‘Vasata alışmak’ - Buğra Gökçe
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

‘Vasata alışmak’ - Buğra Gökçe

01.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

66’ncı pazarın kahvaltısı bana vasata alışma meselesini düşündürdü. Anlatayım; 16 ay öncesini ve ilk geldiğimiz günleri hatırlıyorum. Yalnızca beton kafesin ve demir sürgüler içindeki mekânın acımasız yüzüyle, soğukluğuyla sarsılmamıştık; aynı zamanda yiyecekten içeceğe, en temel yaşamsal gereksinimlerden alışkanlıklara kadar her şeyin değişmek zorunda kalmasının yarattığı mutsuzluğu ve haz alamama halini de yaşamıştık. O yüzden hem damağımdaki alışık olduğum tatları ve lezzetleri yeniden bulabilmek hem de yaşamın insana mutluluk ve haz veren yanlarını yakalayıp ucundan da olsa yaşama tutunabilmek için verdiğim küçük mücadeleleri anlatmıştım. Yemekler, reçeller, kahvaltılar, spor, okumalar, yazmalar; hatta şu an uzanarak güneşin altında geliştirdiğim spor matı üzerinde yaptığım güneşlenme faaliyetleri...

Bu sabah kahvaltısında da burada yapılabilecek her şeyi yapıp, haşlanmış ve bir haftalık yumurtalarımı peynirle birlikte küçük küçük doğrayarak oluşturmaya çalıştığım omletimsi karışımı, geçen gün yaptığım çilek reçeliyle biraz tat ve lezzet katma çabamı sürdürüyordum. Tam peynire çatalımı vurunca, eğilebilen incecik çatalın ucundaki peynir parçasının tabağıma yapışmasıyla birlikte garip bir şey düşündüm.

DAHA İYİSİNE ULAŞMA UMUDU

16 ay önce alışık olduğum, özlediğim ve bayılarak yediğim peynirler yerine önüme konulan, bana bir kireç kaymağını andıran beyaz peynir parçasının artık ilk günlerdeki gibi hiç tadı tuzu olmayan, adeta saman gibi gelen bir peynir olmadığını fark ettim. Oysa peynir aynı peynirdi. Kantinden aldığım aynı marka beyaz peynir...

16 ay önce kerhen yediğim o beyaz peyniri bugün iştahla yediğimi fark ettim. Aylar boyunca başka bir seçeneğiniz olmayınca, lezzetsiz ve vasat bulduğunuz şey zamanla damağınızın alışkanlığına dönüşüyor demek ki. Bir zamanlar damağımdaki rafine tatlardan çok uzak olan, haz vermeden yediğim o beyaz peynir artık ağzımın tadı olmuştu. Sanırım vasata alışmıştım. Çünkü o vasattan başka seçenek yoktu. Vücudum, damağım, zihnim bu tada alışmıştı. Vasat başarmış; iyiyi, nitelikli olanı unutturmuş, kendisini seçeneksiz olarak dayatmıştı.

Sonra nedense aklıma ülkemiz ve yaşadıklarımız geldi.

25 yıllık “vasatın iktidarı” artık yalnızca koca bir ülkeye vasatı yaşatmakla kalmıyor, aynı zamanda o vasatın seçeneksiz olduğuna da insanları ikna etmeye çalışıyordu. Vasata alıştırmak, daha iyisine, daha nitelikliye, daha güzele ulaşma umudunu köreltmek yetmiyordu artık. Seçeneğin kendisini de görünmez kılmak gerekiyordu. Belki de bütün bu yaşadıklarımızın nedeni buydu.

30 yaşına gelmiş, yaşamı boyunca bu vasatın kurduğu düzen dışında başka bir yönetim anlayışı görmemiş genç kuşaklara; “Devlet de budur, yaşam da budur, siyaset de budur, gelecek de budur. Alternatif bir mutluluk, farklı bir ülke, başka bir gelecek tasavvuru yoktur. Olursa da filizlenmeden ezilir” denmek istenmiyor mu?

UNUTTURULMAYA ÇALIŞILANI HATIRLAMAK

Ama umut ilginç bir şey.

Geleceğe ilişkin filizlenen, yeşeren değişim arzusu; artık dünyanın başka köşelerinden, ağlar üzerinden, en çok da gençliğin zihni ve yüreği üzerinden içimize sızıyor. O başka yaşamın, başka olasılıkların, başka bir ülkede var olduğu görülen, duyulan, deneyimlerinin tadı yalnızca bizim kuşağımızın damağında değil; belki en çok da gençlerin aklında ve kalbinde yaşıyor. Onlar daha açık daha ileride çünkü...

Bu yüzden alıştığımızı sandığımız vasatın kalıcı olabileceğine inanmıyorum. Çünkü insan bir kez daha iyisinin mümkün olduğunu gördüğünde, vasatın hükmü çatlamaya başlar. Nasıl ki ben buradan çıkınca yeniden o harika İzmir tulumlarını, Ezine peynirlerini, Trakya’nın peynirlerini, Kars kaşarlarını, otlu peynirleri, güzel yumurtaları ve çıtır tostları yiyeceksem; toplumlar da bir gün unutturulmaya çalışılan o gerçek lezzeti yeniden hatırlar. Hatta ona daha çabuk ve zevkle alışılır.

Ve o gün geldiğinde vasat kaybeder. Çünkü insanın hafızası kadar güçlü olan bir şey varsa, o da daha iyisini hak ettiğine ilişkin inancıdır. 

SİLİVRİ

BUĞRA GÖKCE

İPA BAŞKAN

İlgili Konular: #silivri #Kahvaltı

Yazarın Son Yazıları

‘Vasata alışmak’ - Buğra Gökçe

66’ncı pazarın kahvaltısı bana vasata alışma meselesini düşündürdü.

Devamını Oku
01.07.2026
CHP’yi bölme projesi - Hüseyin Karataş

Emperyalizm, bir ülke kaynaklarını yemek amacıyla aldığı kendi gizli kararlarını, o ülkeye dostmuş gibi davranarak uygulatır.

Devamını Oku
01.07.2026
CHP Kuvayı Milliye’dir - Gani Aşık

Bandırma Vapuru 16 Mayıs 1919’da Galata rıhtımından Samsun’a hareket ettiğinde ne vapurda ne de Türkiye genelinde Mustafa Kemal’den başka hiç ama hiç kimsenin aklında bir kurtuluş alazı yakma düşüncesi yoktu.

Devamını Oku
01.07.2026
Milletvekiline örgüt isnadı - Erdi Yetkin

Hukuken yapılamayacak politik aksiyonlar alındıktan sonra “ancak bu yapılan hukuki değildir” şeklinde görüş bildirmenin Türkiye’de bir karşılığının olmadığını yeterince deneyimledik.

Devamını Oku
29.06.2026
Ankara’da NATO sıkıyönetimi - Kaan Eroğuz

Kurulduğu günden bu yana, dünyanın birçok coğrafyasında darbeler, cinayetler, saldırılar ve ambargolar gerçekleştiren NATO, 36. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’ni düzenlemek için 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Cumhuriyetimizin başkentine, Ankara’ya geliyor.

Devamını Oku
29.06.2026
Kente değer katan yönetim anlayışı - Melih Yıldız

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte, kültür sanat etkinliklerinin afişlerini her yerde görmeye başladık; festivallerin, konserlerin, kitap fuarlarının, dinletilerin...

Devamını Oku
27.06.2026