Bitmeyen Balyoz davası - Çetin DOĞAN
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Bitmeyen Balyoz davası - Çetin DOĞAN

30.06.2022 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ülkemizde bugünkü yargının durumunu anlamak için, siyasi güdülerle açılmış davalarda yerel mahkemelerin kararlarına ve de bu kararlara ilişkin yargı erkinin en tepe noktasındaki Yargıtay’ın onay veya bozma ilamlarına bakmak yeterli. Ne yazık ki kimi davalarla ilgili olarak toplumsal iletişim kanallarının kapalı olması, yaşanan hukuk katliamının geniş kitlelerce görülmesini engellemektedir. Bu bağlamda, Balyoz kumpas davasının halen devam eden sürecinde, tarihte eşi görülmemiş bir Yargıtay bozma ilamının ortaya koyduğu acı gerçeklerden davaya ilgi gösterenlerin dahi haberdar olmadığını sanıyorum. Duruşmaya katılan birkaç kişi haricinde, Yargıtay’ın bozma ilamını mahkemenin gerekçeli kararını bile okumadan kaleme aldığı gerçeğini kimsenin bilmediğine eminim. Yargıtay tarihinde görülen birçok hak ihlaline karşın, böylesi bir olay daha önce hiç görülmemiştir. Bu nedenle, birinci elden şahit olduğum bu süreci özetleyerek gerçekleri kanıtlarıyla birlikte kamuoyuna duyurma gereğini duymaktayım. 

Öncelikle, bu makaleyi yeniden görülmeye başlanan Balyoz kumpas davasının sanığı olarak savunma yapma amacıyla kaleme almadığımın altını çizmek isterim. Amacım, ülkemizde Yargı erkinin pürmelaline dair, kamuoyuna yansımamış ve okuyucunun inanmakta zorlanacağı, “Bu kadarı da olamaz!” dedirtecek gerçekleri kanıtları ile ortaya koymaktır. Bu noktada kısa bir hatırlatmanın faydalı olacağına inanıyorum.

BİR HATIRLATMA: ‘BİTMEYEN’ BALYOZ DAVASI SÜRECİ

Kamuoyunda Balyoz kumpas davası olarak bilinen davada kapatılan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği mahkûmiyet kararı, Anayasa Mahkemesi’nin 18.06.2014 tarihli “hak ihlali” kararıyla bozulmuştur. Ardından söz konusu dava İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yeniden görülmüş ve de 31 Mart 2015 tarihinde bütün sanıklar hakkında beraat kararı verilmiştir. 236 kişi için verilen bu beraat kararının akabinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bu kararı benimle birlikte yedi kişi için temyiz etmiştir. 

Söz konusu temyizin ardından altı yılı aşkın süre geçtikten sonra, Yargıtay 16. Ceza Dairesi, 14 Haziran 2021 tarihinde yerel mahkemenin verdiği beraat kararına karşı bozma ilamı yayımlamıştır. Bozma ilamında suç vasfı değiştirilerek yedi kişi için “T.C. Hükümetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Men etmek için anlaşma” suçu belirlenmiştir. Bu suçun atfedildiği diğer altı kişi, benim 1. Ordu komutanı olarak görev yaptığım dönemde ordunun sorumluluk alanındaki bana doğrudan bağlı olmayan çeşitli garnizonlarda görevli iki albay, iki tuğgeneral ve iki tümgeneralden oluşmaktadır. 

22 Ekim 2021 tarihinde yine Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan davanın üçüncü duruşması 13 Mayıs 2022 tarihinde gerçekleşmiş, bir sonraki duruşma tarihi olarak ise 5 Eylül 2022 tarihi saptanmıştır. Bu duruşmalarda da nelerin olup bittiği ayrı bir yazı konusu olabilir. Şimdilik sadece İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin “gerekçeli kararına” karşı bozma ilamı veren Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin yayımladığı ve duruşma savcısının da katıldığı bozma ilamında yer alan tutarsızlıkları ve hukuksuzlukları sunmakla yetineceğim. 

Her şeyden önce, Yargıtay’ın bozma ilamını yerel mahkemenin verdiği “gerekçeli kararı” dahi okumadan kaleme aldığı görülmektedir. Bu gerçeği, aşağıda sıraladığım tutarsızlıklar ve hukuksuzluklar açıkça ortaya koymaktadır.  

