Feyzi Açıkalın

İslami velOdrom

07 Ağustos 2022 Pazar

Konya’da 9-18 Ağustos günleri arasında 5. İslami Dayanışma Oyunları düzenleniyor. Olimpik sporlar aracılığıyla bir tür dayanışmayı amaç edinen İslami Oyunların değişik öyküsü var. 1981 yılındaki İslam Konferansı’nda Suudi Prensi Faysal Abdülaziz’in önerisiyle yaşama geçen oyunların ilki, ancak 2005 yılında Mekke’de yapılabiliyor. İlk oyunlarda yalnızca erkek sporcular yarışıyor. Sonrakinde, ayrı günlerde yarışmak kaydıyla kadınlar da yer alabiliyor. Şimdilerde ise elhamdülillah, kadın erkek aynı alanda yarışabiliyor!

İslam Oyunları için Konya’da inşa edilen en önemli spor tesisi, 2700 kişilik modern bir kapalı bisiklet pisti oldu. Uluslararası spor terminolojisinde “Velodrom” olarak adlandırılan bu yapıya, yine kural gereği “Velodrome” adı verildi. Gelgelelim, başta spor teşkilatı olmak üzere, neredeyse bisiklet sporunun tüm bileşenleri ve buna dayanarak ülke basını (TRT spikeri hariç!), velodrom kelimesini bir nedenle redderek, bu yapıyı inatla “veledrom” diye, ikinci seslideki “o” yerine “e” kullanarak söylemeyi tercih ediyor. Nedeni sorulduğunda da TDK’nın böyle kabul ettiğini iddia ediyorlar.

İsim sorununu yazının sonuna saklayarak, ülkemiz bisiklet sporunun velodromla olan imtihanını irdelediğimizde, ilginç gelişmelere tanıklık ederiz… 1950 yılında, yine Konya’da 500 metre uzunluğunda inşa edilen ülkenin ilk bisiklet pistinin uluslararası ölçülere kavuşturulması zaman almış olmalı. Pistin uluslararası yarışlarda kullanımına ilişkin ilk bilgi, 1955 yılı 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamaları için ülkemize gelen Yugoslav milli takımı ile yapılan ikili yarışlara dairdir. Yani bugünkünden çok farklı olarak Konya’ya yapılan ilk velodromun açılışı, bir Atatürk Cumhuriyeti resmî bayramı vesilesiyle olacaktır.

1959 yılında bisiklet federasyonu başkanlığına getirilen, gelmiş geçmiş en önemli Türk bisiklet insanı Talat Tuncalp o yıldan başlayarak, bisiklet sporunun gelişimi için beynelmilel temas ve velodromun mutlak şart olduğunu söyleyegelmiştir. 20 Aralık 1960’da verdiği demeçte Tuncalp, Akdeniz Oyunları için gidilen Beyrut örneğini vererek, “Bisiklet için velodrom zamanı gelmiştir ve bunun için en ideal iki şehir Ankara ve İstanbul’dur” demektedir. Yani Tuncalp Konya’yı yeterli görmemekte, daha yoğun nüfus içeren büyük şehirleri işaret etmektedir.

30 Ocak 1961 günü Ankara ili milli bisikletçileri İpek, Palaska, Ayvalı, Kayserilioğlu ve Ersoy Beden Terbiyesi Umum Müdürü Bekir Silahçılar ve Ankara Bölge Müdürü Bekir Saltık’ı velodrom yapımı için ziyaret ederler. Silahçılar “emriniz olur!” der, sporcuları gönderir… Öte yandan Tuncalp’ın muhalifi olan eski ünlü bisikletçi Cavit Cav, mevcutlarından istifade etmenin daha doğru olacağını söylemektedir! Bu arada 1962 yılında, bu kez bir başka Anadolu kenti olan Balıkesir’e ülkenin ikinci velodromu inşa edilir. 

Ülkenin ilk bisiklet yazarı olan Cumhuriyet Gazetesi’nden Tunçer Benokan da, özellikle Istanbul’a bir velodrom yapımı gerekliliğinden bahseden 19 Ekim 1963 tarihli yazısında, hiç olmazsa Dolmabahçe Stadyumu’nda maç aralarında bisiklet yarışları düzenlenmesini ister. Tunçer 60 yıl öncesindeki tüm yazılarında “velodrom” doğru yazılımını kullanmaktadır… İstanbul Bölge Müdürü Turan Barlas Dolmabahçe’nin atıl durumdaki atletizm pisti yerine velodrom yapımını önerir. Öneriye Genel Müdür Fikret Altınel karşı çıkmaktadır. Federasyon Başkanı Tunçalp Altınel ile kavga edecek ve istifa ettiğini söyleyecektir... 13 Ağustos 1986 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ndeki “Ben, Ali Sami Yen Stadyumu” başlıklı bir yazıda, 1964 yılında temeli atılan stadyumunun başlangıç planında bir velodromun olduğu ve temel betonları dökülen pistin sonradan sökülerek, inşaatın öylece tamamlandığı yazmaktadır!  

