Okumuş Bir İşçi Soruyor
Miyase İlknur
Son Köşe Yazıları

Okumuş Bir İşçi Soruyor

02.05.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Her 1 Mayıs gibi dün de payımıza hapislik düştü. Bir emekçi olarak bayramı kutlamayı bir yana bırakın çalışmakta olduğum gazeteye bile gelmemiz engellendi. Gazete binamız Şişli’de diye resmen cezalandırıldık.

Turistlerin hali bizden beterdi. Ellerinde koca valizlerle bir o sokağa bir bu sokağa savrulup durdular. Rehberleri cadde ve sokakların 1 Mayıs nedeniyle kapalı olduğunu onlara anlattığında “Nasıl yani?” dediklerini tahmin etmek zor değil.

Koca dünyada 1 Mayıs nedeniyle polisi teyakkuza geçen; alanları, caddeleri yasak olan bizden başka bir ülke yok. Hoş; dünyada sendikal hakların gasp edildiği, kayıt dışı çalışan milyonlarca insanın bulunduğu, gösteri hakkının engellendiği, bakanlarının işverene yalvar yakar olup işçilerin ücretlerini ödettirdiği, bazı işkollarında grev yasaklarının olduğu otoriter birkaç ülke dışında başka bir ülke de yok ya.

AKP 31 yıl aradan sonra 2009 ve 2010 yıllarında Taksim Meydanı’nı emekçilere açmıştı. Sağdan, soldan her kesimin takdirini almıştı. 2009’de ilk kez kutlamalara açılan Taksim Meydanı’na Ahmet İsvan’la kol kola gitmiştik. Darbeciler Ahmet İsvan’ı belediye başkanlığı döneminde işçilere İETT otobüslerini tahsis ettiği için DİSK davasına dahil edip yıllarca hapiste yatırdı. İleri yaşına rağmen Maçka’dan Taksim’e kadar yürürken çok heyecanlıydı. Yolda ikide bir “Kuzum gerçekten açtılar mı Taksim’i? İnşallah bir provokasyon olmaz da ebediyen kapatmazlar” demişti.

İsvan’ın korktuğu olmadı. Herhangi bir provokasyon gerçekleşmedi. Peki ne oldu da dört yıl sonra yeniden yasaklandı Taksim?

Hiiiç. Ağamız öyle istedi. Darbecilerle aynı zihniyete sahip olduklarını bir kez daha teyit ettiler. Ahmet İsvan’ı Taksim’in yeniden yasaklandığı 1 Mayıs günü yitirdik. Ölüm haberini Bakırköy’de 1 Mayıs kutlamalarında almıştık. Bu vesile ile işçi dostu Ahmet İsvan’ı da analım istedik.

İşçi sınıfını ve Ahmet İsvan’ı Bertolt Brecht’in sözleriyle selamlayalım iyisi mi...

OKUMUŞ BİR İŞÇİ SORUYOR

Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?

Kitaplar yalnız kralların adını yazar.

Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?

Bir de Babil varmış, boyuna yıkılan,

kim yapmış Babil’i her seferinde?

Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar

altınlar içinde yüzen Lima’nın?

Ne oldular dersin duvarcılar Çin Seddi bitince?

Yüce Roma’da zafer anıtı ne kadar çok!

Kimler acaba bu anıtları diken?

Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri?

Yok muydu saraylardan başka oturacak yer

dillere destan olmuş koca Bizans’ta?

 

Atlantis’te, o masallar diyarında bile,

boğulurken insanlar uluyan denizde bir gece yarısı,

bağırıp imdat istedilerdi kölelerinden.

Hindistan’ı nasıl aldıydı tüysüz İskender?

Tek başına mı aldıydı orayı?

Nasıl yendiydi Galyalıları Sezar?

Bir ahçı olsun yok muydu yanında onun?

İspanyalı Filip ağladı derler batınca tekmil filosu.

Ondan başkası acaba ağlamadı mı?

Yediyıl Savaşı’nı İkinci Frederik kazanmış ha?

Yok muydu ondan başka kazanan?

 

Kitapların her sayfasında bir zafer yazılı.

Ama pişiren kimler zafer aşını?

Her adımda fırt demiş fırlamış bir büyük adam.

Ama ödeyen kimler harcanan paraları?

İşte bir sürü olay sana. Ve bir sürü soru.