Dönersem Mersin’e kışın giderim/ yanımda kitaplar sevdiğim ozanlardan.
Dönersem Mersin’e yazın giderim/ buğday tanesi yere düştüğü zaman/
yanımda “istersen burada kal” diyen biri/ arkamda kumru ve havuz sesleri
Ben Mersin’e gittiğim zaman/ kış sen de gel benimle/ bir yol aç bana geniş ve uzun/ kara selvilerden portakal çiçeklerinden.
Ben Mersin’e gittiğim zaman/ sen de gel benimle/ denizin pencerelerini göster/ balıkların adını yazdır bana.
Ben Mersin’e gittiğim zaman/ bir portakal fidanım olacak/ üzerinden kuşlar uçacak her sabah/ bazan bulutlar geçecek dağlara/ bir de bir badem ağacım olacak.
Ben Mersin’e gittiğim zaman/ yüreğimden geçecek saman yolu.
(Ankara, 9.2.1977)
***
Kayatepe İlkokulu’ndan sınıf arkadaşım Avni Taner’in küçük kardeşi M. Nihat Taner, “İşgalden Kurtuluş’a ve Cumhuriyet Mersin’i” adlı kitabını gönderdi. Bu yazı o kitapla ilgili olacak ama önce Mersin belasıyla yüzleşmeliyim. Kurtulmak için 1956 yılında bir bohçayla kaçtığım Mersin, benim en zayıf yanımdır. Bohçayla, çünkü ne bir bavulum ne bir valizim ne de bir çantam vardı.
Not defterime baktım. Dayak yemiş sokak köpeği gibi kaçmamdan 44 yıl 6 ay 11 gün sonra, 9 Haziran 2002 günü, söylemesi ayıp, muzaffer bir komutan gibi dönmüşüm.
Bugünkü beni Mersin, Fransızca, Paris ve Ülker yarattı. Bu, bir başka yazının, yazıların konusu. Şimdi M. Nihat Taner’in kitabına dönelim: Bu kitabı okuryazar olan, evinde çok küçük de olsa bir kitaplığı olan herkes satın almalı ve ilk sayfasının üzerine de o günün tarihi yazılmalı.
Bir öfkeli takınağımı bir kez yazmama vesile olduğu için M. Nihat Taner’e teşekkür ederim. Benim Eksik Parça Yayınevi tarafından 2016 yılında yayınlanan ve 2020’ye kadar altı baskı yapan Cumhuriyet’in Üç Fedaisi adlı (neden yazmaktan çekinmeli) çok önemli bir kitabım var. Üç fedai: Mahmut Esat Bozkurt, Şükrü Saracoğlu ve Reşit Galip. Atatürk’ün çok sevdiği ve öldüğü zaman ardından ağladığı Reşit Galip, Cumhuriyet tarihinin en önemli düşünür (entelektüel) ve aydınlarının başında gelen Reşit Galip... Mersin pek farkında değil ama varoluş tarihinde üç önemli kişi varsa bunlardan biri Reşit Galip’tir. M.K. Atatürk, Reşit Galip’i Mersin’de keşfetti ve onu ilkin milletvekili, sonra milli eğitim bakanı yaptı. Reşit Galip’in yazdığı “Andımız”ın özgün halini yazıyorum: “Türküm, doğruyum çalışkanım, yasam; küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, ulusumu özümden çok sevmektir. Ülküm; yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.”
Daha sonra, AKP saltanatında, kimi sivri akıllı budalalar şimdi okuyacağınız “Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene!” bölümünü ekleme küstahlığını yaptılar.
Kitabında Reşit Galip’in adına rastlamayınca M. Nihat Taner’e telefon ettim ve bu eksikliğin nedenini sordum. Beni tatmin eden bir yanıt alamadım. Altını çize çize şunu söylemek zorundayım: Mersin üzerine kitap yazan her yazar şu ya da bu şekilde Mersin Türk Ocağı Reisi Reşit Galip’e geniş bir yer ayırmak ve onun Gazi Mustafa Kemal Paşa önünde söylediği şu sözlere yer vermek zorundadır: “Paşa, muhterem Gazi Paşa. Sen bu milletin yalnızca kurtarıcısı ve yalnız kahramanı değilsin, sen bunlardan daha büyüksün, sen bu milletin bir ferdisin. Senin en birinci büyüklüğün bu milletin ferdi olmakla yetinmendir ve iftihar etmekliğindir.”
Reşit Galip konuşmasını, şimdi başına ne geldi bilmiyorum ama Halkevi ve Kilise’nin karşısındaki belediye (ya da halk) bahçesinde yapmıştı.
Mersin bence çok önemli insanlar yetiştirmiştir ama en önemli ikisi Reşit Galip ile 1948 Londra Olimpiyatları’nda Greko-Romen güreşte ağır siklet şampiyonu olan Mersinli Ahmet Kireççi’dir. Bu iki insanın adı ne bir caddeye ne bir okula verilmiştir ama Hüseyin Okan Merzeci (1939-1997) adı bir bulvara ve okula verilmiş. Okan Merzeci: “İnşaat mühendisi ve eski Mersin Büyükşehir Belediye başkanıdır. Şehrin altyapısına ve kentsel planlamasına önemli katkılar sağlamış, başkanlık maaşını öğrencilere bağışlaması ve halkla kurduğu yakın temasla Mersinlilerin hafızasında dürüstlüğü ve iyilikseverliği ile yer edinmiştir.”
Bu kimliğe karşın, ailesini yakından tanıdığım, ilkokul öğretmenim Macide Hanım’ın ve ilkokulda sıra arkadaşım olan rahmetli Işık’ın yakın akrabası Okan Merzeci, ne Reşit Galip’ten ne de şampiyon Mersinli Ahmet’ten çok daha önemli bir insandır.
Ey okur, yazımı okuduktan sonra benim için “Sana ne!” diye düşünüyorsan, senin bu kaygılı itirazına karşı benim de iki lafım var: Baba tarafım Çavuşlu Köyü’ndendir. neneme “Çakır’ın kızı Fatma” derlerdi. Ana tarafım Toroslar’da bekçi duran Demirışık köyündendir. Dedem bir gözünü Galiçya savaşında yitirdiği için Kör İbram olarak anılırdı. Heykeli dikilmese de en azından büstü yaptırılıp muhtarlığın önüne konulacak bir kahramandı. Benim ünlü Göde Omar da dedemin komşusu olurdu