1973 yılındaki bir toplantıda Genel Müdür İsmail Hakkı Güngör kendisinden İstanbul’a velodrom yapımı isteğinde bulunan Bisiklet Federasyonu Başkanı Feridun İncula’ya İstanbul’da kaç lisanslı bisikletçi olduğunu sorar. İncula’dan 20 sayısını alan Güngör, “Yirmi bisikletçi için İstanbul’a bisiklet yapmam” yanıtını verir! 1974 yılında Konya’da bisiklet ajanlarıyla toplantı yapan yeni federasyon başkanı Hamdi Ayvalı, temeli beş yıl önce atılan ve üç milyon lira harcanan Bursa velodromuna eleştiri getirmektedir. Bisiklet sporunun en büyük fiyaskosu, yanlış dönüş açılarıyla inşa edilen velodromun sökülerek, kullanılmayacak olmasıdır. 15 Eylül 1974’de basına demeç veren Ayvalı yılan hikayesine devam edecek, İstanbul velodromun o yıl temeli atılacağını ve hemen bitirileceğini söyleyecektir. Velodromun gerekliliği en son olarak, 2012 Oyunları için gidilen Londra’daki bir lokantada konuşulacak, zamanının Spor Bakanı “Hipodromun!” bisiklet için gerçekten önemli olup olmadığını sorgulayacaktır!

Daha sonraki yıllarda federasyon başkanlarının velodrom yapımına ilişkin yakınmaları azalmış görünmektedir. 1990 sonrası, Sovyet bloğu parçalandıktan sonra Türkiye Turu’nun çok sayıda ülke sporcusuyla koşulması ve sağlanan sponsor desteğinin yan kazançları, bu organizasyonu pahalı velodrom yapımından daha değerli kılmış olmalıdır! 2000 yılı sonrasında ise İstanbul’un adaylığı ile başlayan olimpiyat yolculuğu da önemlidir. Olimpiyatlarda en çok madalyanın bisiklet pist yarışları ile geldiğini farkeden federasyon başkanları, en azından bu amaçlarına ulaşmak için velodrom yapımı konusunda isteklerini dillendirirler. Ama hiçbirisi ülkeyi yöneten siyasi rejimi bu yönde yeterince ikna edemez. Ta ki, İslami Oyunlar söz konusu oluncaya dek… 

Talat Tuncalp ve ardıllarının daha uygun gördükleri İstanbul ve benzeri yerlere yapımı için yıllardan beri süren çabaları sonuçlanmamış, bunun yerine yine Konya’ya bir velodrom yapımı uygun görülmüştür. Ülke bisiklet sporuna lisanslı sporcu sağlamada en önemli kaynak olan Konya tabii ki böylesi bir tesisi hak etmiştir. Ama velodromun gerekçesinin İslami Oyunlar olarak adlandırılıp, inşaatın yıllar sonra böylesine kolay ve hızlıca sonlandırılıyor olması, geçmiş federasyon başkanlarının aziz hatıralarına saygısızlık sayılmalı, yaşayanların da yüreklerini sızlatmış olmalıdır. 

Her neyse; ülkemiz son derece önemli bir bisiklet tesisi kazanmıştır. Ortasındaki boş alan ile çok amaçlı da kullanılacağını umduğumuz velodrom ülke sporu için büyük kazançtır. Kompleksin üstünde büyük harflerle “VELODROME” yazmasına rağmen velodromu ısrarla veledrom olarak adlandırmak isteyenlere de şöyle bir öneride bulunabiliriz: Büyük olasılıkla bisiklete “velespit” ya da “pislet” dediği için böyle bir adlandırmayı yeğ tutan Anadolu insanını çok kırmadan, gâvurcası(!) velodrom yerine daha yöresel olan “PİSTLET” kelimesini kullanmak daha uygun olabilir! Sizi bilmem ama ben bu fikrimi çok sevdim, hem dilimiz de dönüyor…



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları


Günün Köşe Yazıları