Cumhuriyetin çocukları yaşatma savaşı

Cumhuriyetin çocukları yaşatma savaşı

23.10.2024 04:01
Güncellenme:
Takip Et:

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin bir “Çocuk Davası” vardı. Cumhuriyetin geleceği, bu davanın kazanılmasına bağlıydı. Bunun için her şeyden önce yeni doğan çocukların yaşatılması gerekliydi.

Ulusça korkunç bir travma içindeyiz. Nasıl olmayalım? Bazı özel hastanelerde para için yenidoğan bebeklerin öldürüldüğünü öğrendik. “Cumhuriyetin doktorları böyle bir şeyi nasıl yapabilir?” diye sordum kendi kendime... Oysa yenidoğan bebekleri yaşatmak ve çocukları korumak Türkiye Cumhuriyeti için “vatanı korumak” demekti.  

OSMANLI’DA ÇOCUKLARIN KORUNMASI

Türkiye’de çocuk bakımı ile ilgili ilk kapsamlı çalışma 19. yüzyılda, 1863’te Niş Islahhanelerinin açılması ile başladı. Fakir çocukların bakımı için 1864’te Rusçuk ve Köstence, 1867’de ise Kastamonu, Bursa, İşkodra, Sofya, Sivas, Edirne, İzmir, Halep, Bosna, Erzurum, Diyarbakır, Konya ve Selanik’te ıslahhaneler açıldı. 1873’te Darüşşafaka adı verilen sivil parasız okul açıldı. 1895’te açılan Darülaceze’nin çocuk bölümünde de kimsesiz-yetim çocuklara bakıldı. 1899’da kadınlara ve çocuklara hizmet etmek için Hamidiye Etfal Hastanesi kuruldu. Müslüman çocukların barınması ve eğitimi için 1903’te Darülhayr-ı Ali kuruldu. 1910’da Fakir Çocuklara Yardım Cemiyeti Hayriyesi kuruldu. Savaşlarda ailelerini kaybeden kimsesiz çocukların korunması amacıyla 1914’de Darüleytam adı verilen Yetimler Yurdu, 1917’de de İstanbul Himaye-i Etfal Cemiyeti kuruldu. 

ÇOCUKLARIN SAVAŞ ÇİLESİ

I. Dünya Savaşı sonunda Türkiye’de öksüz, yetim, kimsesiz, hastalıklarla pençeleşen, bakıma muhtaç, yeterli beslenemeyen on binlerce çocuk vardı.

19. yüzyılın sonundaki ve 20. yüzyılın başındaki bitmek bilmeyen savaşlar Osmanlı’da nüfusun önemli oranda azalmasına yol açmıştı. 1923’te Türkiye’de cumhuriyet ilan edilirken ülke nüfusu 8-10 milyon civarındaydı. Bu nüfusun birkaç milyonunu oluşturan çocukların önemli bir bölümü korunmaya muhtaçtı. 

1920’lerde Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri nüfusun azlığıydı. Üstelik mevcut nüfusun yaklaşık yüzde 70’i çeşitli salgın hastalıkların pençesindeydi.

İLK HEDEF ÇOCUKLARI YAŞATMAK   

1920’lerde bebek ölüm oranı Avrupa’da yaklaşık yüzde 10 ile yüzde 25 civarındayken bu oran Türkiye’de yaklaşık yüzde 85-90 civarındaydı. Bu nedenle bir taraftan salgın hastalıklarla mücadele etmek diğer taraftan yeni doğanları yaşatmak gerekiyordu. 

1-3 Eylül 1925 tarihleri arasında toplanan Birinci Milli Türk Tıp Kongresi’nin ana konusu çocuk ölümleriydi. 

