Okul Koridorları Karanlığa Teslim Olmasın
Güven Baykan
Son Köşe Yazıları

Okul Koridorları Karanlığa Teslim Olmasın

16.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bir zamanlar Amerika’dan gelen okul saldırısı haberlerine uzaktan bakıyorduk. Şimdi aynı karanlık, iki gün içinde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta kapımıza dayandı. Bu tablo bize bir kez daha gösterdi: Mesele yalnız güvenlik değil; nasıl bir toplum, nasıl bir eğitim, nasıl bir çocukluk kurduğumuzdur.

Amerika’daki okul saldırıları haberlerini ilk duyduğum yılları hatırlıyorum. Ekranda okul koridorları görünürdü; siren sesleri, yere çökmüş çocuklar, gözyaşına boğulmuş aileler… O haberler bize çok uzak sanılırdı. Hatta kimi zaman insanın içini daha da karartan sözler işitirdim: “Amerika işte, başlarını yesinler.” Oysa ben her seferinde aynı şeyi düşünürdüm: Bir çocuğun ülkesi korku olabilir mi? Bir öğrencinin vatanı şiddet olabilir mi?

Olmamalıydı.

Ama şimdi o uzak sandığımız karanlık bizim evlerimizin içine kadar girdi. 14 Nisan’da Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde eski bir öğrencinin liseye düzenlediği silahlı saldırıda 16 kişi yaralandı. 15 Nisan’da Kahramanmaraş’ın Onikişubat ilçesinde bir ortaokulda yaşanan silahlı saldırıda ise vali ve ilk haber kaynaklarına göre 1 öğretmen ile 3 öğrenci yaşamını yitirdi, 20 kişi yaralandı. Aynı gün Millî Eğitim Bakanı riskli görülen okullarda polis ve devriye uygulaması bulunduğunu açıkladı. 

İşte tam burada durup düşünmek zorundayız. Çünkü bu iki haber yalnız iki kentin haberi değil. Bu, memleketin çocuklukla kurduğu ilişkinin haberidir. Okul dediğiniz yer, insanın dünyaya biraz daha güvenle bakmayı öğrendiği yerdir. Öğretmenin sesi, çocuğun içindeki dağınıklığı toplayan ilk sığınaklardan biridir. Teneffüs dediğiniz şey, yalnız koşup oynama vakti değil; birlikte yaşamayı öğrenmenin ilk alanıdır. Eğer şimdi o alanlara korku giriyorsa, mesele yalnız asayiş değildir. Mesele doğrudan toplum meselesidir.

Her okulun önüne polis dikemezsiniz. Dikseniz bile bu iş kökten çözülmez. Çünkü şiddet, okul kapısından içeri bir anda girmez. Çok daha önce başlar. Evde başlar, sokakta büyür, ekranda çoğalır, dilde yerleşir. Çocuk, öfkenin neredeyse erdem gibi sunulduğu, aşağılamanın sıradanlaştığı, hakaretin gündelik hayata karıştığı bir iklimde büyürse, bir gün o zehir okulun duvarlarına da siner. Biz bugün sadece iki saldırının değil, yıllardır biriktirdiğimiz sertliğin de sonucuyla karşı karşıyayız.

Şunu açıkça söylemek gerekiyor: Kindar çocuklar yetiştirmenin bedelini ödüyoruz. Yalnız siyasette değil, hayatın her alanında bir sertlik birikti. Trafikte, televizyonda, aile içinde, sosyal medyada, günlük konuşmada… İnsanlar birbirine tahammül etmeyi değil, birbirini bastırmayı öğrendi. Her farklı ses kolayca düşman sayıldı. Her itiraz neredeyse tehdit gibi görüldü. Böyle bir ülkede çocukların bambaşka bir dille büyümesini beklemek gerçekçi değildir. Çocuk, kendisine gösterilen hayatın dilini öğrenir.

