NATO kafa! - Çiğdem Bayraktar Ör
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

NATO kafa! - Çiğdem Bayraktar Ör

06.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Na to kefali, na to marmaro”. Türkçesi: “İşte kafa, işte mermer!” Ses benzerliğinden ötürü Yunancadan Türkçeye “Nato mermer, nato kafa!” diye geçmiş. Değişime direnen, yenilikleri görmeyen, gelişime kapalı, laftan anlamayan, esneyemeyen, olanı biteni tam idrak edip de bugünkü atmosferi ve yarının ufkunu yakalayamayan, mermer gibi katı, sert tutumlu olanları anlatmak için kullanılan bir deyim. Yani ne taşa söz anlatabilirsin ne de taşlaşmış bir zihniyete!

 Deyiş antik... Ne var ki anlatmaya çalıştığı şey her zaman güncelliğini koruyor. Özellikle de gerçekten NATO söz konusu olunca...

1949’da kurulan, 1952’de dahil olduğumuz Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı yani kısa adıyla “NATO” halkın kıvrak zekâsında bu eski deyişle birleştirildi. NATO’ya girmemizle birlikte ülkenin en çok konuşulan konusu, radyolarda ve gazetelerde adı en sık geçen kuruluş oldu.

Soğuk Savaş’ın ortasında SSCB’ye karşı mermer gibi kaskatı duran NATO’yu benzer bir yaklaşımla sert ve ödünsüz bir biçimde savunanlar halkın gözündeki “mermer kafa” imajıyla kusursuz bir şekilde örtüştü.

Bugün farklı mı? Kolaylıkla bunun yanıtını verebiliriz: Hayır!

NATO’nun kuruluşunda misyonunu oluşturan üç temel eksen vardı: Sovyet yayılmacılığıyla, Avrupa’da dolaştığı söylenen komünizm hayaletiyle ve tehdidiyle başa çıkmak; ABD, Kanada, Birleşik Krallık ve Fransa’nın öncülüğünde Kuzey Atlantik bölgesinde güvenlik ve istikrarı korumak, “Birimiz hepimiz için!” mottosuyla üye ülkelerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne yönelebilecek herhangi bir tehlikeyi ve somut bir saldırıyı kendine yapılmış sayıp harekete geçmek.

Bugün NATO’nun kuruluş ve gelişmesindeki bu motivasyonlar geçerliliğini koruyor mu?

MERMERE HİTABEN... 

Bir... SSCB diye bir devlet yok. Avrupa’da dolaşan bir komünizm hayaleti de... Putin Ukrayna’ya saldırmasa aslında II. Dünya Savaşı’ndan beri Avrupalı üye devletlere açılan bir savaş ya da en hafifinden ağırına, fiili bir saldırı dahi yok!

ABD ve İngiltere başta olmak üzere yalnızca kendi hegemonyalarını, çıkarlarını korumak için başka ülkelere savaş açan, saldıran herhangi bir aktör de yok NATO’yu varlığı için kutsatacak! Öyle ki NATO son kertede Baltık’a kadar genişleyip Rusya’nın sınırlarına dayanmasa, Ukrayna gerilimi bile bambaşka seyrederdi.

İki... NATO kuruluş ilkeleri açısından bir saldırı örgütlenmesi değil, tersine kâğıt üstünde barış hedefli bir savunma örgütü. NATO’nun ünlü 5. maddesi, 11 Eylül sonrası işletildi ve tüm üyeler Afganistan’a yapılacak operasyonda ABD’nin yanında yer almaya çağrıldı. Ancak bu tarihi çağrının dışında da kendisine ya da herhangi bir NATO ülkesine saldırılmadığında da ABD’ye destek verilmesi olağandı. Özellikle Ortadoğu ülkelerini; Suriye’yi, Libya’yı, Irak’ı, son olarak da İran’ı hedeflerken... 

3.5 milyon civarında NATO askeri gücünün 1.3 milyonunu Amerikalıların oluşturduğu düşünülürse NATO’nun askeri bünyesinden de zaten amaçlananın ne olduğu anlaşılabilir.