Resimli Ay dergisinin daha ilk sayısında Sabiha Zekeriya, “İçin İçin Ölen Bir Millet” başlıklı makalesinde “Cumhuriyeti tehdit eden müthiş tehlike” olarak çocuk ölümlerini gösteriyordu. Doktor Hakkı Şinasi Paşa’ya gönderme yaparak ülkede çocuk ölüm oranının yüzde 80 gibi son derece yüksek bir oranda olduğunu ileri sürüyordu. Geri kalan yüzde 20’nin de durumu ayrıca vahimdi. “Her şeyden önce yetimler vardı. Bunların sayısı 200 bin dolayındaydı. Küçük bir kısmı devlet tarafından himaye ediliyordu. Kalan 190 bin sokakta kalmıştı. Yine çocukların önemli bir kısmı doğru dürüst beslenemiyordu. Bu oran onda dokuzdu. Üçüncü mağduriyet gayri meşru çocuklarınkiydi. Bir kısmı Darülaceze bünyesinde, önemli bir kısmı ise sokaklarda telef oluyordu. Bir diğer çocuk felaketi kimi ticaret kumpanyaları tarafından sokaklarda dilendirilen çocuklardı.” 

Felaketlerin en korkuncu, doğumların çok az olması ve doğanların da hayatta kalamamasıydı. Selim Sırrı (Tarcan), Dünya Savaşı öncesinde ve savaş yıllarında Anadolu’da üç inceleme gezisi yapmıştı. Misafir olduğu köylerde halkla olan söyleşilerinde pek acı gerçeklerle karşılaşmıştı. “Kimilerinin bir, iki, pek azının üç çocuğu vardı. Ama çoğunluğunun sekiz, hatta on evladı dünyaya geldiği halde doğan çocuklarının yaşamadığını acı bir lisanla kendilerinden öğrenmişti… Son yıllarda eski payitahtta beş altı çocuklu aile parmakla gösterilecek kadar azdı...”

Türkiye’de erken Cumhuriyet döneminde çocuk sağlığı açısından üç ana sorun vardı: Salgın hastalıklar, yenidoğan bebek ve çocuk ölümleri ile ıskat-ı cenin (kürtaj). Ayrıca hayatta kalan çocukların güçlendirilmesi ve sağlığa kavuşturulması gerekliydi. 

Cumhuriyet için “çocuk ölümleri” bir ulusal meseleydi. Çocuk ölüm oranları korkutucu düzeyde yüksekti. Himaye-i Etfal Cemiyeti Başkanı ve Kırklareli Milletvekili Dr. Fuad Bey’in çocuk ölümleri üzerine Gürbüz Türk Çocuğu dergisinde yazdığı makale kamuoyunda ve doktorlar arasında derin ilgi uyandırdı. Yine o sırada Çocuk Sarayı’nın açılış töreninde Başbakan İsmet (İnönü), çocuk sorununun önemine değindi, ülkede çocukların korunması için gerekli önlemlerin alınmasını istedi. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) de 1 Kasım 1925 ve 1926 Meclis açılış konuşmalarında salgın hastalıklarla mücadelenin ve sağlıklı, genç ve üretken bir nesil ortaya koymanın önemini anlattı.

Çocuk Esirgeme Kurumu

Eğitim Bakanlığı, Çocuk Esirgeme Kurumu, Halkevleri, hatta Sümerbank fabrikaları salgın hastalıklarla mücadele konusunda çocuklara ve yetişkinlere yönelik pek çok yayın yaptı, bilgilendirici kurslar düzenledi. Bu kurumların hastaneleri ve sağlık ocakları bünyesindeki doktorlar çocuk ve anne sağlığı konusunda tarama, teşhis ve tedavi çalışmaları yaptı.  

Dönemin basını ısrarla Türk kadınlarının çocuk bakım ve yetiştirmesinde bilimsel bilgiye sahip olmasının önemini vurguladı. Annelerin eğitim düzeylerinin yükseltilmesi için çeşitli çalışmalar yapıldı.

Cumhuriyetin başarılı sağlık ve sosyal yardım politikaları sayesinde alınan önlemler sonucu Türkiye’de çocuk ölüm oranları 1927 yılına gelindiğinde yüzde 80, yüzde 90’dan, yüzde 25 ila 35 arasına çekildi. (Toprak, s.27-28)

CUMHURİYETİN ÇOCUK DAVASI

Genç Cumhuriyet, çocuk bakımına, anne-çocuk sağlığına, kimsesiz çocukların sahiplenilmesine ve okullaşmanın artırılmasına büyük önem verdi. 

