Zaman algısı... 3152 gün... Osman Kavala... Ve diğerleri...
Özlem Yüzak
Son Köşe Yazıları

Zaman algısı... 3152 gün... Osman Kavala... Ve diğerleri...

19.06.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Son derece ağır hareket eden kaplumbağalar dünyayı yanlarından hızla akıp gidiyormuş gibi mi deneyimliyor? Ya da bir o yana bir bu yana hızla uçuşan sinekler, dünyayı ağır çekimde gördükleri için mi öldürücü darbelerden kaçabiliyor?

Bilim insanları uzun zamandır hayvanların zamanı nasıl algıladığını merak ediyordu. Ancak bu olguyu incelemek oldukça zordu. Yeni geliştirdikleri ve “timescape” (zaman manzarası) adını verdikleri kuramsal çerçeve önceki gün Trends in Cognitive Sciences’ta yayımlandı. Bu yaklaşım, farklı türlerin dünyayı aynı hızda deneyimlemediğini ve her canlının kendine özgü bir zamansal gerçeklik içinde yaşadığını öne sürüyor.

Peki ya insan? Zaman algımızın yaşadığımız koşullara bağlı olarak nasıl farklılık gösterdiğini hiç düşündük mü?

Bodrum’dayım kısa bir süreliğine. İstanbul’un hızlı ve insanı tüketen yaşamından uzakta ama ülkenin kaotik gündeminden kaçamadan... Zaman yavaşladı haliyle. Bol yüzme, bol ve farklı okumalar, dinlenmece... Ağır vicdan yükü ise her daim bohçamda.

Bugün Osman Kavala’nın cezaevinde geçirdiği süre 3 bin 152 günü buldu.

Yazıyla ifade etmek kolay. Oysa bu sayı, birbirine eklenmiş 3 bin 152 sabah demek. 3 bin 152 akşam. 3 bin 152 kez demir kapıların açılıp kapanması. Güneşi görmeden geçen dokuz yaz, rüzgârı teninde hissetmeden geçen dokuz kış demek. Çocukların büyümesi, insanların yaşlanması, hatta göçüp gitmesi; insanların sevdiklerine kavuşamaması demek.

Bilim insanları zamanın akışını algılayış biçimimizin yaşadığımız koşullara bağlı olarak değişebildiğini söylüyor. Beklerken zaman uzar. Belirsizlik içinde daha da uzar. Umut ile hayal kırıklığı arasında gidip gelirken bazen neredeyse durur.

Belki de bu nedenle cezaevleri yalnızca özgürlüğün kısıtlandığı mekânlar değildir. Aynı zamanda zamanın da değiştiği yerlerdir. Dışarıda hayat akmaya devam eder. Dostluklar değişir, şehirler dönüşür, yeni teknolojiler ortaya çıkar, iktidarlar gelir geçer... İçeride ise günler birbirine benzemeye başlar. Takvim ilerler ama hayat ilerlemez. İnsan bazen özgürlüğünden önce zamanını kaybettiğini hisseder.

Osman Kavala’nın hikâyesi biraz da böyle bir zaman hikâyesi.

Yanıma aldığım kitapların içinde Bir Dava Hikâyesi: Osman Kavala’nın 7 Yılı adlı kitap da var. Eşi Prof. Dr. Ayşe Buğra ve Asena Günal’ın derlediği kitap iki yıl önce yayımlandı. Üzerinden yine aylar, yıllar geçti.

“Kafkaesk” diye tanımlanan bir dava süreci bu. Hakkındaki suçlamalar ve yargı kararları nedeniyle yıllardır özgürlüğünden mahrum bırakılan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına rağmen cezaevinde tutulan bir insanın, bir iş insanının, bir sivil toplumcunun öyküsü.

AİHM kararına rağmen süren tutukluluk, beraat beklentisinin ardından gelen ağırlaştırılmış müebbet, yıllara yayı- lan belirsizlik... Her seferinde kapıya biraz daha yaklaşırken yeniden geriye itilmenin hikâyesi.

Osman Kavala’nın hikâyesi bu nedenle yalnızca Osman Kavala’nın hikâyesi değil. Çünkü son yıllarda Türkiye’de zaman, yalnızca saatlerin ve takvimlerin ölçtüğü bir kavram olmaktan çıktı. Kimi zaman bir ceza yöntemine dönüştü.

Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde geçirdiği yıllar da Can Atalay’ın seçilmiş bir milletvekili olarak özgürlüğünden mahrum bırakılması da Tayfun Kahraman’ın kızının büyümesini parmaklıklar ardından izlemek zorunda kalması da Ekrem İmamoğlu’nun siyasi geleceğinin mahkeme salonları ile seçim meydanları arasında askıda tutulması da aynı soruyu düşündürüyor: Bir insanın hayatından kaç yıl alınabilir?

Bu sorunun hukuki olduğu kadar ahlaki bir boyutu da var. Çünkü insan ömrü sınırlıdır. Kaybedilen para geri kazanılabilir, makamlar değişebilir, siyasi dengeler altüst olabilir. Ama geçen zaman geri gelmez. Bir insanın yaşamından koparılan dokuz yılın telafisi yoktur.

Adaletin gecikmesi yalnızca bir kararın gecikmesi değildir. İnsan hayatından eksilen yıllardır. Bugün Osman Kavala için bu tam tamına 3 bin 152 gün.

Ve mesele yalnızca Osman Kavala değil.

Bir ülkede insanların zamanları mahkeme koridorlarında, bitmeyen davalarda, belirsiz tutukluluklarda ve siyasi hesaplaşmaların içinde eriyip gidiyorsa orada kaybedilen yalnızca özgürlük değildir. Hayatın kendisidir.

Ve insanın elindeki en sınırlı kaynak zamandır. Çünkü mahkemeler kararlarını değiştirebilir, iktidarlar değişebilir, tarih yeniden yazılabilir. Ama kaybedilen zaman hiçbir zaman geri alınamaz.