Üç... Galler Zirvesi’nde üye ülkelerin ekonomileriyle orantılı olarak GSYİH’sinden yüzde 2’lik bir savunma bütçesi ayırmaları ortaklaşılan bir karar olmuştu. O nedenle, üye ülkelerden daha çok ilgi ve mali destek bekleyen Trump, açıkça ABD politikalarına göre yönlenen NATO’ya hâlâ öfkeyle seslenebiliyor: “Biz aptal değiliz! En çok biz para ödüyoruz!” Söylemini o kadar ileri götürdü ki ABD’nin NATO’dan çekilebileceği tehdidini bile savurdu.

Yapabilir mi? Hayır! Böyle bir hamle sadece kendisine, -pardon- “dünya barışına ve demokrasisi”ne hizmet eden ABD dış politikası açısından neredeyse bir asırlık kazanımın bırakılması, terk edilmesi olur. Yoksa bu kadar parayı neden versin?

BUGÜNÜN ‘KALE’LERİ 

NATO üslerinde bulunan askerlerin neredeyse tamamı Amerikan askeri. “NATO üsleri”nin, “ABD üsleri” olarak değerlendirilmesi boşuna değil. Bu üsler ABD’nin; Ortadoğu’nun yeraltı ve yer üstü zenginliklerine, adı şimdilerde “demokrasi götürme, diktatör devirme” olarak anılan aslında eski usül sömürgeciliğe ve onu bu amaca daha kolay ulaştıracak Avrupa siyasetine, siyasetçisine hâkim olma gayretinin birer ileri karakolu haline gelmiş durumda. Füze savunma sistemleri, savaş uçakları, dronlar ve bilumum askeri donanım ABD’nin “dış mihrak” bağlamına “güdümlü”.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte taze yaptığı açıklamayla “resmen” bunu doğruladı da. Trump’ın, müttefik ülkelerin yeterince destek vermediği serzenişlerine karşılık, operasyon esnasında ABD’ye ciddi bir lojistik ve altyapı kolaylığı sağlandığını vurguladı. Bununla da kalmadı: “İran’a saldırılar sırasında İtalya’daki üslerden 500 ABD uçağı kalktı” dedi.

İtirafıyla İtalyan muhalefetini ayaklandıran Rutte, “Bence başkan, tam olarak yapılması gerekeni yapıyor” diye vurgulamaktan çekinmedi ve el yükseltti: “Avrupa, Birleşik Devletler için bir güç yansıtma platformudur” diyerek NATO gerçeğini ortaya koydu.

Ortaçağın kaleleri, bugünün “üs”leri. Ciddi bir farkla: O zamanlar bir kalenin fethi kralın namını büyütürken kaybı ise kralı tahttan düşürürdü. Ortaçağda ve sonrasında, devletlerin meşru topraklarındaki kalelerde -eğer ülke işgal altında değilse- başka ülkelerin askerleri olmazdı, olamazdı! Çünkü egemenliğin simgesi kaledeki askerdi, bayraktı. Eğer orada başkasının askeri var ise o kale düşmüş, şehir/devlet ele geçirilmiş sayılırdı. Kralı da çoktan ölmüş... Çünkü kaleler ancak öyle bırakılırdı.

MERMERİSTAN’DA DELİ SORULAR 

Gündemimizde şu sıralar genişçe yer bulan NATO kimi, kimden, neden koruyor? “Kahrolsun İsrail!” diye bağıranlar, ABD askerleriyle yüklü NATO hakkında nasıl olumlu düşünebiliyor?

“Belki artık SSCB ve komünizm yok ama terörizm, siber saldırılar, balistik füzeler ve hibrit savaş var, yani NATO gerekli” diyenlere sormalı: “Terörizmi en çok kim yaratıyor, kim destekliyor?”

Her fırsatta, sözde “insan hakları, demokrasi” getirmekten “dem” vuran ABD’nin Tomahawklarıyla daha kaç okul yerle yeksan edilirse, kaç sivil katledilirse vaat edilen barış, huzur, refah, istikrar gelmiş olacak?

Bir düşünelim, tüm bunlar gerçekte kimin için? Niçin? 

DR. ÇİĞDEM BAYRAKTAR ÖR