İtalyan müdürün saygısız, kaba davranışlarıyla karşılaşan İstanbul Beyoğlu’ndaki Özel İtalyan Lisesi’ndeki Türk öğretmenler; ders, nöbet, toplantı, ek ders ücreti konusunda ayrımcılığa uğradıkları, okul yönetiminin öğretmenliğin saygınlığını yok ettiği gerekçesiyle başlattıkları grevi iki aydır sürdürüyor.
Dinselleştirme yolundaki adımlar, bütçesizlik, şiddet, akran zorbalığı bir yana, yoksulluk sınırının altındaki aylıklar, öğretmen açığı, kadrolu/sözleşmeli/ücretli/ uzman/başöğretmen ayrımı gibi sorunlarla süren eğitimdeki deprem, öğretmenleri mutsuz kılıyor.
Oysa kişiliğin, kimliğin, dolayısıyla toplumun ve yaşam biçiminin mimarı olan öğretmen eğitimin öznesidir.
ATATÜRK’E GÖRE ÖĞRETMEN VE GÖREVİ
“Öğretmenler, insan topluluğunun en özverili ve saygıdeğer unsurlarıdır.
“Toplumun düşmanı cehalet, cehaletin düşmanı öğretmenlerdir.
“Yeni kuşak, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.
“Ülkemizi gerçek hedefe, gerçek mutluluğa kavuşturmak için iki orduya ihtiyaç vardır: Biri vatanımızı kurtaran asker ordusu, diğeri ulusumuzun geleceğini yoğuran irfan (bilim, kültür) ordusudur.”
“Bir topluluk, ulus olabilmek için mutlaka eğiticilere, öğretmenlere muhtaçtır. Onlar ki toplumu gerçek bir ulus haline getirirler.
“Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. Öğretmenden, eğiticiden mahrum bir millet, henüz bir millet adını alma yeteneğini kazanamamıştır.
“Ordularımızın kazandığı zafer, sizin eğitim ordularınız için yol açtı. Gerçek zaferi siz, öğretmenler kazanacaksınız. Bunu başaracağınızdan kuşkum yoktur. Sarsılmaz bir inançla ben ve arkadaşlarım, sizi gözeteceğiz. Sizin karşılaştığınız tüm engelleri kıracağız.
“Cumhuriyet; sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.
“Öğretmenler; yeni nesli, Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve eğitimcilerini, sizler yetiştireceksiniz ve yeni nesil, sizin eseriniz olacaktır.”
MUSTAFA NECATİ’DEN BUGÜNE
Cumhuriyetin sağlam temellerinin atıldığı dönemin Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati kendini öğretmenlerin toplumdaki saygınlığını artırmaya adamıştı.
Maraş milletvekillerinin şikâyet ettiği milli eğitim müdürüne şu telgrafı çekti:
“Bu yakınmalar sürerse seni oradan başka ve daha büyük bir ile atayacağım. Ancak bu güzel girişimlerinden vazgeçersen seni maarif müdürlüğü görevinden alırım.”
Bir öğretmen Kemah’ın İhtik bucağında köylülere baskı yapan bucak müdürünü eleştirdiği için valilikçe şikâyet edilince İçişleri Bakanlığı’na “Valiniz öğretmenime bir daha böyle haksız davranırsa onu valilikten almanızı rica ederim” yazdı ve öğretmene şöyle bir telgraf çekti:
“Hakkınızdaki yazılara verilen yanıt ilişiktir; ona göre davranmanız gerekir, gözlerinizden öperim.”
İlkokul öğretmenlerinin aylığını alamadığını öğrenince İçel valisine, “24 saatte öğretmenlerin aylıklarını ödeyemezsen, onların hepsini, bunu yapabilen bir ile atayacağım” diye telgraf çekti.
Ertesi gün maaşlar ödenince içişleri bakanına, “Bu vali, öğretmenlerin aylıklarını ödeyebiliyor idiyse neden böyle geciktirdi; ödeyemiyor idiyse nasıl olup da böyle kısa bir sürede ödedi” diyerek öğretmene saygı ve ilgi duymayan bir valiyle çalışamayacağını söyledi ve görevinden aldırdı.
Gazi Eğitim Enstitüsü’nün kurulması öncesinde “Para yok” diyen maliye bakanına, “Ben maarif vekiliyim, vazifem mektep açmaktır. Yapamazsam ayrılırım, yapabilen gelir. Siz maliye vekilisiniz. Vazifeniz buna para bulmaktır, bulamazsanız siz ayrılırsınız, bulabilen gelir” dedi.
Dr. Reşit Galip, Saffet Arıkan, Hasan Âli Yücel görevleri süresince bu anlayışı sürdürdü.
***
Eğitimdeki deprem, eğitimin öznesi öğretmenlerin saygınlığını yok ederek sürüyor.
Köy Enstitüleri, ilköğretmen okulları, eğitim enstitüleri, yüksek öğretmen okulları kapatılınca olacağı buydu!