Feyzi Açıkalın

6,6’lık suistimal

04 Kasım 2020 Çarşamba

Yok, “suistimal”e yani “görevi kötüye kullanmaya” ilişkin bir derecelendirme değil sözünü ettiğim 6,6 rakamı. Eğer böyle olsaydı, İzmir depremindeki, özellikle kurtarma çalışmalarını suistimal edenlere 10 üzerinden 10 verilirdi.

Hatta yanına “istismar” yani “iyi niyeti kötüye kullanarak yararlanma” protokolunu da ekleyerek yıldızlı pekiyi alırdı, herifi naşerifler!

Şu, her TV kanalının sözün başına ekledikleri 6,6’lık deprem sözünden başlarsak; bir yerlerden gelen emirle sözbirliği edercesine uyulan anlatıma, ünlü bilim insanı Celal Şengör bile, “Silin artık şu 6,6’yı, bu 6,9-7,0 arası bir deprem” diyerek isyan etmişti.

Bu tür doğal afetler, özellikle deprem ülkemizde bir turnusol kağıdı işlevi görüyor. Türkiye’nin her alandaki ikiye ayrılmışlığı en çok bu doğal yıkımda alınan pozisyonla ortaya çıkıyor.

Ülkeyi yöneten düşünce, inanışı gereği aslında çok somut ve bilimsel bir doğa olayı olan depremi göksel güçlerle açıklıyor. Her an ahirete hazırlıklı olmamız gerekliliği, en yüksek düzeyden hatırlatılıyor! Bir diğeri, depremi kıyametin alıştırması olarak görmemizi istiyor.

Deprem sonrası dile getirilmesi en elzem konular olan deprem vergilerinin nereye gittiği ve imar barışı, yersiz olduğu gerekçesiyle öteleniyor. Bunun yerine, arama ve kurtarma görüntülerinin tanıklığında “şükür seansları” düzenleniyor.

Ülkedeki her anlamdaki çürümüşlüğün panzehiri olarak insanımıza haline “şükretmesi”, yani, “kişinin kendisine yapılan iyiliği bilip, sahibine övgü ile karşılık vermesi ve bunu diğer insanlara duyurması” öneriliyor.    

Ama şükretmek, hamdetmek gibi ulvi ve insanla inancı arasında kalması gereken değerler, bir bina yıkıntısının üstünde sahne alanı bulunca, en kaba ve hoyrat şekliyle sergileniyor. 

Ülkenin açık ara en aydınlık yüzlerinden oluşan sivil toplum kuruluşu ya da kamudaki arama ve kurtarma ekiplerinin inanılmaz çabaları, siyasi rejimin maaşlıları tarafından suistimal ediliyor. Canlı yayını fırsat bilip, merhamet duygularını hiçe sayarak ön almaya çalışıyorlar.

Aslında orada molozların içinde sergilenen hoyratlık, bir inanç ve ahlak çelişkisi değil. Çünkü yaşamlarını dayanışmaya, insanlığın iyiliğine adamış bir avuç ahlaklı azınlık görevlerini yapmanın telaşındayken, onlardan rol çalanların farkında bile değiller. Troller de zaten inançları değil, görevleri gereği eylemlerini sürdürüyor.

Gösteri hastanede devam ediyor. Sağlık Bakan Yardımcısı kameraları peşine takıp, takati ve mecali kalmamış anne ve çocuklarını buluşturma tragedyasını, ne yazık ki basının aracılığıyla sürdürüyor. Acılarını araçsallaştırıyor.

Türkiye’nin en köklü tıp fakültelerinden birisi olan Ege’nin rektörlüğü, hastanesine getirilen yavruyu öncelikle bünyesindeki doktorlarına emanet etmediğini, devletlüsüne duyurma telaşına giriyor.

Türkiye sınanmaya devam ediyor. Bu kez depremle…


Yazarın Son Yazıları

Arap arap arap… 10 Aralık 2020
6,6’lık suistimal 4 Kasım 2020