O yüzden çözüm yalnız dedektör, kamera, devriye aracı değildir. Elbette güvenlik önlemleri alınır, alınmalıdır da. Ama kapıya konan tedbir, sınıfın içindeki yarayı tek başına iyileştiremez. Bizim daha derine bakmamız gerekiyor. Çocuğun öfkesine, yalnızlığına, dışlanmışlığına, kırılganlığına bakmamız gerekiyor. Rehberlik sistemine, okul psikolojik danışmanlığına, aileyle okul arasındaki bağa, çocuğun kendini ifade edeceği kültür ve sanat alanlarına bakmamız gerekiyor.

Bir ülkenin eğitim meselesi yalnız müfredat meselesi değildir. Aynı zamanda insan yetiştirme meselesidir. Siz öğretmeni değersizleştirirseniz, eğitimi sadece sınav sonuçlarına indirgerseniz, okulu yalnız başarı cetveline çevirirseniz çocuğun ruhunda olup biteni kaçırırsınız. Oysa bazen en büyük çığlık, hiç duyulmayan çığlıktır. Bazı çocuklar bağırarak değil, içine kapanarak tehlike verir. Bazıları başarısız olduğu için değil, görülmediği için sertleşir. Bazıları ceza yüzünden değil, sahipsizlik duygusu yüzünden karanlığa sürüklenir.

Burada en hayati sözcük liyakattir. Bunu söylemeden geçemeyiz. Bu mesele ancak liyakatli öğretmenle, liyakatli okul yöneticisiyle, işini bilen rehberlik kadrosuyla, gerçekten çocuk merkezli bir eğitim anlayışıyla aşılabilir. Eğitimi, ehil insanların omzuna koymadan hiçbir sorunu çözemeyiz. Çünkü çocuk, en çok karşısındaki yetişkinin niteliğinden etkilenir. Adaletli bir öğretmen, bazen bir hayatı değiştirir. Sözünü bilen bir eğitimci, bazen bir felaketi daha başlamadan önler.

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşananlar bize ağır bir şey söylüyor: Çocuğun ülkesi ölüm olamaz. Okul koridoru hastane yoluna açılmamalı. Ortaokul bahçesi, ailelerin çocuklarını titreyerek uğurladığı bir yere dönüşmemeli. Bir memlekette anneler çocuklarını derse gönderirken içi daralıyorsa, orada yalnız güvenlik zafiyeti yoktur; daha büyük bir toplumsal arıza vardır.

Şimdi yapılması gereken sadece faili konuşmak değil, iklimi değiştirmektir. Çocukların içine daha çok barış, daha çok adalet, daha çok empati, daha çok sanat, daha çok söz, daha çok insanlık koymaktır. Çünkü başka türlü bu haberler bitmez. Başka türlü her yeni gün, bir öncekinden biraz daha ağır gelir.

Ve hiçbir ülke, çocuklarına bu yükü taşıtamaz. Taşıtmamalıdır.

Yazarın Son Yazıları

Söz Dönüp Dolaşıp Siyasete Gelince

Çoğu zaman güncel siyasetten uzak durmaya çalışıyorum.

Devamını Oku
25.05.2026
O Meşale Hâlâ Yanıyor mu?

19 Mayıs sabahı Samsun’da yalnızca bir vapur kıyıya yanaşmadı.

Devamını Oku
19.05.2026
Bir Kitap Fuarından Bir Kentin Hafızasına

Zonguldak Belediyesi Kitap Fuarı vesilesiyle geldiğim kentte, kitapların arasında dolaşırken yolum ister istemez kömürün, emeğin ve hafızanın izlerine çıktı.

Devamını Oku
11.05.2026
Yayla, Kitap ve 2 Bin 600 Kilometre Asfalt

“Bu ne acayip başlık?” diyeceksiniz belki.