YARGITAY MAHKEMEDE DİNLENEN TANIKLARDAN HABERSİZ

Yargıtay bozma ilamında yerel mahkemenin yeniden gördüğü davada dönemin Genelkurmay  Başkanı Hilmi Özkök ve Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın tanık olarak dinlenmesine tevessül edilmediğini belirtmiştir (sayfa 33). Oysa yeniden yargılanma aşamasında söz konusu komutanların ikisi de 3 Kasım 2014 tarihli duruşmada mahkeme huzurunda tanık olarak dinlenmiştir. Yerel mahkemenin gerekçeli kararında bu tanık beyanlarının geniş bir özeti bulunmaktadır. Bozma ilamındaki bu gerçekdışı ifade, Yargıtay’ın ilamını gerekçeli kararı okumadan kaleme aldığını açıkça ortaya koymaktadır. 

Aslen, söz konusu tanıkların beyanları Yargıtay’ın bozma ilamında yer alan asılsız iddialara cevap niteliğini de taşımaktadır. Gerekçeli karardan alıntı yapacak olursak:

“Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı olan tanıklar Aytaç Yalman ve Hilmi Özkök’ün beyanlarından Genelkurmay karargâhının mahkûmiyeti hükmüne konu olan dijital deliller içinde yer alan darbe planları konusunda hiçbir bilgisinin olmadığı mahkûmiyet hükmüne konu gerekçeli kararda belirtildiği gibi darbeye karşı çıkılması ve bunun engellenmesi için çaba gösterilmesi gibi durumun söz konusu olmadığı anlaşılmıştır.”

Sanıkların defalarca talep etmesine rağmen söz konusu kişilerin tanık olarak dinlenmesini reddeden, akabinde sanıklara mahkûmiyet kararı veren kapatılan 10. Ağır Ceza Mahkemesi’dir. 

Yargıtay’a göre sanıklar suçları fark edilince ya emekliliklerini istemiş ya da emekli edilmişler. Yargıtay ilamında, suç vasfının değiştirilmesini “ittifakın fark edilmesi üzerine” bir kısım sanıkların emekliliğini istemesine, bir kısmının ise Yüksek Askeri Şûra Kararları ile emekli edilmesine bağlamıştır. Ancak bu iddia, dönemin askeri şûra kararlarının belgelediği gerçeklere tamamen aykırıdır. Zira sanıkların hiçbiri resen emekli edilmemiştir. Ayrıca, suç ittifakının fark edilmesi üzerine kimi sanıkların emekli edildiği iddiası yukarıda bahsettiğimiz ve mahkeme kayıtlarına geçen tanık ifadeleri ile de tamamen çelişmektedir. 

YARGITAY’A GÖRE DİJİTAL KANITLAR DENETLENMEMİŞ 

Bozma ilamında dijital kanıtların “Anayasa Mahkemesi’nin kararı çerçevesinde denetlenmesi cihetine gidilmeden kategorik olarak delil değeri taşmadıkları yönündeki kabulde isabet bulunmadığı” belirtilmektedir (sayfa 33-34).

Oysa bu iddianın aksine, dijital kanıtlar mahkemece atanan İstanbul Teknik Üniversitesi’ne mensup uzman bilirkişilerce denetlenmiştir. Davadaki bütün bilirkişi raporlarının ayrıntılı incelenmesiyle varılan sonuç gerekçeli kararda şu şekilde yer almıştır:

“Sonuç olarak yukarıda belirtilen tüm değerlendirmeler doğrultusunda, dijital deliller içinde yer alan ve suç oluşturan belgelerin sanıklar tarafından oluşturulduğu yönünde kesin bir kanaate varılmamış, bir kısmının sahte olarak oluşturulduğu kesin olarak belirlenmiş, bir kısmının ise sahte olarak oluşturulduğu yönünde kuvvetli şüphe oluşmuş, ceza hukukunun temel prensiplerinden olan şüpheden sanık yararlanır kuralı uyarınca dijital delilleri hiçbirinin sanıkların aleyhine hükme esas alınamayacağı sonucuna varılmıştır.”

YARGITAY’IN 1. ORDU SEMİNERİ İLE İLGİLİ ASILSIZ İDDİALARI 

Yargıtay ilamında atılı suç fiilini 5-7 Mart 2003 tarihinde 1. Ordu’da gerçeklesen seminere ait ses kayıtlarında yer almayan uydurma sözler ve iftiralara dayandırılmıştır. Seminer ses kayıtlarının çözümünden önü arkası kesilmiş, cımbızla yapılan alıntılarda mevcut hükümeti devirmeye yönelik bir ima dahi bulunmamaktadır. Seminerde iddia edildiği gibi hiçbir personel tarafından “TSK görev ve yetki sorumlukları ile bağdaşmayan” konuşma yapılmamıştır.

