Türk toplumunun yaygın kültürü, her çocuğa önce anne babasına saygı duymayı hemen sonra da aynı saygı ve bağlılığı öğretmenine göstermeyi öğretir.
Ülkemize doğru ve uygar bireyler kazandırmakla görevli olan devletimiz; sadece insanca yaşamak için asgari taleplerde bulunan öğretmenlerimizi sokak ortasında darp edip yerde sürükleyen, onlara ters kelepçe takıp ite kaka araçlara bindiren güvenlik güçlerini, görevlerini iyi (!?) yaptıkları gerekçesiyle taltif eder.
Adalet ve Kayyum Partisi (AKP) döneminde Türkiye’nin resmi budur! Bu resme en uygun kişi olan Dini Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e gelince:
Yüzlerce öğretmen günlerdir polisten dayak yerken Bursa’da düzenlenen “Türkiye’nin Peynir Kültürü: Lezzet Buluşması” etkinliğinde sunulan peynirlerin tadına bakmakla ve sanatçı Onur Şan’ın söylediği türkülere eşlik etmekle meşgulmüş.
Hadi diyelim ki o gün Bursa’daki etkinliğe katılırken Ankara’da güvenlik güçleri öğretmenleri dövmüştür.
İyi ama öğretmen protestoları sadece o güne mahsus değildi ki. Tekin, bir gün yarım saat, 45 dakika olsun öğretmenleri dinleyemez miydi?
Hadi İtalyan Lisesi’ndeki grev ve protesto tek okulun olayıydı. Okul yönetimiyle okul öğretmenleri arasında doğan bir ihtilaftı. Onun için bakan taraflara “Derdiniz nedir?” diye sormak gereğini duymadı. Oysa burada Türkiye’deki en az yüzlerce özel okulda görev yapan öğretmenlerin toplu bir eylemi vardı.
Bakan Yusuf Tekin hiç mi gazete okumuyor, bakanlığın penceresinden Atatürk Bulvarı’na hiç mi bakmıyordu? Dışarıda en basit insani taleplerini dile getirmek için haykıran yüzlerce öğretmenin sesini hiç mi duymuyordu?
Gerçek şu ki Yusuf Tekin’in Türkiye Cumhuriyeti okullarındaki “laik eğitim”i kaldırıp Osmanlı Maarif Nezaretleri dönemi müfredatını uygulamaktan başka bir derdi ve amacı yoktur. Eğitimin “laik” olmasına o yüzden karşıdır. Türkiye’nin her tarafında valilerin, kaymakamların ve milli eğitim müdürlerinin gözü önünde her gün alenen molla yetiştiren medreseleri o yüzden “gözü gibi” korumaktadır.
Özetle söylemek gerekirse Yusuf Tekin laik eğitimin başına gelmiş en büyük beladır.
Çocuklarımıza çağdaş ve uygar (laik) eğitim verilmesi için çırpınan Eğitim İş ve Eğitim-Sen gibi sendikalar başta olmak üzere, Yusuf Tekin’in Milli Eğitim Bakanlığı’na itiraz etmeyen (en azından benim bildiğim) tek bir çağdaş sendika ve öğretmen kuruluşu yoktur.
O nedenle çocuklarımızı Yusuf Tekin’in elinden kurtarmak hepimize düşen bir borçtur.