi ben patlatsaydım.”
Ya da
“Keşke o yazıyı ben yazsaydım…”
“Keşke o manşeti ben atsaydım” kıskançlığıdır…
Gerçek gazetecilerin her sabah gazete manşetlerini merak etmesi bundandır.
Manşete ne konulmuştur?
Bizim manşetten daha mı iyi, biz mi daha güzel başlık attık?
Bahsettiğim ‘Kıskançlık’ budur!
Yılmaz Özdil Guguk kuşunun öyküsü yazdığında da gerçek gazeteciler o yazıyı “zevkle” ama “kıskançlıkla” okumuştu.
Oysa, Guguk kuşunun hayatı aslında yaşamın her yerinde vardı.
Siyasette, partilerde, sporda, kulüplerde, federasyonlarda hatta devlette…
Yılmaz Özdil şahane betimleme ile teşhis koymuştu. Etraf Guguk Kuşu doluydu.
Şahsen ben, tebrik etmiştim Yılmaz’ı… Ama kıskanmıştım!
İçimden “keşke ben bunu düşünüp yazsaydım” demiştim.
En hayıflandığım yan Guguk kuşunun öyküsünü bilip de düşünememekti! Oysa Yılmaz, tabiatla o rabıtayı kurmuş ve şahane bir yazı yazmıştı…
O gündür bugündür Guguk Kuşu’nun ne yaptığını, nasıl yaşadığını bilmeyen yok!
Öyle ki, kendisi yazmış gibi Guguk kuşu öyküsü anlatanlar bile artık var!
En güzeli; Guguk Kuşları, Guguk Kuşu olduklarını üzerlerine hiç almamalarıdır…
Ülkemizde inanılmaz olaylar oluyor ya…
Bahis operasyonları, hakemler değiştiriliyor falan…
Partiler “Arınmadan” söz ediyor. Ne güzel!
Mesela, Beşiktaş’ın yeni hocası işe çok hızlı başladı.
Takımı büyük bir şevkle çalıştırıyor.
Çünkü, adamcağız henüz Türk hakemlerle tanışmadı henüz.
Ceza sahasının 1.5 metre dışında penaltı yemedi hiç…
Besbelli ki bu adama, tekme atana değil tekme yiyen oyuncuya kart verildiğinden de bahsedilmemiş...
Oysa; bu masal ülkesinde, hakemler nasıl isterse maç öyle biterdi...
Başına geleceklerden habersiz azimle çalışıyor.
Arınacaklarmış ya…
Hüt hüt diye öten Hüthüt kuşunu bilir misiniz?
İbibik Kuşudur onun adı…
Guguklar başkalarının yuvalarını ele geçirirler.
İbibikler ise başlarında sorguç bulunan zarif kuşlardır.
Yuvasını ağaç kovuklarına, kaya aralıklarına yaparlar.
Yavruları eşiyle besleyerek büyütür. Kuluçkada erkek dişiyi elleriyle besler!
Eşine olan bağlılığı ile ünlüdür. Eşi ölünce yeni eş aramaz.
Anne babası öldüğünde ise uygun bir yer buluncaya kadar başında bekler.
O kadar aileseldir yani… Güzel yetenekleri olan alımlı ve güzel bir kuştur.
Ancak, büyük, hatta destansı bir ünü vardır.
Yuvası çok kötü kokar… Hem de çok fena kokar!
Kuyruk bezinden çok ağır bir koku yayılır. Alımlıdır ama böyle noksanı vardır!
Yavrular dışkı atarak kendilerini korurlar…
Halk arasında anlatılan masalı da şöyledir:
Bir gün orman halkı topluca gitmişler İbibik kuşuna.
Demişler ki, yuvan çok kötü kokuyor. Koku bize perişan ediyor.
Bütün orman birleşip sana çok güzel ve yepyeni yuva yaptık…
Geç taşın oraya, bizden sana bedava. Bizi bu kokudan kurtar.
İbibik Kuşu, Orman ahalisine bakmış ve “Ben de bu popo oldukça nereye gitsem aynı kokar” demiş…
Ne yazık ki İbibik kuşunun öyküsü böyledir…
***
Şimdi, şeytan diyor ki, kur sofrayı at ince uzun iki bardak masaya…
Aç Cem Karaca, Ahmet Kaya, Edip Akbayram, Ayna, Ege…
Aç bi komedyenin programını…
Komedyen dedim de Müren balığı geldi aklıma…
Komedyen hiciv ustasıdır. Hiciv bir sanattır. Yaratıcılık ister.
Hiciv için kıvrak ince zeka, cesaret, ataklık, ürkeklik, birazcık korkaklık, azıcık da kayganlık lazımdır!
Burada “Korkaklık ve ürkeklik” anlatım açısından hakaret olmaması için vardır. Başkasının özgürlük sınırlarına girmemek için vardır…
Kayalıkların Prensi Müren de zeki, cesur, ürkek, vahşi, kıvrak, kaygan ve aynı zamanda korkaktır… Ancak, eti de löbdür…
Sıkıyı görünce kayaların arasına gömülür.
Bazı komedyenler gibi…
Komedyen eleştiri, Müren, beyaz hastasıdır. Beyaz bir av gördü mü deliğinden çıkar. Saldırır! 8 kollu ahtapotu dakikada kendi ekseninde dönerek parçalar. Vahşidir ama korkaktır!
İyi zamanda güldürmek, espri yapmak kolaydır!
Müreni elle tutamazsınız. Parçalar sizi. Ölüsü bile kaygandır.
Belden aşağı espri yapmaz, bilet satmaz ama “Kaygan, korkak ve ürkektir”.
En ufak şüphede şimşek misali kayaların içine akar. Geride derin sessizliği kalır…
Hep güzel ve uygun zamanların adamıdır o!..
Sorsan, Kayaların Prensi O'dur...
Neyse ya, 12 Eylül zamanında da böyleydi…
Kimseye Don Kişot olun denmez, ama, insan olmak için azıcık yürek lazımdır.
Yarım asır geçti, Garp Cephesinde Değişen Bir Şey Yok!
Neyse anam babam,
Gerçek gazeteciler böyledir. Kıskançtır!
Birbirlerini, ortaya çıkarttıkları haberleri, attıkları başlıkları için kıskanırlar!
Yalakalıklarını, yandaşlıklarını kıskanmazlar…
Ben daha fazla “yalakayım” diyerek yarışa girmezler…

NOT: Bu yazıdan kendisine gazeteci süsü verilmiş, gazeteciliğe sızmış, gazeteci görünümlü gazeteci olmayanlar bir şey anlamaz!!
Unutmayın,
hayatın tamamı gibi spor da aslında siyasettir!
Hatta siyasetin ta kendisidir!

OC bu gün de kaçar…
En Kalbi Muhabbetlerimle…
Ben CAN; Orhan Can…

İlgili Konular: #komedyen