Tüm dünyada emperyalizmin süslerle gizlediği kokuşmuş ahlakının açığa çıkışı yaşanıyor.
Yaşadığımız, insanlığa küreselleşmeyle dayatılanın insanın özgürlüğünü hiçe sayan, onu kendi yaşamına ve dünyaya yabancılaşmaya yol açan bir
kültür olduğunun görünür duruma gelmesidir.
Emperyalist kültürün insanı düzenin kölesi yapan, paranın imparatorluğu için insanlık değerlerini daha fazla kâr uğruna yok eden bir kültür olduğunun açıkça görülmesidir.
Çökmekte ve çürümekte olan, insanı alçaltan emperyalizminin düzenidir.
EMPERYALİST KÜLTÜRLE GELEN
Emperyalizmin günümüzdeki küresel egemenliği asıl olarak ordularının gücüyle değil, günlük yaşama kültürel saldırısıyla gerçekleşti.
Emperyalizmin kültüre müdahalesi sonucu oluşan egemenliği, ulusal ve yerel kültürleri, değerleri, insanlığın birikimlerini yok etmeyi amaçladı.
Meta üretimi markaya, vitrine, reklama, sunuma, yaşamın her alanına seslenen medyatik ilişkilere ve araçlara dönüştürüldü.
Her şeyin metalaştırıldığı dünyada emperyalist kültür kendi yaşam biçimini sermayenin, iletişimin, teknolojinin desteğiyle dünyaya pompaladı.
TÜKETİM EMPERYALİZMİ
Emperyalist piyasa kimlere nelerin sunulacağının kararını verdi. Haber ajanslarıyla, TV kanallarıyla, film şirketleriyle, reklam firmalarıyla yapılaşmadan otomobile, satış merkezlerinden satılan ürünlere, dinlenen müziklerden okunan kitaplara, giyilen her şeyden yenilen içilen, kullanılan her şeye aynı “tüketim” dayatıldı.
Kültür ve yaşam biçimi dayatmasıyla dünya aynı şeyi düşünüp duyumsar hale getirildi; her şey, her yer, her kişi birbirine benzemeye başladı.
Adı 1940’lardan beri duyulan “Amerikan yaşam biçimi”, ürünleriyle, günlük yaşam biçimiyle, alışkanlıklarıyla ve her şeyiyle egemenliğini perçinledi.
Emperyalizmin ideolojik silahı haline gelen iletişim araçları, “ideolojilerin tükendiği”, “ulusların ve ulus devletlerin bittiği” yanılsamasından yola çıkarak etkisi ve gücüyle yaşama biçimini belirler konuma geldi.
Her şeyin magazinleştirilmesi, uyuşturucu, çeteleşme, nihilizm-yaşamın boşluğu, tarikatçılık, falcılık, büyücülük, mistisizm günlük yaşamın vazgeçilmezleri haline getirildi.
“Televizyonların aynası” haline gelen insanlardan oluşan toplumlar yaratıldı.
Küreselleşen emperyalizmin, insanlığın yaşama biçimine müdahalesi, dayatması, baskısıyla var olan kültürleri yağmalaması, özünü boşaltması, egemenliği altında tutması, yok etmesi demektir kültür emperyalizmi.
İNSANDIR ÖZNE OLAN
Emperyalizmin bu yeni kültürü iletişimin olağanüstü olanaklarıyla adım adım yaygınlaştırıldı ülkemizde de.
Küreselleşmenin en önemli aracı olarak yaşamın her alanında tüketim çılgınlığını yaygınlaştırmayı asıl görev olarak yüklenen medya, özgürlük arayışlarının önünü tıkadı.
Tüm bunların yanı sıra ülkemize uygun görülen yaşam biçimini yerleştirmek için işbirlikçiler adımlar attı:
Anaokullarından başlayarak tüm okullarda dinsel eğitim; binlerce imam hatip okulu, on binlerce Kuran kursu, sayısı 100’ü geçen ilahiyat fakültesi, yüz bine yakın cami, yüz binlerce din görevlisi, yüzlerce tarikat, cemaat, dernek, vakıf; öğretmen yerine imam; dinsel yayın yapan onlarca televizyon, yüzlerce radyo, binlerce kitap, dergi...
Tekellerin (paranın, tüketimin, reklamın) belirlediği, insana ve insanlığa yakışmayan bu kendini dayatan, çürüyen “kültür”; akla, bilime, sanata, düşünceye, aydınlığa yönelttiği saldırıya devam ediyor.
Unutmayalım ki her şey kendisini yok edecek çelişkiyi bağrında taşır.
Yaşanan “ahlaki çürüme” değildir.
Çürüyen emperyalizmi ve onun dayattığı ahlakı yok edecek çelişki “insan”dır; onuruyla, ulusal bilinciyle, birikimiyle insan.