Anahtarları nereye koyduğunu hatırlayamamak ya da bir ismi dilinin ucunda hissedip çıkaramamak, modern hayatın hızında neredeyse herkesin yaşadığı durumlar haline geldi. Ancak burada asıl önemli olan soru şudur: Unutkanlık ne zaman normal kabul edilir, ne zaman ciddiye alınmalıdır?
Dünya genelinde unutkanlığın tam olarak kaç kişiyi etkilediğini belirlemek zor, çünkü unutkanlık başlı başına bir hastalık değil, farklı düzeyleri olan bir durumdur. Ancak elimizde önemli bir gösterge vardır. Dünya genelinde yaklaşık 55 ila 57 milyon kişi demans ile yaşıyor ve her yıl yaklaşık 10 milyon yeni vaka ekleniyor. Bu rakamlar, unutkanlığın en ileri ve en ağır formunu temsil eder. Bunun dışında, günlük stres, yoğunluk, uykusuzluk ve dikkat dağınıklığı gibi nedenlerle geçici unutkanlık yaşayan insanların sayısı çok daha fazladır. Yani unutkanlık aslında nadir bir durum değil, hemen herkesin hayatında zaman zaman karşılaştığı bir deneyimdir.
Unutkanlığı üç temel grupta değerlendirmek mümkündür. Birincisi fizyolojik yani normal unutkanlıktır. Bu durum genellikle yoğunluk, yaş alma ya da dikkat eksikliğiyle ilişkilidir ve günlük yaşamı ciddi şekilde etkilemez. İkincisi psikolojik kaynaklı unutkanlıktır. Stres, anksiyete, depresyon, uyku problemleri ve tükenmişlik gibi durumlar zihinsel performansı düşürerek unutkanlığa yol açabilir. Bu grup sanıldığından çok daha yaygındır. Üçüncüsü ise nörolojik hastalıklara bağlı unutkanlıktır. Alzheimer ve diğer demans türleri bu gruba girer ve demans vakalarının yaklaşık yüzde 60 ila 70’ini Alzheimer hastalığı oluşturur. Bununla birlikte, hafif bilişsel bozukluk yaşayan bireylerin yalnızca küçük bir kısmı ilerleyerek demansa dönüşür. Bu da her unutkanlığın ciddi bir hastalığın habercisi olmadığını gösterir.
Ancak bazı durumlarda unutkanlık ciddiye alınmalı. Aynı soruların tekrar tekrar sorulması, yakın çevredeki insanların isimlerinin unutulması, kişinin tanıdığı ortamlarda kaybolması ya da günlük işlerini yerine getirmekte zorlanması gibi belirtiler, basit bir dalgınlığın ötesine geçildiğini düşündürür.
Unutkanlıkla ilgili en dikkat çekici ve umut verici noktalardan biri ise önlenebilirlik konusu. Bu mümkün mü? Yapılan araştırmalar, demans vakalarının yaklaşık yüzde 40 ila 45’inin önlenebilir ya da en azından geciktirilebilir olduğunu ortaya koyuyor. Bu da yaşam tarzının beyin sağlığı üzerindeki etkisinin son derece güçlü olduğunu gösteriyor.
Beslenme bu noktada önemli bir rol oynar. Beyin, vücudun enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sini kullanır ve bu nedenle beslenme alışkanlıkları doğrudan bilişsel performansı etkiler. Antioksidan açısından zengin sebze ve meyveler beyin hücrelerini korurken, omega-3 yağ asitleri sinir hücreleri arasındaki iletişimi destekler. B12 ve folat eksiklikleri ise doğrudan unutkanlıkla ilişkilidir. Öte yandan, aşırı şeker tüketimi ve işlenmiş gıdalar uzun vadede bilişsel gerilemeyi hızlandırabilir.
Sonuç olarak unutkanlık tek bir nedene bağlı değildir. Bazen uykusuzluğun, bazen yoğun stresin bir sonucu olabilir, bazen de daha ciddi bir durumun erken işareti olabilir. Ancak açık olan şudur ki beyin sağlığı büyük ölçüde yaşam tarzı ile şekillenir. Doğru beslenme, yeterli uyku, düzenli fiziksel aktivite ve zihinsel olarak aktif kalmak, hafızayı korumada düşündüğümüzden çok daha etkili araçlardır.
Bu listeleri de ekleyeyim bir yere not alın;
Beyni destekleyen besinler
• Yağlı balıklar (somon, sardalya, uskumru)
• Ceviz
• Badem ve fındık
• Zeytinyağı
• Avokado
• Yumurta
• Yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, roka, pazı)
• Yaban mersini ve kırmızı-mor meyveler
• Tam tahıllar
• Kurubaklagiller
• Kakao (yüksek oranlı bitter çikolata)
• Zerdeçal
• Yeşil çay
Beyin sağlığını destekleyen besin takviyeleri
• Omega-3 (EPA ve DHA)
• B12 vitamini
• Folik asit (B9)
• B6 vitamini
• D vitamini
• Magnezyum
• Çinko
• Ginkgo biloba
• Fosfatidilserin
• Koenzim Q10
• Alfa lipoik asit
• Kreatin (özellikle zihinsel performans için)