Maarem

16 Ağustos 2020 Pazar

Ahiretin kapısı usul usul tıklatılmış. Nöbetçi melekler açmışlar, karşılarında ezik büzük bir adam. “Hayrola neden öldün?” demişler. Taze rahmetli boynunu büküp anlatmış: “Uzun süredir karımın beni aldattığından kuşkulanıyordum. Yarım saat önce şeytan dürttü, belki iş üstünde yakalarım diye eve döndüm. Karım yataktaydı ama, herif yoktu ortada. Aradım taradım, içeride bulamayınca balkona çıktım. Bir de ne göreyim? Irz düşmanı, üstü açık spor arabasına binmiş, kaçmak üzere. O hırsla mutfağa koştum, buzdolabını kaptığım gibi balkondan arabasının üstüne salladım. Karımın âşığını herhalde yamyassı ettim ama, benim yüreğim de dayanmadı buzdolabının ağırlığına, işte buradayım!

Melekler acımışlar adamcağıza; tayini cennet ya da cehenneme çıkana kadar beklesin diye yer gösterip buyur etmişler “Araf”a. Tam o sırada yine tıklatılmış ahiretin kapısı. Koşup açmışlar ve kan revan içinde, yamyassı bir âdemi almışlar içeri. Nasıl ve niye öldüğünü soran meleklere, “Vallahi ben de anlamadım” diye sızlanmış zavallı. “Evimden çıktım, üstü açık spor arabama bindim. Tam işime gitmek üzere hareket edeceğim, tepeme bir buzdolabı düştü!

Melekler daha “vah, vah” diyemeden, üçüncü kez çalınan ahiret kapısından, bu kez mosmor kesilmiş bir adam girmiş. Dişleri trampet çalan merhum, “Sana ne oldu?” diye meraklanan meleklere, “Hiç sormayın!” diye takırdamış. “Yaşam gerçekten garipliklerle dolu. Bir buzdolabının içindeydim. Ansızın deprem oldu!

Asıl aldatılan millet

Muharrem İnce’nin pek beklenen perşembe konuşmasını izlerken, yukarıdaki fıkrayı dinler gibiydim, sevgili okurlarım. Bir zamanlar aramızdaki sevgi yüklü lakabıyla “Maarem”, gözüme CHP marka buzdolabını balkondan fırlatan merhum, boynuzlu koca gibi göründü. Dolabın içinde bir değil, morarmış suratlarıyla dişleri takırdayan epeyce âşık saklıydı: Kemal Kılıçdaroğlu, Bülent Tezcan, Tuncay Özkan, Onursal Adıgüzel, Muharrem Erkek vb...

CHP buzdolabını tepesine yiyip kan revan içinde kalan, çevrilen tüm dolaplardan habersiz, asıl aldatılan, esas kurban, elbette bizler, CHP ve Millet İttifakı seçmenleriydik.

Arafta bekleşiyorduk, hâlâ bekleşiyoruz.

Aldatan eşe ise o gün bugündür hiçbir şeycik olmadı, zora düşünce sokaklara saldığı silahlı çapulcuları, hilesi ve hurdasıyla hâlâ hüküm sürüyor.

Bir ülkede, yıllardır istenmeyen ve çoğunluğu kaybettiği çok açık bir iktidar on sekiz yıldır yönetimden indirilemiyorsa, bu aczin sorumlusu iktidar değil, muhalefettir.

Ekmelettin dediler, seçmeni tekmelediler

Bizler, en azından benim gibi düşünenler ki hiç de az değiliz, CHP’nin tabutunu 2014 Cumhurbaşkanlığı referandumunda çatı aday olarak halk arasında “ekmelettin tekmelettin” diye anılan dalavereyle Ekmeleddin İhsanoğlu gösterilince gönül mezarlığına indirdik. 2017’deki seçimlerde 2.5 milyon mühürsüz oyu sineye çekince de üstüne toprağını atıp gömdük. CHP’yi tepesi kurumuş, kökleri canlı bir çınar olarak düşünmeye alıştık. Bir türlü anlamıyorlar ama belediye seçimlerinde, adaylara oy veriyoruz, partiye değil...

Partiye değil adaylara oy mantığı, 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir umuda dönüştü.

İktidarla dövüşürken kan revan içinde kalan öz evlatlarını görmezden gelip Cumhuriyet ilkelerine ihanet içindeki liberallerin peşinde koşan ve zaten ilkelerine bizzat ihanet eden CHP’nin tepesi çürüktü, kokuşmuştu, ama işte canlı kökleri hâlâ yaşam üretebiliyor, bir mucize yeşertebiliyordu.

Muharrem İnce’yi çok sevdik. Çok tuttuk. Bazılarımız nöbet tuttu. Maarem umudumuz oldu. Benim de umudumdu. 50 bin avukatla YSK’nin önünde nöbet tutacak, oylarımıza sahip çıkacaktı.

Ama seçim gecesi kayıplara karışan Maarem’in lider olmadığı anlaşıldı!

Çünkü lider, arkası boş olduğu zaman da yola çıkabilendir. Maarem seçim gecesi tek başına YSK’nin önüne dikilseydi, milyonlar peşine takılacak ve Türkiye’nin kaderini değiştiren insan olacaktı. Yalnız başına direnmeyi göze alamadığı için, yalnız kaldı.

Halk Maarem’e güvendi, o halka güvenmedi

Bu vatan, canını ortaya koymak cesaretini gösteren yalnız adamlar sayesinde kuruldu. Acı gerçek, Muharrem İnce’nin o çapta olduğunu göstermesi gereken gece, olmadığını gözümüze sokmasıdır!

İki yıl sonra çıkıp diyor ki sistem çöktü, 46 bin sandığın sonucu partide yoktu, YSK kararlarına itiraz edilmedi, partim beni yalnız bıraktı, filanca şöyle dedi, fişmekân böyle yaptı, ben de bir şey yapamadım.

Kılıçdaroğlu başta, CHP hakkındaki bütün ithamları yerindedir, iddiaları doğrudur. Ne var ki şimdi söylediklerini iki yıl önce, seçim gecesi halkın karşısına çıkıp söylemeli, seçim gecesi söylediklerini de hiç söylememeliydi!

Bazı hataların telafisi yoktur. Muharrem İnce’nin telafisi olmayan hatası, ona inanan, güvenen, onun için dağları devirmeye hazır seçmen kitlesine güvenmemesi; partinin yalnız bıraktığı yerde geri çekilmesi olmuştur.

Bugün gelinen noktada, CHP, Muharrem İnce tarafından sabote edilmeyi hak ediyor mu? Ediyor. Sabotaj, iktidarın ekmeğine yağ sürüyor mu? Sürüyor. Dolayısıyla Muharrem İnce, siyasal varlığını da ikinci kez, ama bu sefer sağlam gömüyor.

Maarem’i yermek, elbette ki eline Maraş’ın, Çorum’un kanı bulaşıp şimdi CHP’ye yamanan Adnancı kediseverin haddi değil!

Ama bizim hakkımız.


Yazarın Son Yazıları

Varlık, yokluk, NAVTEX! 20 Eylül 2020
‘Survivor’ gazileri 6 Eylül 2020
Künye 23 Ağustos 2020
Maarem 16 Ağustos 2020
Tavşanlar da ateş eder! 9 Ağustos 2020
Suat Derviş’in romanı 2 Ağustos 2020
Diriliş: Engizisyon 12 Temmuz 2020