1920’de TBMM açıldığında ilk kurulan bakanlıklardan biri Sıhhiye ve İçtimain Muavenet Vekâleti, yani Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’ydı.

1921’de Ankara’da şehit çocukları başta olmak üzere kimsesiz çocukları korumak için Mustafa Kemal Paşa’nın (Atatürk’ün) himayesinde Ankara Himaye-i Etfal Cemiyeti kuruldu. Atatürk, 1935 yılında cemiyete Çocuk Esirgeme Kurumu adını verdi. Kurum, 1921-1935 yılları arasında yurtiçinde 574, yurtdışında 38 olmak üzere toplam 612 şube açtı. Ahlat’tan Cizre’ye, Lice’den Siirt’e, Gaziantep’ten Adıyaman’a yurdun her yanına yayılan kurum, yurtdışında da ABD’den Almanya’ya Avustarya’dan Mısır’a kadar şubeleşti. 

Çocuk Esirgeme Kurumu 20 yılda toplam 3.469.990 çocuğa yardım etti. 2.334.168 çocuğa süt ve sıcak yemek verdi. 1.135.822 çocuğu giydirdi, muayene ve tedavi etti, okuttu. 

Çocuk Esirgeme Kurumu’nun 1946 yılı verilerine göre ülke genelinde 447 kuruluşu 194 bina ve arazisi vardı. Bunların dağılımı şöyleydi:

  • Çocuk yuvası ve şefkat yuvası: 25
  • Gündüz bakımevi (kreş): 9
  • Çocuk yurdu: 21
  • Süt damlası: 61 
  • Muayenehane: 5
  • Diş muayenehanesi:3
  • Doğumevi:9
  • Pansiyon:38
  • Aşhane: 112 
  • Talebe sofrası: 71 
  • Çocuk bahçesi: 10
  • Sıhhi banyo: 13
  • Sinema: 11
  • Okuma odası: 5
  • Çocuk kütüphanesi: 2
  • Çocuk bakıcılık okulu: 2
  • Ana mektebi: 4
  • Çocuk bakıcılık müzesi: 1
  • Çocuk sarayı: 1
  • Yüzme ve kum havuzu
  • Ziyaretçi hemşire teşkilatı
  • Emzirme sığınakları ve emzirme odaları 
  • Ana kucakları

Çocuk Esirgeme Kurumu, halkı bilgilendirmek için, 1939’a kadar kitap, dergi, afiş, broşür toplam 3 milyondan fazla yayın yaptı.  

23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarını başlatıp gelenekselleştiren de Himaye-i Etfal Cemiyeti’ydi. Cemiyet, Atatürk’ün desteğiyle 23 Nisanları 1925’ten itibaren “Çocuk Günü”, 1929’dan itibaren “Çocuk Haftası” olarak kutladı.  

Çocuk Esirgeme Kurumu, adına yakışır biçimde Cumhuriyetin çocuk davasının başarıya ulaşmasında çok özel bir yere sahiptir. 

Genç Cumhuriyet, yenidoğan bebekleri yaşatmayı, çocukları sağlıklı bir şekilde bilim ve fen ilkeleriyle büyütmeyi amaçlayan “Gürbüz Çocuk” projesi geliştirdi. Bu proje kapsamında “Gürbüz Türk Çocuğu” dergisi çıkarıldı.

Erken Cumhuriyet döneminde çocukların iyileştirilmesi ve güçlendirilmesi için ilginç projeler de geliştirildi. Bunlardan biri, Trakya Umum Müfettişi Kazım Dirik’in ilk olarak 1936’da uyguladığı “Azat Obaları”ydı. Dirik, Trakya’nın uygun yerlerinde 20 azat obası açarak bulaşıcı hastalıklara yakalanmamış hasta ve cılız çocukları, yeme-içme ve giyim gibi ihtiyaçlarını karşılamak için iki aylığına kampa aldı. Obaların temel amacı çocukları gürbüz hale getirmekti. Bunun için gıdaya önem verildi; çocuklar için örnek yemek çizelgeleri ve verilecek gıda miktarları belirlendi. 1938’e kadar hedeflenen 20 obanın 14’ü açıldı, toplam 463 çocuk kabul edildi.