Devamını Oku
04.05.2026
Bir Mahallenin Unutulan Sesleri

Pencerelerden içeri süzülen sabah güneşi, fırından eve taşınan sıcak ekmek, sokakta iki taştan kurulan kaleler, akşamüstü pencereden yükselen bir anne sesi...

Devamını Oku
27.04.2026
Sıradanlaşan Haksızlık

Adaleti en çok açık zulüm değil, kanıksanan küçük keyfilikler yaralar.

Devamını Oku
20.04.2026
Okul Koridorları Karanlığa Teslim Olmasın

Bir zamanlar Amerika’dan gelen okul saldırısı haberlerine uzaktan bakıyorduk.

Devamını Oku
16.04.2026
Kitapların Arasında Memleketin Yüzü

23. Ankara Kitap Fuarı bir kez daha gösterdi ki fuarlar yalnızca kitapların sergilendiği yerler değildir.

Devamını Oku
13.04.2026
Ordu’nun hafızası kazılamaz

Ordu’da büyüyen maden baskısı, yalnızca toprağı değil bir kentin belleğini, geçimini ve geleceğini hedef alıyor.

Devamını Oku
10.04.2026
Ankara’da bir iç yolculuk: Hüsamettin Koçan’ın 'Ben Bu'su

Yıllar önce Baksı Müzesi için “Rüzgârın elleriyle yapılan müze” diye yazmıştım.

Devamını Oku
06.04.2026
ArtAnkara ve Cumhuriyet’in Barış Yüzü

İsrail-ABD-İran hattında savaş büyürken, Yemen’den Gazze’ye, Lübnan’dan Körfez’e kadar Ortadoğu yeniden ateşin diliyle konuşuyor.

Devamını Oku
30.03.2026
Notun da bir hakkı var

Notun da bir hakkı var

Devamını Oku
23.03.2026
Savaş Önce Dilde Başlar

Bazı kelimeler vardır; yalnızca bir şeyi anlatmaz, insanlığın iç karanlığını da ele verir. “War” ve “savaş” böyle kelimeler.

Devamını Oku
16.03.2026
Bebeklerin Ulusu Yok

Başlığını Ataol Behramoğlu’nun aynı adlı şiirinden ödünç alıyorum. Çünkü bazı sözler yalnızca şiirde kalmaz; bir gün gelir, çağın vicdanına dönüşür.

Devamını Oku
09.03.2026
Bir El Daha: İki Sandalye Arasında Kalan Hayat

Konken oyunu, sahnede yalnız bir eğlence değil; bir temas biçimi. Kartlar dağıtıldıkça, aslında geçmiş dağıtılıyor. “Ben böyle yaşadım” diyen bir hafıza… “Ben böyle dayandım” diyen bir yalnızlık… Her el, bir önceki elin gölgesini taşıyor. Her kayıp, yalnız oyunda değil; hayatta da bir yerden eksilmeyi hatırlatıyor. Her kazanma, bir anlık sevinçten çok, “hâlâ buradayım” demek.

Devamını Oku
02.03.2026
Mutluluk Artmış: Peki Bu Memlekette Neden Yüzler Asık?

Geçen hafta açıklanan Yaşam Memnuniyeti verilerine baktım. Kâğıt üstünde tablo düzgün: “Mutlu olduğunu” söyleyenlerin oranı 2024’te yüzde 49,6 iken 2025’te yüzde 53,3’e çıkmış. Ortalama yaşam memnuniyeti puanı ise 10 üzerinden 5,7’de kalmış. Aynı tabloda ülkenin en önemli sorunu yine hayat pahalılığı: yüzde 31,3. Arkasından yoksulluk ve eğitim geliyor. Yani rakamların yüzü gülüyor ama memleketin derdi yerli yerinde duruyor.

Devamını Oku
23.02.2026
Ganita’yı Kurtaran Akıl Nereye Gitti?

