Geçmiş, şimdi, gelecek
Özdemir İnce
Son Köşe Yazıları

Geçmiş, şimdi, gelecek

14.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Heidegger için başlangıç noktası (Ursprung), geçmişte kalmış bir şey veya kronolojik bir başlangıç değil, sürekli olarak gelişen ve bize gerçekleştirilecek bir olasılık olarak kendini sunan yaratıcı bir güçtür. Sanat ve düşünce yapıtı bu kökeni açığa çıkarır, geçmişi tekrarlamak yerine bir gelecek öngörür. (“Köken” yerine acaba “ocak” desek daha iyi oturmaz mı?) Heidegger, “başlangıç”, “başlamak” bitmez demek istiyor.

“Ursprung” (Almanca, isim, eril) Türkçe ve Fransızcada genellikle origine (köken/ kaynak) anlamına gelir. Bağlama göre début (başlangıç), source (kaynak) veya provenance (menşe) olarak da çevrilebilir.

- L’origine: Köken, başlangıç noktası.

- La source: Kaynak.

- La provenance: Menşe, gelişim yeri.

Heidegger’in köken kavramının temel noktaları:

- Beklentiler ve projeler: İnsan (Dasein) “ileriye doğru fırlatılır”, daha doğrusu “fırlatılmıştır”. Geçmişiyle tanımlanmaktan çok sürekli olarak oluşur. Oluşma hali sürdüğü için de sanki geçmişi yoktur.

- Sanat yapıtı: Gerçeğin, gerçekliğin kökenini ortaya çıkarır; sadece miras alınan bir şey değil, bir dünyayı açan bir yaratımdır.

- Konuşma ve düşünce: Geçmiş başarılar olarak değil, geleceğin ufku olarak önümüzde dururlar.

Yukarıda yazdığımız aktarımlara bakarak bütün girişim ve deneylerimizi atletizmdeki bayrak yarışlarına benzetebiliriz: Başarı genel olarak bayrak taşıyan ilk atletin başarı gücüne bağlıdır. Hayatta da böyledir. Geriye kalan üç atlet kendisinden önceki atletin başarısını kullanmak şansına hem sahiptir hem değildir. Kendisi başarılı olmadan kendisinden önceki atletin başarısını kullanamaz, ondan yararlanamaz. Hayatta olduğu gibi...

Bu durumu özetleyen çok anlamlı bir atasözümüz var: “Geçmişe mazi, yenmişe kuzu derler” atasözü, geçmişte yaşanmış, bitmiş olayların veya harcanıp gitmiş imkânların artık geri getirilemeyeceğini, bu yüzden bunların üzerinde durup üzülmenin ya da tartışmanın anlamsız olduğunu ifade eder. “Olan oldu” mantığıyla yaşanmışlıklara takılı kalmayıp geleceğe odaklanılması gerektiğini öğütler.

“Geçmiş tapıncı”, “şimdi”yi ve “gelecek”i iğdiş eder. Geçmiş tapıncı bir tür “züğürt tesellisidir”. Sık sık kullanıldığına tanık olduğumuz “Viyana kapılarına dayanan atalarımız” cümlesi bunun en güzel örneklerinden biridir. Şimdi “Aynı suda iki kez yıkanılmaz” cümlesini anımsamanın tam zamanı.

Hayatta, eylem ve devinime gebe şimdi ve gelecek vardır. Geçmiş tarihin kapanına girmiştir ve iğdiş olmuştur. Kadeş ya da Malazgirt meydan savaşları ancak anımsanır ama tekrarlanamaz. Tekrarlansa bile bir zamanlar kazanmış olduğunuz savaşlarda bozguna uğrayabilirsiniz. Karşı taraf geçmişte yaptığı hataları tekrarlamayabilir. Çünkü artık amaçlar aynı amaçlar değildir.

Geçmiş tapıncı en çok “sağcılık”ta, “ırkçılık”ta görülür. Ama bu tehlikeli bir tuzaktır. Çünkü geçmişte olan hiçbir şey tekrarlanmaz, tekrarlanamaz. Zamanın tornası onu zamanın o anki koşullarına bağlı olarak şekillendirmiştir. Tornanın ölçüleri belli bir “an”ın ölçüleridir. Torna döndükçe o da değişir ve zaten tornayı değiştiren de o dönüşümdür.

Sabit ve değişmez bir geçmişi örnek almak, geçmişten medet ummak iflasın başlangıcıdır. Geçmiş de durmadan değişir. “Zamanı avuçlayamazsın!” derler ama ben bir şiirimde “İşte bak zamanı avuçluyorum” diye bir dize yazmışım.

Şair kardeş! “İşte bak zamanı avuçluyorum” dünyanın bütün dillerinde müthiş bir dize. Kutlarım! Ama avuçlayacağını sandığın zaman nerede? Zaten onu durdurmadan da avuçlayamazsın. En iyisi sen bu hevesten vazgeç!