Sağlık Bakanlığı, 1925’te, doğan çocukların hem doğum sırasında hem sonraki dönemlerinde ölümlerini engellemek için doğum ve bakım evleri kurmayı planladı. 1930’a kadar Ankara, Konya, Balıkesir, Adana, Çorum, Malatya, Erzurum ve Kars’ta “Doğum ve Çocuk Bakım Evleri” açıldı. Bu evlerde yedi yıl içinde 7 bin 025 kadın yatırıldı. 41 bin 483 kadın ayakta tedavi edildi. 1000’e yakın çocuk yatırıldı. Bu kurumlarda toplam 82 bin 200 çocuk tedavi gördü. 

1925’te engelli çocuklar için İzmir’de 100 yataklı bir okul açıldı. 

1926’da Medeni Kanun ile çocuğun korunmasına devlet güvencesi getirildi.

1927’de “Çocukları Zararlı Yayınlardan Koruma Kanunu” çıkarıldı. 

1929’da Ankara’da Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü kuruldu. Burada 1931’den itibaren aşı üretildi. 1932’de aşı ve serum ithalinden vazgeçildi.

1930’da çıkarılan Belediyeler Kanunu ile belediyelere, kimsesiz çocuklara ve fakir ailelerin ikiz çocuklarına para, doktor, ilaç, yeme, içme, giyinme, barınma, eğitim konularında ücretsiz yardım etme, çocuk bahçeleri, oyun ve spor alanları yapma, yetimhaneler, doğum ve emzirme evleri kurup işletme görevi verildi. 

1930 Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda Süt Çocuğu Muayene ve Tedavi Evi ile Doğum Evi kurulması, ebe istihdam edilmesi ve anne-çocuk sağlığının korunması konusunda ayrıntılı hükümler yer aldı. Örneğin doğumlar ücretsiz yaptırılacak, doğumdan önce ve sonra annelere üç hafta izin verilecekti. 20 binden fazla nüfusa sahip şehir belediyeleri birer Süt Çocuğu Muayene Evi açacaktı.

1935 CHP Programı’nda “Çocuk Bakımı” başlığı altında 56. ve 57. maddelerde doğum evlerinin artırılacağı, parasız doğum yardımı sağlanacağı, annelere çocuk bakımı öğretileceği, ebe ve bakıcı sayılarının artırılacağı, şehirlerdeki Süt Damlaları, süt çocukları için Bakım ve Danışma Evleri, kreşler ve öksüz yurtlarının çoğaltılacağı, işçi anneleri ve çocukları ile kimsesiz çocukların korunacağı belirtiliyordu.

CHP’nin “Gürbüz Çocuk” projesi kapsamında birçok yerde Süt Çocuğu Muayene ve Tedavi Evleri, Süt Damlaları, Ana Kucakları ve yoksul annelere yardım için Anneler Birliği kuruldu. 

1930’larda Şişli Etfal Hastanesi Çocuk Ünitesi güçlendirildi. 

1923’te Darülfünun bünyesinde Püerikültür (Kişisel ve Sosyal Çocuk Sağlık Bilgisi) dersleri verilmeye başlandı. İlerleyen yıllarda çocuk hekimliği kürsülerinin sayısı artırıldı. Ayrıca Ankara Numune Hastanesi’nde, İstanbul Tıp Fakültesi’nde çocuk bölümleri açıldı. 

Genç Cumhuriyet kurulduğunda sağlık personeli yetersizliği nedeniyle yurdun birçok bölgesinde yabancı hemşireler görevlendirdi. 1937-1938’de Balıkesir ve Konya’da ebe okulları açıldı.    

1940’larda Köy Enstitülerinde sadece yoksul köy çocukları okutulmakla kalmadı, bu okullarda ayrıca köy ebesi ve sağlık memuru yetiştirildi. Bu ebeler ve sağlık memurları anne-çocuk sağlığı konusunda köylünün en büyük yardımcısı oldular. 

Genç Cumhuriyet, 1930’larda kurduğu fabrikalarda kadın işçilerin çocuklarını bırakabilecekleri ve işçilerin çocuklarını okutabilecekleri kreşler, yuvalar, çocuk bahçeleri ve ilkokullar açtı. 

