Bir tıkanma mı var yoksa savsaklama mı, belli değil. Ama Abdullah Öcalan’ı merkeze koyarak “Kürt meselesi”ne çözüm arayan süreç belli ki bir tıkanma dönemi yaşıyor.
MHP lideri Devlet Bahçeli o yüzden son bir hamle daha yaptı ve “tıkanma”nın görünürdeki son sebebini gündeme taşıyarak “Konu eğer Abdullah Öcalan’a bir statü verelim mi vermeyelim mi sorusuna bir cevap aramaksa cevabı ben veriyorum” demeden zihnindekileri paylaştı. Bu, sürecin başlamasından önce olduğu gibi yine Tayyip Erdoğan’ın telkiniyle yapılmış bir çıkış da olabilir ama ben şimdilik o ihtimali göz ardı ederek yazıyorum.
Bahçeli’nin, Öcalan’a “statü” görüntüsü altında bir şey verme, sorunu çözme gayreti içinde görünse de önerdiği “barış süreci, ve siyasallaşma koordinatörlüğü” diplomatik platformda hiç de hafife alınmayacak kadar önemli bir “statü”dür. Hele Öcalan gibi feleğin her türlü çemberinden geçmiş, 50 binden fazla masumun kanı ellerine bulaşmış, tam tarihin çöplüğüne atılmak üzereyken en acımasız muarızı (karşıtı) tarafından Türkiye Cumhuriyeti tarafından bir “resmi muhatap konumuna” yükseltilmeye çalışılmış bir kriminalin elinde paha biçilmez bir güç haline dönüşebilir. O kadar ki bir vatandaşı olarak doğduğu Türk ulusuna yaptığı kötülüklere rağmen bu konuma gelmiş birinin yarın öbür gün de bir topluluğun resmi temsilcisi statüsüne sahip olması ihtimali yok sayılamaz. Daha da tuhafı, bu konumu ona yarım asra yakın süre mücadele ettiği, kanını döktüğü, on binlerce anayı gözyaşına boğduğu Türk ulusunun yöneticilerince hediye edilmiş olur.
O nedenle altını çizerek ve açık açık yazıyorum:
Öcalan’a bir statü vermek veya tanımak, Türk ulusuna ağır şekilde hakaret etmek dışında hiçbir anlama gelmeyecektir. Ama Bahçeli görüşünde ısrar ederse yapılabilecek bir şey vardır. Başında bulunduğu Milliyetçi Hareket Partisi’nin 7 Mart 2027’de yapılacağı açıklanan 15’inci olağan kurultayında partinin tüzüğünü değiştirtebilir, genel başkanlık yanında bir de “eş genel başkanlık” makamı yaratılabilir, o makam Abdullah Öcalan’a verilir ve Öcalan’a statü verme meselesi Türk ulusunu sıkıntıya sokmadan çözülür. Böylece sorun hem Türkiye Cumhuriyeti’nin eli kirlenmeden hem de Devlet Bahçeli’nin arzu ettiği şekilde amaca ulaşılmış olur.