Sonu gelmeyen maden arama ruhsatları - Kaya Özgen
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

Sonu gelmeyen maden arama ruhsatları - Kaya Özgen

30.03.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ülkemizde yerli ve yabancı firmalara verilen, -başta altın olmak üzere- maden arama ruhsatlarının sayısı giderek artmaktadır. Çoğunluğu yabancı ülkelerden olmak üzere yerli yandaş firmalara da maden arama ruhsatı verilmektedir.

Bu bağlamda 2024 yılında İliç’te yaşanan felaketten ders alınmadığı anlaşılmaktadır. Söz konusu olayda gerekli kontrol ve denetim yapılmadığı için, bilinçsizce depolanan, “liç” diye bilinen asit yüklü zemin göçmüş, dokuz yurttaşımız yaşamını yitirmiştir. Göçen liç yığını geniş bir alana yayılmış, Karasu Vadisi yönünde ilerlemiş ve yetkili kurumlar tarafından yapılan açıklamalarda, Keban Barajı ve çevresinde su kalitesine ilişkin izleme çalışmalarının başlatıldığı belirtilmiştir. Resmi verilerde, baraj suyunun doğrudan ve kesin biçimde kirlendiğine ilişkin net bir bulgu kamuoyuyla paylaşılmasa da çevresel etkiler ve olası riskler konusunda tartışmalar ve endişeler sürmektedir. Yaşanan kayma sonrası yürütülmesi gereken soruşturmalar hakkında tutarlı bir açıklama yapılmamıştır. İliç faciasının ağırlığını ortaya koyan bir de kitap yazılmıştır.

Tüm bunlara karşın, ülkemizin maden yataklarını içeren kataloglar hazırlanıyor ve resmen yabancılara sunuluyor; bunun nedenini anlamak ve kabul etmek olanaklı değil! Yaşanan onca felaketten sonra İliç altın madeninin tekrar açılmasının planlandığı bildiriliyor. Daha da ağırı, korunması gereken milli parkların bile gözden çıkarıldığı, satış hazırlıklarına başlandığı anlaşılmaktadır.

SÖMÜRGE MADENCİLİĞİ

Ruhsat alan firmaların gerekli ayrıştırma işlemlerini yoğun asit kullanımıyla gerçekleştirdikleri bilinmektedir. Bunun için kurulan devasa asit havuzlarıyla doğanın dengesinin bozulduğu yadsınamaz bir gerçektir. Böylesi “vahşi” denebilecek uygulamalar “sömürge madenciliği” olarak nitelendirilmektedir. Yoğun asit kullanımıyla işlenen topraklar, bir tür “yitirilmiş ülke toprağı” olarak kaderine terk edilmektedir. Verilen izin belgesinde, arama çalışmaları sonrası arazinin özgün durumuna döndürülme şartı konuyorsa da, yapılan tahribatın telafisi olanaklı değildir.

Ruhsat için firmalardan çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) raporu istenmektedir. Buna karşın çoğu firmanın “ÇED raporu gerekli değildir” şeklinde bir raporla işi çözdükleri bilinmektedir. Buna karşı yöresel dernekler ve çevre halkı tarafından kararın iptali için dava açılmakta ve “çevresel etkilerin telafisi güç veya imkânsız olabileceği” şeklinde, son derece tutarlı gerekçelerle durdurma kararı alınmaktadır. Bu bağlamda ÇED raporunu hazırlayanlar ve açılan davalara ret görüşü bildiren bilirkişilerin sorgulanması gerektiği düşünülmektedir. Şöyle ki hiç olmayacak yöreler için “ÇED raporuna gerek yoktur” şeklinde raporlara rastlanmaktadır.

TARIM ARAZİLERİ YOK EDİLİYOR

Verilen ruhsatlar kapsamında sık sık doğa katliamı örnekleri görülmektedir. Maden sahasını açmak için binlerce ağaç kesilmekte ya da verimli tarım arazileri yok edilmektedir. Dahası maden yöresindeki halkın yaşam tarzı da olumsuz etkilenmektedir. İliç örneğinde tarım ve hayvancılıkla geçinen yöre halkı, durumun ağırlığını bilmediği için, madende maaşlı çalışmanın çekiciliğine kapılarak atadan kalan yaşam düzenini değiştirmiştir.

Hiç olmadık bölgelere ruhsat verildiği gözlenmektedir. Ülkenin ciğerleri olan Kaz Dağları bile bu kapsama sokulmuş, binlerce ağaç kesilmiştir. Son olarak Çanakkale’de Atikhisar Barajı’na 4.5 km mesafedeki alanda altın, gümüş ve bakır çıkarılması için ÇED süreci başlatıldığı ve 3878 hektarlık alanda siyanürle maden araştırılacağının planlandığı belirtiliyor (Cumhuriyet gazetesi, 26.02.2026). Söz konusu alan Çanakkale’nin tek içme suyu olan Atikhisar Barajı’na 4.5 km, Işıkeli göletine 3.4 km ve Kuşçayırı köyüne 1.5 km uzaklıkta. Çevre için büyük bir risk içeren projeyi durdurmak/engellemek için Kaz Dağları Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, yoğun bir çaba harcamakta, ilgili tüm çevre örgütleri ve bölge halkının seferber etmeye çabalamaktadır. Bu kadar ağır bir projeye yargının dur demesi zorunlu görünmektedir. Şöyle ki benzer durumlarda alınan durdurma kararlarının gerekçesi burada fazlasıyla mevcuttur.

Verilen ve sürüp giden ruhsatlarla ülkenin ormanları, tarım alanları ve meraları yok edilmekte ve halkın yaşam alanları kısıtlanmaktadır. Doğaya bu kadar “vahşi” denebilecek müdahalenin, ülkenin geleceği açısından risklerle dolu olduğu yadsınamaz bir gerçektir. 

PROF. DR. KAYA ÖZGEN

İnş. Yük. Mühendisi