***

Sonuç olarak “Vatanı korumak çocukları korumakla başlar” diyen Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyetin bir “Çocuk Davası” vardı. Cumhuriyetin geleceği, bu davanın kazanılmasına bağlıydı. Bunun için her şeyden önce yenidoğan çocukların yaşatılması gerekliydi. Cumhuriyet, yenidoğan bebekleri yaşatmak, çocukları sağlıklı koşullarda büyütmek için gerçek anlamda bir seferberlik ilan etti. 

Yenidoğanları yaşatmak için seferber olan genç Cumhuriyetten, yüz yıl sonra, para için yenidoğanların öldürüldüğü bir Türkiye’ye… Kahrolmamak elde değil! 

KAYNAKÇA

Hülya Öztürk-Atiye Emiroğlu, “Osmanlı Devleti’nin Son Dönemleri İle Erken Cumhuriyet Dönem, Çocuk Yetiştirme Politikaları”, Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Dergisi, 2022;12 (3):565-578. 

Zafer Toprak, “Erken Cumhuriyet, Nüfus Sorunu ve Çocuk Ölümleri”, Toplumsal Tarih, S. 281, Mayıs 2017, s.22-31. 

Fuat (Umay), “Haftanın Açılma Gününde Himayei Etfal Cemiyeti Reisi Kırklareli Mebusu Dr. Fuat Bey Tarafından Söylenen Açılma Nutku,” Gürbüz Türk Çocuğu, 79 (Mayıs 1933), s. 5-6.

Ceren Gülser İlikan Rasimoğlu, “Erken Cumhuriyet Döneminde Sağlıklı Bireyin İnşası: Pronatalist Politikalar, Çocuk Sağlığı ve Verem,” İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Dergisi, 39(2), s. 329–357. 

Makbule Sarıkaya, Türkiye Himaye-i Etfal Cemiyeti, 1921-1935, Ankara, 2016. 

Yazarın Son Yazıları

ABD emperyalizmi, Venezüella ve Türkiye

“Nihayet barışı korumak için en hızlı ve etkili tedbir, barışı bozacak herhangi bir saldırganın istediği gibi hareket edemeyeceğini kendisine fiilen gösterecek uluslararası teşkilatların kurulmasıdır.” (Atatürk, 1935)

Devamını Oku
07.01.2026
Atatürk Ankara’dan sesleniyor

“Her Halde Âlemde Hak Vardır ve Hak Kuvvetin Üstündedir”

Devamını Oku
31.12.2025
Menemen Olayı, İrtica ve Laiklik

“Bizi yanlış yol sevk eden habisler (kötülükler), bilirsiniz ki, çok kere din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz, görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar hep din kisvesi altındaki küfür ve melanetten gelmiştir ” (M. Kemal Atatürk, 16 Mart 1923)

Devamını Oku
24.12.2025
Lozan Antlaşması ve ABD

“Bugün Türk Delegasyonu ile imzaladığımız dostluk ve ticaret antlaşması, benim elde etmek istediğimden çok uzaktır. Bu anlaşma, Türklerden koparmak istediğimizden çok fazla imtiyazı (ayrıcalığı) bizim Türklere verdiğimizin belgesidir.”

Devamını Oku
17.12.2025
‘ABD’nin ‘Yeni Türkiye’ hayali’

Samuel Huntington, “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında Türkiye’nin yönünü Batı’dan Doğu’ya çevirerek İslam dünyasının lideri olmasını öneriyor, bunun için de “Atatürk’ün (laik Cumhuriyet) mirasının reddedilmesi” gerektiğini belirtiyordu.

Devamını Oku
10.12.2025
Atatürk’ün ders kitabında ‘Demokrasi ve Kadın Hakları’

“Özetle kadın, seçmek ve seçilmek hakkını elde etmelidir...

Devamını Oku
03.12.2025
Millet Mektepleri

“Türk harflerinin bütün vatandaşlara kapılarının önünde ve işlerinin başında öğretilebilmesi için daha bu sene içinde Millet Mektepleri teşkilatı yapacağız.

