Rezerv alan kâbusu; mülksüzleştirme yasası! - Prof. Dr. Kaya Özgen
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Rezerv alan kâbusu; mülksüzleştirme yasası! - Prof. Dr. Kaya Özgen

03.04.2024 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

6306 sayılı yasa kapsamında, mülkün riskli yapı olmamasına bakılmaksızın, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından kamulaştırılma yoluyla el konulabilmektedir. Konu “rezerv alan” adı altında tapulu mallara el konulabileceği şeklinde özetlenebilir. Yasa uyarınca seçilen alan “rezerv yapı alanı” ilan edilerek kamulaştırılmakta ve bu yoldan rant yaratılmaktadır. Dahası el konulan mülklerin sahiplerine itiraz hakkı da tanınmamaktadır.

Daha önceleri yalnızca boş alanlar rezerv alan ilan ediliyordu. Yeni düzenlemeyle bakanlığa, mülk sahiplerine sormadan/ danışmadan karar alma yetkisi verilmiş bulunuyor.

Yasanın kuralları son derece katı; rezerv alan ilanından itibaren, yargı süreci de dahil konut sahiplerinin 90 gün içinde tahliyeleri öngörülüyor. Böylece bakanlık “uygun gördüğü” her bölgeye el koymakla yetkili kılınmış. Öyle ki deprem riski olmasa da vatandaşın mülküne el konulması mümkün; buna karşılık mülk sahiplerine başka bölgelerden, borçlandırılarak konut verilmesi öngörülüyor.

AMAÇ RANT YARATMAK MI?

Rezerv alanlarda imar planı parselasyon, ruhsat ve iskân aşamalarında yerel yönetimler dışlanıyor, tüm yetkiler bakanlığa verilmiş durumda. Yasa kapsamında en kestirme/kolay çözüm, “deprem riski” gerekçesiyle el koymadır. Bu büyük sorunlara yol açacak nitelikte bir gerekçe.

Ülkemizde tutarlı denebilecek ilk deprem yönetmeliği 1969 yılında çıkarılmış, yaşanan depremler ve gelişen bilgilerin ışığında güvenlik artırıcı yönde 1975, 1998, 2007 ve 2018 yıllarında geliştirilerek yenilenmiştir. Bu bağlamda yetersiz yönetmelik koşulları nedeniyle 1998 öncesi yapıların büyük bölümünün sorunlu olduğu bilinmektedir. Ülkemizdeki yapı stokunun büyük bölümünün 1998 öncesi yapıldığı düşünüldüğünde sorun daha da büyümektedir.

Günümüzde güçlendirme uygulamalarına yönelik yapı kimyasalları ve malzemeleriyle, az hasarlı konutları yerel müdahalelerle güçlendirmek mümkündür ve bunun giderek yaygınlaştığı bilinmektedir.

Bu bağlamda rant yaratma uğruna vatandaşların malına el koymak kabul edilebilir nitelikte değildir. Böylesine tutarsız bir yasanın Anayasa Mahkemesi’ne götürülmemesi de kabul edilemez

Yasa tartışıla dursun, uygulamalara başlanmıştır. Örneğin Hatay’ın Antakya ve Defne yörelerinde rezerv alan uygulaması diye yurttaşların az hasarlı binalarına el konulmak istenmiştir; şöyle ki riskli yapı koşulunu sağlamak için konutlardan alınan karot sonuçlarıyla oynandığı belirtilmektedir.

Bir diğer örnek Üsküdar’da yaşanmıştır. Yönetim, 29 Mayıs Sitesi’ndeki 134 konuta inceleme yapmadan, tutarlı bilgi ve belgeleme olmadan el koymuştur. Burada amacın konutları yenileyerek rant yaratmak olduğu bir gerçektir.

SONUÇ

Konu vatandaşın mülkiyet hakları bakımından son derece önemli. Siyasette ve medyada nedense üstünde durulmadı. Yakın gelecekte umulmadık acı süprizlerle karşılaşmak işten bile değil. Küçük gruplar halinde gösterilen tepkilerin yetersiz kaldığı görülüyor. Çok daha geniş katılımlı kitlesel itirazların gündeme getirilmesi şart; çok geç olmadan...

Yazarın Son Yazıları

‘Dokuz İlke’ bildirisi - Yüksel Işık

Siyaset ilke ile yapılır. İlkelerin bütününü içeren anlamlı metne de manifesto denir.

Devamını Oku
08.04.2026
Kutsal ve kutsallaştırılmış değerler - Abdullah Kehale

HER toplumun kendi yapısına uygun olarak kutsal olarak kabul ettikleri değerler olduğu gibi kendilerinin kutsallaştırdığı değerler de vardır.

Devamını Oku
08.04.2026
'Zamana tutsak' - Buğra Gökce

Danimarkalı yazar Solvej Balle’nin “Hacim Hesabı Üzerine” kitabının ilk cildini okuma şansım oldu.

Devamını Oku
07.04.2026
Nereye gitti o refah kazanımları? - Bilin Neyaptı

Türkiye'nin kronik yüksek enflasyonu, 1994 kur krizi sonrası düşme eğilimine girip 2001 banka krizinin de sonrasında alınan önlemlerle nihayet 2000’lerin başından 2017 yılına kadar (2008 yılı dışında) yüzde 10’un altına çekilebilmişti.

Devamını Oku
07.04.2026
Devlet adamlarının (!) stratejik hataları

2. Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya güvenlik düzeninin temel omurgasını, 29 Ekim 1945’te kurulan Birleşmiş Milletler (BM), 4 Nisan 1949’da kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve 14 Mayıs 1955’te kurulan Varşova Paktı oluşturuyordu.

Devamını Oku
06.04.2026
‘Savaş suçu’ ve ‘savaş etiği’ üzerine - Ziya Yergök

ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı üzerine başlayan savaşın, insan kaybı, çevre felaketi ve petrol fiyatlarının yükselmesiyle küresel boyuttaki ekonomik etkileri yanında, İran’ın Minab kentindeki bir kız okulunun ABD’ye ait Tomahawk füzeleriyle vurularak 168 kız öğrencinin öldürülmesi tüm dünya genelinde büyük bir tepkiye neden oldu, “savaş etiği” ve “savaş suçu” konusu yeniden gündeme geldi.

Devamını Oku
04.04.2026