Kültürel belleğin sessiz çöküşü - Deniz Öztürk
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Kültürel belleğin sessiz çöküşü - Deniz Öztürk

03.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Image

“Sanat halk için mi, sanat için mi?” sorusu, yalnızca estetik bir tartışma değildir. Bu soru, aynı zamanda bir toplumun kendisini nasıl tanımladığı, hangi değerler etrafında birleştiği ve ortak belleğini hangi araçlarla koruduğuyla ilgilidir.

Çünkü milletler yalnızca ortak bir coğrafyada yaşamazlar; ortak hikâyeler, ortak kahramanlar ve ortak duygular etrafında da var olurlar. Bir toplumun sineması, edebiyatı ve müziği, onun görünmeyen anayasasıdır.

ORTAK DEĞERLERE SAHİP ÇIKMAK 

Türkiye’nin bir dönemine bakıldığında sanatın, piyasanın değil toplumun gereksinimlerinden doğduğu görülür. O dönemin filmleri ve televizyon yapımları yalnızca eğlendirmedi; eğitti, düşündürdü ve ortak bir vicdan inşa etti; aslında bir toplumsal eğitim ve kültürel aktarım mekanizmasıydı.

Hababam Sınıfı bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Mahmut Hoca karakteri, bir öğretmenden çok daha fazlasıdır; Cumhuriyetin kamusal eğitim anlayışının, liyakatin ve vicdani sorumluluğun sembolüdür. Aradan yarım asır geçmesine karşın hâlâ izlenmesi tesadüften öte bir ortak değer göstergesidir. “Burası okul, ticarethane değil” sözü bugün eğitim sistemine yöneltilmiş en güçlü eleştirilerden biri olmayı sürdürüyor.

Çünkü eğitim, piyasanın kurallarına teslim edildiğinde fırsat eşitliği zedelenir. Okullar bilgi üreten kurumlar olamaktan çıkar, ekonomik güce göre şekillenen rekabet alanlarına dönüşür.

Bir başka örnek Hulusi Kentmen, babanın ve dedenin sıcaklığını hissettirdi. Kemal Sunal ile aynı ekran karşısında bir aile olduk; birlikte güldük, birlikte düşündük. Tarık Akan ve Cüneyt Arkın, Maden filmi ile emeğin ve alınterinin sömürülmesine karşı yükselen vicdanın sesi oldu. Kadir İnanır sevmenin inceliğinin, Türkan Şoray güçlü bir kadın duruşunun sembolü oldu.

Fatma Girik, anneliğin yalnızca fedakârlık değil, toplumu ayakta tutan bir güç olduğunu anlattı. Şener Şen ile kendimize gülerken aslında kendimizle hesaplaşabileceğimizi öğrendik. Rutkay Aziz ile sanatın vicdan ve toplumsal sorumluluk olduğunu, Ediz Hun ile zarafetin ve beyefendiliğin değerini, Kartal Tibet ile tarihsel kahramanlığı, Müjdat Gezen ile sanatın muhalif bir vicdan olduğunu öğrendik. Tarık Tarcan ile yarışma programında ekran karşısında ailece yarıştık.

TOPLUMSAL BİRLİK VE KÜLTÜREL KODLAR 

Sanatın en önemli işlevlerinden biri, toplumun değerlerini görünür kılmasıdır. İyi bir sanat eseri, yalnızca bir hikâye anlatmaz; bir milletin kültürel kodlarını, ahlaki tercihlerini ve ortak duygularını gelecek kuşaklara taşır.

Bugün ise bambaşka bir kültürel iklimin içindeyiz. Kitle iletişim araçları artık bizi ortak duygularda buluşturmuyor, aynı evde farklı dünyalar yaşatıyor.

Sanatın yerini içerik, sanatçının yerini şöhret, kültürel üretimin yerini ise tüketim aldı.

Bu yalnızca kültürel bir dönüşüm değildir; aynı zamanda siyasal bir meseledir. Çünkü ortak belleğini yitiren toplumlar, ortak gelecek tasavvurunu da yitirmeye başlar.

Sanat, bir milletin kendisini anlatma biçimidir. Ve bir millet, kendisini anlatma kudretini yitirdiği gün; yalnızca sanatını değil, belleğini da yitirmeye başlar. Sanatın çoraklaştığı toplumlarda siyaset sertleşir, çünkü insanların birbirini anlayacağı ortak dil yok olur.

DENİZ ÖZTÜRK

SİYASET BİLİMCİ