Mavi Vatan’ın gri suları - Şafak Mert
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Mavi Vatan’ın gri suları - Şafak Mert

03.07.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Image

Bir açık deniz platformundasınız. Radarlarınıza eşzamanlı yaklaşan bir insansız hava aracı ve bir insansız deniz aracı düşüyor. Bu bir arıza değil, bir risk. Peki kimi arayacaksınız? Kim talimat verecek? Yanıt açık değil. Çünkü bu soruların karşılığı kurumsal olarak tanımlı değil ve sahada uygulanabilir bir prosedüre bağlanmış değil.

Türkiye artık yalnızca kıyı devleti değil; üç denizde etkin enerji arayan ve üreten bir aktör. Sakarya Gaz Sahası üretimde. Doğu Akdeniz’de arama etkinlikleri yürütüldü. Somali açıklarında derin deniz sondajı yapılıyor. Bu varlıklar artık ekonomik değil, doğrudan stratejik değer taşıyor ve ulusal güvenlik başlığı altında değerlendirilmek zorunda.

BÜTÜNCÜL GÜVENLİK MİMARİSİ 

Stratejik varlıklar ise açık ve bütüncül bir güvenlik mimarisi gerektirir.

Türkiye’de deniz emniyeti alanında Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü gibi kurumsal kapasite mevcuttur. KEGM, seyir güvenliğini sağlar, gemi trafiğini yönetir, deniz kazalarına müdahale eder ve arama-kurtarma etkinliklerini yürütür. Ancak bu kapasite, açık deniz enerji varlıklarına yönelik güvenlik tehditlerini yönetmeye yönelik değildir. Bir başka ifadeyle KEGM olay sonrası müdahalede güçlüdür; fakat tehdit yönetimi, caydırıcılık ve güvenlik koordinasyonu onun görev alanında değildir ve bu boşluk başka bir yapı tarafından da doldurulmuş değildir.

Benzer şekilde Deniz Kuvvetleri, Sahil Güvenlik ve operatör kuruluşlar (örneğin TPAO) kendi alanlarında yetkindir. Sorun kapasite eksikliği değil; bu aktörlerin hangi tehdide, hangi sırayla, hangi yetkiyle müdahale edeceğinin tek bir çatı altında tanımlanmamış olmasıdır. Bu eksiklik, özellikle hızlı gelişen olaylarda karar gecikmesine ve yetki belirsizliğine yol açar.

KOMUTA VE EŞGÜDÜM MEKANİZMASI 

Bugün karşı karşıya olunan riskler klasik değildir. Karadeniz’de savaşın etkisiyle mayınlar, GNSS karıştırma ve insansız sistemler gerçek bir tehdit haline gelmiştir. Doğu Akdeniz’de her teknik faaliyet hızla hukuki ve diplomatik bir krize dönüşebilmektedir. Afrika Boynuzu’nda ise korsanlık, bölgesel istikrarsızlık ve vekil aktörler güvenlik ortamını karmaşıklaştırmaktadır.

Bu tablo tek tek kurumların çözeceği bir tablo değildir.

Gerekli olan şey; askeri ve sivil aktörleri karşı karşıya getirmeyen, aksine rollerini netleştiren bir yapı ve bunu tanımlayan açık bir hukuki çerçevedir. Askeri unsurlar koruma sağlar, operatör üretimi yürütür, sivil deniz emniyeti kurumları destek verir. Ancak tüm bu yapıyı birleştiren, yetki devrini açıkça belirleyen ve hızlı karar alabilen bir komuta ve eşgüdüm mekanizması olmadan sistem parçalı kalır.

Açık deniz platformlarının güvenliği bir şirket meselesi değil, bir ulusal güvenlik meselesidir. Bu nedenle çözüm de operasyonel değil, yapısal olmak zorundadır.

Karar basittir: Ya eşgüdümü olay anında doğaçlama kurarsınız ya da önceden tanımlarsınız. İlki risk üretir, ikincisi güvenlik sağlar.

ŞAFAK MERT

ARAŞTIRMACI