Emeğin mücadelesi ve insanca yaşam - Av. Kemal Akkurt
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Emeğin mücadelesi ve insanca yaşam - Av. Kemal Akkurt

02.05.2025 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

İşçi sınıfının 1886 yılında ABD’nin Şikago kentinde çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yaptıkları başkaldırı hareketi, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Bayramı’nın ilk kıvılcımı oldu. Aradan geçen 139 yılda, bu başkaldırının gerekçelerinin ortadan kalktığını söylemek, maalesef olanaklı değil.

Avrupa ülkeleri hariç, dünyanın birçok merkezinde çalışma saatleri hâlâ 8 saatten fazladır. Güvencesiz ve sigortasız çalışma giderek yaygınlaşmaktadır. Küresel şirketlerin rekabetlerinde en etkili maliyet, ucuz emek olarak belirlenmiştir. Küresel sermaye, ya ucuz emek sunan ülkelerde üretime devam ediyor ya da göçmen işçilerle ucuz emeği kendi ayağına getiriyor.

İşsizlik ve kayıt dışılığın süreklilik kazanması, ucuz emek piyasasının oluşmasına ortam hazırlıyor. Bu ortamda iş bulabilenler, sömürülme “şansını” elde edebilmiş oluyorlar.

KÜRESEL ŞİRKETLER VE SÖMÜRÜ

Küresel sermaye, sermaye hareketlerinin yol haritasını çizerken piyasa denetim mekanizmalarını sermayenin ihtiyaçlarına uygun olarak şekillendiriyor. Egemenlik alanlarını da küresel şirketlerin insafına bırakıyor. Azgelişmiş ülkelerde, öncelikle küresel şirketlerin programına uygun hükümetler yaratılıyor. Buna uyum göstermeyen ülkelere ise müdahale edilerek uyumlu hale getiriliyor. Böyle ülkelerde sendikalar, utangaç bir şekilde emek-demokrasi ve barış söylemlerini dillendirirler. Yoksullardan uzaklaşarak, entelektüeller arasında sıkışarak, tartışmalarla durumu idare ederler. Oysa emek, demokrasi, barış söylemleri ve bu alandaki mücadeleler, ülkelerin demokratikleşmesinin önünü açacaktır.

Küresel şirketler ve onların yerli uzantıları, sadece emeği sömürmekle kalmıyorlar. Kârları için aynı zamanda tarımı, hayvancılığı ve çevreyi de katlediyorlar. Ekolojik dengeyi bozuyorlar. Her şeyi ticarileştirip, sömürüyü kurumsallaştırıyorlar. Enerji kaynaklarını ele geçirmek için, insanların ölümüne neden olmaktan çekinmiyorlar. Doğanın intikamı da küresel salgınlar oluyor...

AVRUPA SOSYAL HAKLAR SÖZLEŞMESİ

Avrupa Konseyi’ne üye devletler, insanlığın ortak değerleri olan ideal ve ilkeleri gerçekleştirmek ve korumak amacıyla, üye devletler arasında daha güçlü bir birliğin sağlanması, özellikle insan hakları ve temel özgürlüklerin gerçekleştirilmesi ve sürdürülmesi için, 1996 yılında Avrupa Sosyal Haklar Sözleşmesi’ni imzaladılar. Türkiye’nin de imzaladığı bu sözleşmeye göre;

- Herkes, özgürce edinebildiği bir işle yaşamını sağlamalıdır,

- Tüm çalışanlar, adil, güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına sahip olmalıdır,

- Çalışanların, kendileri ve aileleri için iyi bir yaşam sağlamak için yeterli ve adil bir ücrete hakkı olmalıdır,

- Çalışanlar, ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak amacıyla, ulusal ve uluslararası kuruluşlar düzeyinde örgütlenme özgürlüğüne sahip olmalıdır,

- Çocuklar, gençler, kadınlar, bedensel ve manevi tehlikelere karşı özel korunma hakkına, sosyal, hukuksal ve ekonomik korunmaya sahip olmalıdır,

- Herkes, ulaşılabilecek en yüksek sağlık düzeyinden yararlanabilmelidir,

- Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahip olmalı, sosyal refah hizmetlerinden yararlanmalıdır,

- Tüm çalışanlar, istihdam ve meslek konularında cinsiyete dayalı ayrım yapılmaksızın, fırsat eşitliğine ve eşit muamele hakkına sahip olmalıdır,

- Tüm çalışanlar, onurlu çalışma hakkına sahip olmalıdır.

Türkiye’nin de altına imza koyduğu bu taahhütlerini gerçekleştirmesi için anayasa değişikliğine gerek yok. Çoğu yasalarla düzenlenmiş bu hakları yaşama geçirmek için, evrensel hukuku, demokrasiyi ve insan haklarını içselleştirmiş bir siyasi irade yeterlidir.

Emekçiler ve sendikalar, güçlerini birleştirerek haklarını elde edebilirler. Sendikalar, emek, demokrasi, barış ve insan hakları talepleriyle taraf olmak zorundadırlar. Sendika ve sivil toplum kuruluşlarının, her türlü ayrımcılığın, ırkçılığın, sömürünün ve adaletsizliğin önünde engel olduklarını haykırmaları gerekir. Adaletsizliğin, eşitsizliğin ve hak ihlallerinin bitmesiyle, dünyamız daha güzel ve yaşanılır olacaktır.

AV. KEMAL AKKURT

ESKİ ÜNIVERSİTE ÖĞRETİM ÜYELERİ DERNEĞİ BAŞKANI

Yazarın Son Yazıları

Kamu hukukunun lağv edilmesi - Doğan Erkan

Ana muhalefet partisinin olağan genel kurul organında seçilen meşru yönetim ve merkez organlarının, Türkiye siyasal partiler tarihinde eşi görülmemiş bir biçimde asliye mahkemesinin istinaf hâkimleri eliyle mutlak butlan ve tedbir uygulamasıyla görevlerinden el çektirildiği, bu Kafkaesk “yargısal” kararın siyasallaşmış kolluk marifetiyle uygulandığı bir evreyi şaşırarak gözlemliyoruz.

Devamını Oku
25.06.2026
Dünya Denizciler Günü - Hakan Ercan

Uygarlık tarihi büyük ölçüde nehirlerin ve denizlerin tarihi olarak da değerlendirilebilir.

Devamını Oku
25.06.2026
Türkiye’nin engebeli yolu - Erol Ertuğrul

DEM Parti yöneticileri sözde barış süreci ile ilgili, terör örgütü üyelerinin bağışlanmaları amacıyla bir yasa çıkmasını bekliyorlar.

Devamını Oku
24.06.2026
Kimlik siyaseti mi, Cumhuriyet yurttaşlığı mı? - Utku Yapıcı

Son yıllarda popüler kimlik tasarımlarından bir haline gelen yeni Osmanlıcılık, Atatürk’ün Türk milleti tasavvuru ile aynı kategoride bir yaklaşım değil.

Devamını Oku
24.06.2026
Sekteye uğramış diyalog - Tolga Akçura

Basit görünen bir soruyla başlayalım...

Devamını Oku
24.06.2026
İran savaşı ve siyasi amaç - Nejat Eslen

En yalın tanımı ile savaş, siyasi amacı gerçekleştirmek için düşmanın savaşa devam etme iradesini kırmak, kendi irademizi kabul ettirmek amacı ile yapılan şiddet kullanma eylemidir.

Devamını Oku
23.06.2026