Geçmiş öyküleri karıştırırken Ganita Direnişi’ne rastladım. Bir şehir bir zamanlar buldozerin önüne dikilmiş; bugünse denize varmak için iki yolu aşmayı kader sanıyor.

Devamını Oku
16.02.2026
Taç Gitti, Kravat Kaldı: Gücün Yazdığı Kurallar

Bazen bir akşamüstü, günün kalabalığı çekilirken kitaplığın önünde duruyorum.

Devamını Oku
09.02.2026
İstanbul “İptal” Dedi, Sorbonne “Hayır”

Randevuyu iptal ediyoruz. Aboneliği iptal ediyoruz. İlişkiyi iptal ediyoruz. Birbirimizi iptal ediyoruz. Bir süredir de diplomayı iptal ediyoruz.

Devamını Oku
02.02.2026
Kanada Tutmadı, Grönland’a Bakıyorlar

Bu hikâyeyi “jeopolitik” diye okumak kolay: Haritalar, üsler, rotalar, güvenlik…

Devamını Oku
26.01.2026
Onurlu bir miras: Uğur Mumcu

Onurlu bir miras: Uğur Mumcu

Devamını Oku
24.01.2026
15 Ocak 1902: Nâzım’ın Doğum Gününde Aşkın Israrı

15 Ocak, takvimde sıradan bir kış günü gibi durabilir.

Devamını Oku
19.01.2026
Karakol gölgesinde renk: Fikret Muallâ

Bu haftaki yazımda, bir ressamın paletine sinmiş bir duygunun izini sürmek istiyorum: Korkunun.

Devamını Oku
12.01.2026
Bir oda dolusu Cumhuriyet

Heykeltıraş arkadaşım Ahmet Çolak'ın köydeki evini ziyarete giderken, köyün içine girer girmez itfaiyeyi gördüm.

Devamını Oku
05.01.2026
İdare Etmek… Memleketin En Yorucu Fiili

İdare etmek… Bir fiil gibi durur; oysa çoğu zaman bir hayat biçimidir.

Devamını Oku
29.12.2025
Eskişehir’de Edebiyatın Işığı

Eskişehir’e her gelişimde, kentin kendine özgü bir “kültür dili” olduğunu yeniden fark ediyorum.

Devamını Oku
22.12.2025
İnadına Utanalım

İnadına Utanalım

Devamını Oku
15.12.2025
Kötülük Örgütlü, Edebiyat ve Sanat da Öyle Olmalı

Televizyonda, sosyal medyada, gazetede her gün aynı cümleyi duyuyoruz:

Devamını Oku
09.12.2025
Dünya’nın her yerinde, dağlara ve taşlara zeytin ağaçları dikilirken, biz bu ağaçlardan ne istiyoruz?

“Şimdi zeytin dikme zamanı mı?” diye sorabilirsiniz, ülkemizde seçilmiş belediye başkanları ve emekçiler aylardır tutuklu bulunurken… Toplu yemeklerde insanlar aynı gıdadan zehirlenirken… Kadınlar yalnızca kadın oldukları için yaşamlarını yitirirken... Çocukların isimleri resmi kayıtlara geçmezken… Barınaklarda ve sokak aralarında hayvanlar toplu yok edilirken…

Devamını Oku
01.12.2025
Köy Enstitülü öğretmenin öyküsü

Cumhuriyet’te ilk köşe yazıma nereden başlayacağımı uzun uzun düşündüm. İnsan ilk cümlesini bir kapı eşiği gibi kuruyor; içeriye neyi alacağını, ardında neyi bırakacağını tartarak. Ben o eşiği, babamla yaptığımız Köy Enstitüsü sohbetlerinden birinde duyduğum bu yaşanmışlıkla geçmek istedim. Çünkü hem benim öğretmenliğe, eğitime, Cumhuriyet fikrine bakışımın kökleri orada, hem de Öğretmenler Günü’ne yakışır bir hatırlama taşıyor içinde.

Devamını Oku
24.11.2025