Mektuplar sizde kalsın, biz çocukları alalım

10 Şubat 2021 Çarşamba

Barış istemek... Eşitlik istemek... Özgürlük istemek... Bağımsızlık istemek... Seçim istemek... Adalet istemek... Yasal haklara sahip çıkmayı istemek... Mantığa ve bilimselliğe dayalı bir dünyada yaşamayı istemek... Laiklik istemek... Fırsat eşitliği istemek... Cinsel yönelimlere özgür alan istemek... Kadın erkek eşitliği istemek... Kadın cinayetlerinin son bulmasını istemek... Azınlıkların haklarının korunmasını istemek... Şeffaf bir yönetim sistemi istemek... Çağdaş bir ülkede yaşamayı istemek... İnsan gibi yaşamayı istemek... Kardeşçe yaşamayı istemek...

Bunların hiçbiri kötü bir şey değildir.

Suç değildir. Teröristlik hiç değildir.

Bunları istemeyenler, bunları isteyenleri tehlikeli insanlar olarak damgalayamazlar.

Ülkeyi tek başlarına yönetseler bile.

İktidardan hiç inmemek için sinsi tuzaklar kurmayı planlasalar bile.

Gazeteleri, televizyonları ele geçirseler bile.

Kamuoyunu yanlış bilgilendiren ve yönlendiren medya kurumlarına destek verseler bile.

Öğrencileri, gazetecileri, sokaklara çıkıp protesto eylemleri yapanları gelişigüzel gözaltına alıp tutuklasalar bile.

Kin ve düşmanlığın tarifini kendi niyeti bozuk akıllarıyla yapsalar bile.

Üniversitelerin içlerini boşaltsalar bile.

Her yere kendi adamlarını doldursalar bile.

Anayasaya uymasalar, hiçbir kanunu tanımasalar bile.

Gerçek değişmez.

GÜCÜNÜ FAŞİZMDEN ALANLAR

Böyle bir iktidar, gücünü sadece faşizmden alabilir ve faşistler de tarih yazabilir.

Ama yazdıkları nihayetinde sadece utanç ve suç dolu bir tarihtir.

İktidarın özellikle son sekiz yıl içinde zincirleme olarak yaptıklarının sonuçları ortada olduğuna göre, bundan sonra iktidar tarafından yapılacak tüm ithamları onun haksızlık telaşının, o ithamlara verilen tüm gözü pek ve demokratik tepkileri de muhalefetin haklılık isyanının sütununa yazmak gerekir.

Gençler, itirazlarında da eylemlerinde de sonuna kadar haklılar ve kendilerini en doğru ifade edebilecek kadar da akıllılar.

İktidar ise bu akılla mücadele yöntemlerinde gerçek rengini belli edebilecek kadar küstah ve ölçüsüz.

O yüzden devlet televizyonu, kim olduğu şaibeli insanları ekrana çıkarıp onlara gösterici gençleri karalatıyor, yaşlı bir teyzeyi eylemcilerin şerrinden nasıl kurtardıklarını anlatan ifadelerini yayımlıyor, yeni ve başarısız bir “Kabataş yalanı” denemesi yapıyor.

Cumhurbaşkanı, farklı cinsel yönelimi olanları hedef göstermekle kalmayıp bir profesörü, adını bile anmadan evliliğini ve kadınlığını işaret ederek aşağılayıcı ifadelerle provokatör ilan ediyor.

Bir dekan, “Biz eylem falan yapmayız. Biz gece vakti işi bitirir, ertesi gün işe gideriz” diyebilecek kadar cesur bir dille ideolojik bir gerçekliği deşifre ediyor.

KİN NEDİR? DÜŞMAN KİME DENİR?

Ve bu ülkede;

Açık açık halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu işleyenler, haklarını arayan gençleri ve onlara destek verenleri, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçundan gözaltına alıyor, tutukluyor, terörist ilan ediyor.

O yüzden;

Genç üniversite öğrencilerini, ülkenin cumhurbaşkanına hitaben yazdıkları bir açık mektup yüzünden tutuklamaya kalkacak kadar tedirgin ve korkak olan iktidarın aklını, olaylara neden olan atanmış rektöre destek mektubu yazmış bir mafya liderinin temsil ettiği bugünlerde...

Bırakın mektuplar iktidarda kalsın.

Biz çocukları alalım yeter. 


Yazarın Son Yazıları