Söz konusu seminere Ankara’dan gönderilen gözlemciler dahil olmak üzere toplam 162 kişi katılmıştır. Hal böyleyken, seminer salonundaki yedi kişinin kendi aralarında “suç için ittifak” fiilinde bulunduğu iddiası akıl, mantık ve izan dışıdır. 

Yargıtay ilamında hükme esas olan somut olay kapsamında, seminer ile ilgili olarak “Hükümeti cebren ıskata yönelik konuşma yapıldığı (...) Hükümeti cebren ıskata yönelik planların hazırlandığına ilişkin konuşmalar yapıldığı (...) Hükümeti cebren devirmeye yönelik kasıtla hareket ettikleri” yönünde asılsız iddialar öne sürmüştür. 

Yargıtay bu ifadelerin ses kayıtlarının çözümünden alıntılandığını belirtmektedir, ancak bu ifadeler alenen uydurulmuştur ve de kayıtlarda yoktur. Yargıtay’ın atıfta bulunduğu seminer ses kayıtları dönemin 1. Ordu komutanı olarak bizzat verdiğim emir uyarınca yapılmıştır ve de seminerin baştan sona kesintisiz ses kayıtlarının çözümü dava dosyasında bulunmaktadır. Bu kayıtlar kapatılan İstanbul 10. ACM’nin 91-94 sayılı duruşmalarında dinlenmiş olup, bu konuşmalarda anılan mahkemece dahi suç unsuru bulunmamıştır. 

Yargıtay, seminere konu olan sanal senaryo ile orduya ait gerçek planlarını (Egemen Planı) tamamen birbirine karıştırmıştır. Seminerde ele alınan sanal senaryo kapsamında başlıca politik/askeri gelişmeler özet olarak şöyledir: Kuzey Irak’ta, Güneydoğu Anadolu’da ve Kıbrıs’ta ülkemizin güvenliğine karşı ciddi gelişmeler yaşanmaktadır; yurtiçinde bir kısım irticai odak noktalarının şeriat isteriz söylemleri ile ayaklanma eylemlerine başlamıştır; Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkardığını ilan etmiş ve Ege’de Türk ve Yunan deniz ve hava kuvvetleri arasında çatışma ve tacizler başlamıştır. Bunun varsayım gelişmeler karşısında T.C. hükümetince bütün yurtta sıkıyönetim ilan ettiği farz ve kabul edilmiştir. Seminer tam bir beyin fırtınası şeklinde icra edilmiş, toplam 42 sunum yapılmıştır. Bu sunumlardan yedi tanesi sıkıyönetim planları üzerinedir. Seminerde yapılan sunum ve konuşmalar seminer için hazırlanan fiktif senaryo kapsamındaki değerlendirmeler ve alınacak önlemlere ilişkindir.

Benim dışımdaki altı sanıktan üç tanesi, komutanlarının onayından geçen sunumları yapmışlardır. Diğer üç tanesi ise kimi sunumlar sırasında söz alarak görüş ve önerilerini ifade etmişlerdir. Örneğin, Kurmay Albay Sayın Erdal Akyazan, üç tam gün süren seminer sırasında toplam 10 dakika konuşmuştur. 155 diğer seminer katılımcısının huzurunda Albay Akyazan’ın biri dönemin 1. Ordu komutanı olmak üzere altı kişi ile suç ittifakına girdiği (!) konusunda Yargıtay’ın gösterdiği tek kanıt, bu 10 dakikalık konuşmasındaki iki cümledir: “Komutanım TSK en tehlikeli senaryo olarak belirlenen bu senaryo ki bana göre hafif bir senaryo, bunun daha ağır veçheleri var. Bu senaryonun iç müdahale etmek için, iç tehdidi bertaraf etmeyi takiben iç hat manevrasında olan bir ülkenin yapması gereken şeyi son derece tereddütsüz, sert ve seri bir biçimde yapması lazım. Demokratik olmayan unsurların demokrasiyi yıkmak için demokratik haklardan yararlanmasına müsaade etmek akıllı devletlerin çözüm tarzı olmamalıdır.”

Benzer şekilde, seminerin akışı içerisinde spontane olarak yaptığım konuşmalardan kimi alıntılar yine yedi sanık arasında “suç ittifakı” fiiline kanıt olarak gösterilmiştir. Örneğin, seminer senaryosu gereğince Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda ordu komutanlarının katılacağı bir toplantı düzenleneceği, toplantıda senaryoda öngörülen politik/askeri gelişmelerin ülke genelinde değerlendirileceği ve de ordu komutanlarının görüş ve önerilerinin alınacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda ordu komutanlığının görüş ve önerilerini oluşturmak için yapılan tartışmaların sonucunu özetleyen alıntı aşağıdadır:

“Genelkurmay başkanına, kuvvet komutanına diyeceğim ki, siz Meclis’i ve hükümeti uyarıcı, bu gidişe dur deyici bir ültimatom verin gerekirse bu işin sonu b..tur işte sonunuz böyledir, gerekli tertip ve tedbirleri alın. Evvela ulusal birliğimizin, evvela inandırıcı bir milli mutabakat hükümeti kurulması sureti ile halkın tasvip edeceği tarafsız, bağımsız, bu kadar gaile içindeki ülkeyi daha sonra bütün gailelerden sonra seçime götürecek bir hükümetin kurulması...”