Devamını Oku
26.11.2025
Vahdettin nasıl kaçtı?

“17 Kasım 1922 günlü resmi bir telgrafın ilk cümlesi şu idi: ‘Vahdettin Efendi bu gece saraydan kaçmıştır.’

Devamını Oku
19.11.2025
Türkiye'de Opera ve Vals

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.” (M. Kemal Atatürk)

Devamını Oku
05.11.2025
Cumhuriyetimiz

Dile kolay, ilan edildiğinde bazı İngiliz yetkililerin sadece iki yıl ömür biçtikleri Türkiye Cumhuriyeti 102 yaşında...

Devamını Oku
29.10.2025
Cumhuriyet’in şeker fabrikaları

“Meclis kürsüsünde bir de ‘üç beyaz’ parolası revaçtaydı...

Devamını Oku
22.10.2025
Nutuk 98 Yaşında: ‘İşte Bu Ahval ve Şerait İçinde…’

Atatürk Nutuk’u bir açılış ve kapanış döngüsüyle yapılandırır.

Devamını Oku
15.10.2025
Atatürk'e saygı duymayan teğmen: ‘Din Dilinin Türkçeleştirilmesi’

Mustafa Kemal Atatürk’e saygısı olmayanın onun kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletine ve Anayasasına da saygısı yoktur.

Devamını Oku
08.10.2025
Patrikhane ve Ruhban Okulu

Heybeliada Ruhban Okulu Fener Patrikhanesi’ne bağlıydı.

Devamını Oku
01.10.2025
Dil devrimini anlamak

“Gece meşguliyetimiz, bildiğin gibi dil dersleri… Gündüz de yalnız olarak aynı mesele üzerinde birkaç saat çalışıyorum.”

Devamını Oku
24.09.2025
Tek Partiden Çok Partiye: ‘Partili Cumhurbaşkanlığından Tarafsız Cumhurbaşkanlığına’

“Aramızdaki farkı bilelim. Biz, mutlakıyetten bugüne geldik. Siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”

Devamını Oku
17.09.2025
Tarih Kürsüsü ve Suçluların Telaşı ‘CHP’nin Mallarına El Konulması’

Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 102 yaşına girdi.

Devamını Oku
11.09.2025
ETHEM: “İsyan ve İhanet”

“Efendiler, askerî harekâtı çapulculuktan, devlet kurup yönetmeyi, şunun bunun mâsum çocuklarını fidye dilenmek için dağlara kaldırmak haydutluğundan ibaret zanneden, şarlatanlıklarıyla, yaygaralarıyla bütün bir Türk vatanını bezdiren...

Devamını Oku
03.09.2025
Büyük Zafer'in sırrı

Tam 103 yıl önce, 26 Ağustos 1922’de, Afyon Kocatepe’de, sabah saat 05.00’te, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın işaretiyle Türk tarihinin en önemli taarruzu Büyük Taarruz başladı.

Devamını Oku
27.08.2025
Aşiret-Tarikat Sorunu

Yeni açılım sürecinde etnik ayrılıkçı siyaset ve dinci, liberal ortakları, gerçeği çarpıtmaya devam ediyorlar.

Devamını Oku
20.08.2025
Saltanat Şurası’ndan Saray Komisyonu’na

1920 yılında Sevr Antlaşması’nı kabul etmek için kurulan “saltanat şurası”nın ve uygulamak için kurulan “barış komisyonu”nun amacı vatanı, milleti değil, sarayı, (sultanı) ve hükümeti kurtarmaktı.

Devamını Oku
13.08.2025
'Doğu Sorunu' devam ediyor! 'Kürt Sorunu mu Türk sorunu mu?'

İngiliz Müsteşarı Hohler, 27 Ağustos 1919’da Londra’ya gönderdiği bir yazıda şöyle diyordu...

Devamını Oku
06.08.2025
LOZAN: Onurlu Barış

Lozan Barış Antlaşması 102 yaşında…

Devamını Oku
23.07.2025
Hedefteki Cumhuriyet

Mustafa Kemal Atatürk’e göre “Türk milleti” kavramı, sadece bir ırkın, bir etnik kimliğin, bir dinin veya mezhebin değil, Türkiye Cumhuriyeti’ne “vatandaşlık bağı ile bağlı” eşit hukuka sahip tüm yurttaşların ortak-üst-ulusal kimliğinin adıdır.

