THK de çürütüldü

22 Haziran 2015 Pazartesi

Türk Hava Kurumu (THK) da son yıllarda tüm Atatürk ve Cumhuriyet kurumlarına yöneltilen içten ve dıştan çürütme harekâtından payını aldı. İşlevini sürdüreceği yerde arpalık konumuna getirildi. Eski başkanı Osman Yıldırım, çeşitli savlarla tutuklu.
THK yönetimindeki bitkinlik, kurumun öncelikli görevlerini aksatmasına neden oluyor.
Örneğin, İzmir Selçuk’ta paraşütçülüğe gönül vermişlerin kullandığı bir atlayış merkezi var. Ancak THK, 2 yıldır bu atlayış merkezine uçak sağlamadığı için paraşütçülük Türkiye’de yapılamaz oldu. Paraşütçülük ile uğraşmak isteyen gençler artık THK’ye başvurmuyor. Başta Rusya olmak üzere yurtdışına gidiyorlar.
Milli takımın seçildiği Paraşüt Okulu personelinin atlayış yapma olanağı kalmadı. Eğitim almıyorlar, maaşlarına da zam yapılmıyor.
Sonuç olarak, bir Atatürk kurumu daha göz göre göre batırılmış durumda!

Haşim Kılıç’a armağan
Anayasa Mahkemesi’nin kuruluşundan bu yana başkanlık yapmış üyelerin içinden en şanslısı ve değer verileni Haşim Kılıç olsa gerek.
Bu saptamayı, Anayasa Mahkemesi Yayınları arasından yeni yayımlanan ve tuğla kalınlığında iki ciltlik, yaklaşık 1900 sayfalık “İnsan Onuru İçin Anayasa Mahkemesi’nde 25 Yıl- Haşim Kılıç’a Armağan” adını taşıyan kitaba bakarak söylüyoruz.
Kitaptaki yazılardan öğrendiğimize göre Haşim Kılıç, bir demokrasi âşığıydı. Türk hukuk tarihinin unutulmayan hukukçuları arasındaydı. Hukukçu değildi ama hukuk hocalarına, devlete, Silahlı Kuvvetler’e, yargı organlarına ve de kendini aydın zannedenlere hukuk dersi vermişti. Siyasete bulaşmamıştı, taraf olmamıştı, insan haklarının ve hukuk felsefesinin yanında yer almıştı. Üstelik, faşizan rüzgârların kol gezdiği dönemlerdeki Anayasa Mahkemesi kararlarında onun ve Sacit Adalı’nın özgürlükçü muhalefet şerhleri vardı. Bu şerhler onu öncü anayasa yargıçlığına ulaştırmıştı.
Neydi o muhalefet şerhleri?
Refah Partisi’nin kapatılmasına, “irtica odağı” sayılan AKP’ye hazine yardımının kesilmesine, türban yasağına karşı çıkmıştı. Yani “otoriter laiklik” kavramına karşı göğsünü siper etmiş, siyasi değil, hukuki değerlendirmeler yapmıştı.
Özelleştirmelere olanak tanınması için mücadele vermişti. Çünkü o, “vatandaşını ezen, yok eden devlet”e karşı özgürlüğü savunmuştu.
Ya, işte böyle...
Bir Haşim Kılıç varmış, değerini hiç bilememişiz.

Mustafa Kemal’in adı neden siliniyor?
Bu köşeden Konya’da İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün adları Mareşal Mustafa Kemal, 23 Nisan ve Mustafa Necati olan okulların adlarının değiştirildiğini ve imam okuluna dönüştürüldüğünü duyurmuştuk.
Eğitim-İş, Cumhuriyet devrimine yönelen bu gerici girişimin peşini bırakmıyor. En son Milli Eğitim Bakanlığı’na bir yazı ile başvurarak duruma bir kez daha karşı çıktı:
“İhtiyaca yönelik ve standartları belirlenmiş, altyapısı hazırlanmış, belirli gelenekleri, etkinlikleri olan, adlarıyla özdeşleşmiş okulların bünyesinde bir koridor, bir kat veya 3-4 derslikle adeta ‘gecekondu’ kurar gibi, bir ihtiyacı karşılamaktan çok, bir anlayışın dayatması sonucu imam hatip okulları açmak, milli eğitimin temel amaç ve ilkelerine aykırıdır.
Mareşal Mustafa Kemal Ortaokulu’nun bünyesinde 4 derslikli Hamidiye İmam Hatip Ortaokulu’nun açılması bir ihtiyaçtan kaynaklanmamaktadır. Bu okula yürüme mesafesinde en az 7-8 tane imam hatip ortaokulu varken; ‘eğitim bölgesi’nde tek bağımsız ortaokul olarak kalmış olan Mareşal Mustafa Kemal Ortaokulu bünyesinde tekrar bir imam hatip ortaokulu açılması başka türlü nasıl izah edilebilir?”
Atatürk’ün adından ve devriminden nefret ediliyor. Tek izah tarzı budur.
Değil mi Sayın Konya Valisi ve Milli Eğitim Müdürü ve de Milli Eğitim Bakanı?

Halkçı Cahit Angın
Geçen hafta yitirdiğimiz halkçı, Cumhuriyetçi Cahit Angın, siyaset anlayışı yeterince anlaşılamamış yurt gönüllülerindendi.
Kamil Kırıkoğlu ile birlikte, CHP’nin 1970’teki 20. Kurultayı’nda Bülent Ecevit’in yanında Parti Meclisi’ne giren ekipte görürüz onu. Ardından Ecevit’in genel başkanlığa taşındığı 1972’deki 21. Kurultay’da Kamil Kırıkoğlu, Genel Sekreter olur; Cahit Angın ise MYK’dedir.
Bu ekip, o kurultay bildirisinde “halkçı-devrimci” vurgunun öne çıkmasında önemli rol oynamıştır.
1973 Cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında çıkan tartışmaların ardından Ecevit, “bürokratik devrimcilik” suçlamasıyla Kırıkoğlu ile birlikte Angın’ın da içinde bulunduğu bir grubu parti yönetiminden dışlar.
“Ecevit hançeri” olarak algıladığı bu olayı ömrü boyunca unutmadığına tanıklık ettiğimiz Cahit Angın, siyaset pastasının kremasını yiyenlerden çok, zor zamanların içten görevlisi olmayı yeğleyenlerdendi.
CHP’nin kapatıldığı darbe döneminde SODEP ile HP’nin birleştirilerek SHP’nin oluşturulması sürecinde Cahit Angın’ın genel sekreterliği, işte bu niteliğine en iyi örnektir.
Cahit Angın gibi siyasetçileri bugün mum ile arıyoruz. Anısı, siyasi tarihimizde dürüst yerini bulmuştur.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Çanta Çanta Para 12 Haziran 2021