Bu konuşmanın devamında çözüm tutanağında yer alan aşağıdaki ifadeler, Yargıtay ilamını kaleme alanların amacına ters düştüğü için olsa gerek, yok sayılmıştır: 

“Bu tabii öngördüğümüz senaryonun içerisinde öngördüğüm bir çözüm tarzı. Bugün de gidip onu şu anda yapın diye gideceğim yok, yanlış da anlamayın böyle bir konuda ortaya konacak tavır ve davranış budur.”

Özet olarak, seminer senaryosu kapsamında 162 katılımcı huzurunda yapılan değerlendirme ve ifadelerin altı diğer sanık ile “suç için anlaşma” fiiline kanıt teşkil ettiği iddiası tamamen abestir. 

YARGITAY’A GÖRE SEMİNERİN YASAL ZEMİNİ 

Yargıtay ilamında seminerde geçen konuşmaların “TSK’nin görev, yetki ve sorumlulukları ile bağdaşmadığını” iddia etmektedir. Oysa bu konu bütün sanıklara beraat kararı veren Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararında ayrıntılı olarak ele alınmış, döneme ilişkin geçerli yasa ve yönergeler ele alınarak incelenmiş ve de seminerin “yasal zeminde icra edildiği” sonucuna varılmıştır. 

FETÖ üyesi Emniyet ve yargı mensuplarının sahte deliller ile kurguladığı Balyoz davasının çökmesinin üzerinden sekiz sene geçti. Ne var ki Yargıtay, beraat eden 236 sanıktan benim de dahil olduğum yedisi için, yerel mahkemenin gerekçeli kararını bile okumadan kararı bozma ilamını kaleme aldı.  Böylelikle bitmeyen Balyoz davası, yedi sanık için yukarıda açıkladığım soyut iddia ve iftiralarla tekrar görülmeye başladı. Yargının en tepe noktasındaki merciinin dahil olduğu bu hukuk katliamı, kuşkusuz sadece Balyoz davasına özel değil. Kurmaca iddialarla sayısız dava kapsamında toplumun her kesiminden insan bu karanlık süreçten nasibini almakta. Unutmayalım ki, bir ulusun varlığı, yöre ve kökenine bakmaksızın kendisini oluşturan birey ve toplulukların duyduğu acıyı ve sevinci paylaşabildiği ölçüde güvencededir.

ÇETİN DOĞAN

EMEKLİ ORGENERAL

YÜKSEK GÜVENLİKLİ F TİPİ CEZAEVİ  BUCA-İZMİR

Yazarın Son Yazıları

Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025
İBB davasında yargılama süresi - Hikmet Sami Türk

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkındaki yolsuzluk iddianamesiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 12.12.2025’te başlayan ve ilk duruşmasının 9 Mart 2026 günü yapılmasına karar verilen davada hedeflenen yargılama süresi, mahkeme tarafından en çok 12 yıl 6 ay olarak belirlendi.

Devamını Oku
24.12.2025
Menemen Devrim Şehitleri Anıtı ve Cumhuriyet -

Yunus Nadi: “Kubilay timsalini taziz için ne yapsak yerinde olacağına şüphe yoktur.

Devamını Oku
23.12.2025
Kubilay olayının anlattıkları - Osman Selim Kocahanoğlu

23 Aralık 1930 salı günü, Menemen’de insanlık tarihi- nin en hunhar cinayetlerinden bi- ri işlendi.

Devamını Oku
23.12.2025
Cumhuriyetimizin vazgeçilmez değeri - Azmi Kişnişci

“Eşitlik”, Cumhuriyetin yalnızca hukuki bir ilkesi değil; toplumsal yaşamımızın adalet duygusunu ayakta tutan temel dayanaklarından biridir.

Devamını Oku
22.12.2025
Büyüyen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk - Sıtkı Ergüney

Ekonomide; fiyatlar genel düzeyindeki; artış “enflasyon”, gerileme “deflasyon”, duraklama ile birlikte yaşanan artış da “stagflasyon” olarak tanımlanır.

Devamını Oku
20.12.2025