Devamını Oku
16.07.2025
Atatürk’ün aşama stratejisi ve Türk Devrimi

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta, 21 Nisan 1920 tarihinde yayınladığı, TBMM’nin 23 Nisan 1920 Cuma günü dinsel bir törenle açılacağını duyuran bildirinin, “O günün duygu ve anlayışına uyma zorunluluğundan kaynaklandığını” belirtmişti.

Devamını Oku
09.07.2025
Yaşasın laiklik

“Laiklik ilkesini savunmak için Atatürk gibi yürekli, Atatürk gibi inançlı olmak gerekir. İzinden gittiklerini söyleyenler gibi ürkek, kararsız ve inançsız değil” (Uğur Mumcu- Cumhuriyet 1 Mart 1987)

Devamını Oku
02.07.2025
Atatürk’ün dünya barışını koruma formülü

Kuzeyimizde Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken, güneyimizde İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları devam ediyordu ki, birden bire İsrail-İran Savaşı başladı.

Devamını Oku
25.06.2025
Sykes-Picot, Sevr, BOP ve Lozan

Şu gerçeği iyi görmek gerekir ki Sykes-Picot’tan Sevr’e, Sevr’den BOP’a, Türkiye’yi bölüp parçalamaya yönelik planların önündeki en güçlü kalkan Lozan Antlaşması’dır.

Devamını Oku
18.06.2025
Tek parti döneminde hac yasak mıydı?

1 Haziran 1927 tarihli ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal (Atatürk) imzalı bir Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre “Hac mevsiminde Hicaz’a gönderilecek Hıfzıssıhha uzmanlarından Dr. Şerafeddin Bey’e siyasi pasaport verilmesi” kararlaştırılmıştı.

Devamını Oku
11.06.2025
Atatürk'ün Mirası Büyükdere Fidanlığı

Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 1928 yılında İstanbul’da “Büyükdere Meyve Islah Enstitüsü” kuruldu...

Devamını Oku
04.06.2025
Lozan ve Kürtler

“Kürtler küçük lokmanın pek kolay yutulacağını vaktinden çok evvel anlamışlardır. Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları Kürtler kendi milletlerinden addetmezler. Kürtlerin mukadderatı Türk’ün mukadderatıyla eştir. (…) TBMM Hükümeti dâhilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak telakkisini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ederiz.”

Devamını Oku
28.05.2025
1921 Anayasası ve Muhtariyet

“Vilayetler kendi başına bir devlet değildir. Amerika hükümeti müttehidesi gibi değildir. Her vilayetin haiz olduğu muhtariyet, mahalli işlere münhasırdır. O işler ki yalnız vilayeti alakadar eder. O işler o vilayetin işleridir.”

Devamını Oku
21.05.2025
Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerine saldırmak

Lozan Antlaşması’nın ve 1924 Anayasası’nın hedef alınması; tam bağımsız, üniter, laik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin hedef alınması demektir.

Devamını Oku
14.05.2025
CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye yönelik saldırılar

Devamını Oku
07.05.2025
Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Cumhuriyetin İlköğretim Devrimi

Devamını Oku
30.04.2025
‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’nin açılması

‘Ulusal egemenliğe dayanan yeni Türk devletinin kurulması’: TBMM’NİN AÇILMASI

Devamını Oku
23.04.2025
Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Atatürk yol göstermeye devam ediyor: ‘Hükümet, özgürlük ve demokrasi’

Devamını Oku
16.04.2025
Atatürkçü gençliğin yükselişi

Atatürkçü gençliğin yükselişi

Devamını Oku
02.04.2025
Atatürk’ün önderliğinde cumhuriyetçi direniş

ATATÜRK'ÜN ÖNDERLİĞİNDE CUMHURİYETÇİ DİRENİŞ

Devamını Oku
26.03.2025
Çanak Krizi ve ikinci Çanakkale Zaferi

Çanak Krizi ve ikinci Çanakkale Zaferi

Devamını Oku
19.03.2025